Haberlere Kısa Bir Bakış
- Yahudi Varlığı Gazze’den Çekilmeyi Reddediyor
Yahudi Varlığı Başbakanı Netanyahu, 9/8/2026 tarihinde hükümetiyle yaptığı toplantıda, Gazze ile ilgili 15 maddeden oluşan belgeyi İsrail’in reddettiğini söyledi. Şöyle dedi: “İsrail, 15 maddeden oluşan belgeyi reddediyor.” Ayrıca, “Hamas’ın gerçekten silahsızlandırılması gerçekleşmeden İsrail ordusu herhangi bir şekilde geri çekilmeyecektir.” dedi. Yine, “İsrail, planla ilgili itirazları konusunda Amerika ile görüşmeler yürütüyor. Onların (Amerikalıların) bazıları bizim için kabul edilebilir, bazıları ise kabul edilemez olan fikirleri var. Biz de bu konulardaki tutumlarımıza nasıl bağlı kalacağımızı biliyoruz.” dedi.
ABD Başkanı Trump tarafından kurulan ve her zaman Yahudi Varlığı’nın yanında duran Barış Konseyi’nde Gazze İşleri Yüksek Temsilcisi ise şöyle dedi: “Gerçek anlamda bir silahsızlanma gerçekleşirse İsrail, Gazze Şeridi’nden çekilecektir. Silahsızlanma süreci, Kalaşnikof tüfeklerine kadar Hamas’ın elindeki tüm silah cephaneliğini kapsayacaktır.”
Buna karşılık Hamas, Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye aracılığıyla, Yahudi Varlığı’nın Gazze’den gerçekleştireceği her çekilmeyle eş zamanlı olarak Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngören planı kabul ettiğini açıkladı. Siyasi Büro üyesi Bassem Naim ise AFP’ye yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Arabuluculardan ve ABD’li garantörden, Netanyahu ve hükümeti üzerinde baskı kurarak yol haritasına bağlı kalmasını sağlamalarını ve siyasi ve seçimsel nedenlerle süreci engellememelerini, bölgenin istikrarı ve güvenliğiyle oynamaya devam etmemelerini bekliyoruz.”
Direnişçilerin silahsızlandırılmasını kabul etmek, düşman Yahudi Varlığı’nı daha güçlü bir konuma getirir ve daha fazla taviz talep etmesinin önünü açar. Nitekim Yahudi Varlığı, Batı Şeria’da yaptığı gibi, insanların kendilerini savunmak için ellerinde bir bıçak dahi olsa herhangi bir silah bulundurmamalarını istemektedir.
Bununla birlikte hiç kimse bu suçlu düşmandan silahlarını bırakmasını istememektedir. Oysa bu düşman Gazze’yi yıkmış, yüz binlerce kişiyi öldürmüş ve yaralamış, milyonlarca insanı yerinden etmiş, açlık ve hastalıklar nedeniyle ve yaralarının kan kaybetmesi sonucunda ölmeleri için onlardan yiyecek, içecek ve ilaçları esirgemiştir. Üstelik saldırılarını hâlâ sürdürmektedir.
Benzer şekilde düşman Yahudi Varlığı, Lübnan ve Suriye’den de, her iki ülkenin güney kesimlerini kontrol altına almasının ardından, buralarda silahlardan arındırılmış güvenli bölgeler oluşturmak istemektedir. Bu nedenle düşmanın dayattıklarını kabul etmek caiz değildir. Bilakis kararlı olunmalı, silah bırakılmamalı ve mücadeleye devam edilmelidir. Çünkü düşman sonunda yenilecek ve geri çekilecektir. Zira yaraları kanamaya devam edecek ve uzun zaman geçtikçe bunu kaldıramayacaktır. Allah, sözlerin en doğru olanını söyleyerek şöyle buyurmaktadır:
“Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ummadığını umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ, 104)
- Yahudi Varlığı ile Suriye Arasında Nükleer Maddelerin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Gizli Anlaşma
Amerikan Axios sitesi, 11/8/2026 tarihinde, “Trump yönetiminin, Suriye ile İsrail arasında, ‘99. Bölge’ olarak bilinen gizli bir bölgede depolanan nükleer maddelerin güvenliğini sağlamak ve ortadan kaldırmak amacıyla gizli bir anlaşmaya aracılık ettiğini” açıkladı.
Sitenin haberine göre, “İsrail, Suriye makamlarının bölgede bulunan maddelere ulaşmaya çalışması hâlinde burayı vurmakla tehdit etti. Bölge, Şam’a yönelik tehditlerle birlikte İsrail’in gözetimi altında kaldı. İsrail, sarı uranyum da dâhil olmak üzere bu maddelerin ‘kirli bomba’ yapımında kullanılabileceğine inanıyor. Maddelerin, Suriye ile İsrail arasında yeni bir askerî gerilimin önüne geçmeyi amaçlayan bir adımla, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından bölgeden çıkarılması planlanıyor.”
Buradan, Ahmed eş-Şara liderliğindeki Suriye rejiminin, Yahudi Varlığı karşısında boyun eğme ve teslimiyet politikasını sürdürmekte ısrar ettiği görülmektedir. Zira Ahmed eş-Şara’nın iktidara gelmesinden bu yana Yahudi Varlığı Suriye’ye saldırmış ve yüzlerce askerî bölgeyi imha etmiş, ancak o buna tek bir kurşunla bile karşılık vermemiştir. Ardından Golan Tepeleri’ni ele geçirip işgal etmiş, köylere ve kasabalara saldırarak Şam’ın eteklerine kadar uzanan bir güvenlik bölgesi oluşturmuş ve buralarda gözetleme ve keşif noktaları kurmuştur. Buralardan ülke halkına saldırarak insanları öldürmekte, esir almakta ve yerleşim yerlerini yıkmaktadır. Ahmed eş-Şara liderliğindeki Suriye rejimi ise buna karşı hiçbir şey yapmamaktadır.
Hatta Suriye rejimi, 6/1/2026 tarihinde Amerikan himayesinde, Fransa’nın başkenti Paris’te Yahudi Varlığı ile şu hususları içeren bir anlaşma imzalamıştır: “Anlık istihbarat koordinasyonu ve gerilimi azaltmak amacıyla ortak bir iletişim hücresi olarak ortak bir entegrasyon mekanizmasının oluşturulması. Ortak mekanizma ayrıca Amerikan gözetiminde diplomatik ve ticari ilişkilerin yürütülmesini de kapsamaktadır.” (Anadolu, 7/1/2026).
Buradan, Ahmed eş-Şara başkanlığındaki Suriye rejiminin, Yahudi Varlığı’nın ayakları altında boyun eğme, teslimiyet ve ihanetleri gerçekleştirme konusunda en aşağılık rejimlerle yarıştığı görülmektedir. Bu konuda, Filistin’deki Abbas yönetimiyle de yarışmaktadır. Zira Abbas yönetimi, Yahudi Varlığı ile güvenlik koordinasyonunu kutsal kabul etmiş, yani ihaneti kutsal saymıştır. Nitekim Oslo Anlaşması’nın ihanet olduğunu söyleyerek: “Bu ihaneti istiyoruz.” demiştir.
- Türkiye Parlamentosu, PKK ile Yürütülen Barış Sürecine İlişkin Çerçeve Kanununu Kabul Etti
Türkiye Parlamentosu, 12/8/2026 tarihinde, PKK ile yürütülen barış sürecine ilişkin, silahların teslim edilmesi ve kayda geçirilmesi mekanizmasına dair özel bir genelgenin hazırlanmasını öngören bir çerçeve kanununu kabul etti. Kanun, güvenlik birimlerinin, partiye bağlı tüm teşkilatların ve güçlerin fiilî varlıklarını sona erdirdiğini ve silahlarını teslim ettiğini soruşturmasını öngörmektedir. Ayrıca, cezası 15 yılı aşmayan suçlara ilişkin soruşturma ve yargılamaların 5 yıl süreyle, cezası 15 yıldan fazla olan veya müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin soruşturma ve yargılamaların ise 10 yıl süreyle askıya alınmasını öngörmektedir. Toplam hapis cezası 15 yıl veya daha az olan hapis cezalarının infazı 5 yıl süreyle, 15 yıldan fazla olan hapis cezalarının infazı ise 10 yıl süreyle askıya alınacaktır. Aynı şekilde müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının infazı da askıya alınacaktır.
Kürdistan İşçi Partisi’nin kurucusu Abdullah Öcalan, geçtiğimiz yıl partisini feshetmeye ve silah bırakmaya çağırmıştı. Öcalan’ın 1999 yılından beri Türkiye’de tutuklu bulunduğunu belirtmek gerekir. Partisi ise kurucusunun 12/5/2025 tarihli çağrısını kabul ederek kendisini feshettiğini, silah bıraktığını ve Türkiye’ye karşı silahlı isyanı sona erdirdiğini ilan etti.
Bu parti, 1984 yılında kurulmasından itibaren 40 yıl boyunca Türkiye’ye karşı silahlı bir isyan yürütmüş, Türkiye’nin güneydoğusunda bir Kürt oluşumu kurmayı ve ardından bu bölgeyi Türkiye’den ayırmayı savunmuştur.
Ancak Türkiye Parlamentosu’nun kabul ettiği barışa ilişkin çerçeve kanunu, Kürt sorununu köklü bir şekilde çözmemektedir. Çünkü bu sorunun çözümü fikrîdir; yalnızca askerî yöntemlerle veya kanunlar çıkarılarak çözülemez. Aksi hâlde sorun yeniden ortaya çıkacaktır. Sorunun köklü çözümü, Türkler, Kürtler, Araplar ve diğerleri arasında ayrım yapmayan, İslam esasına dayalı bir devletin kurulmasıdır. Zira Hilafet Devleti mevcut olduğu dönemde bütün halklar İslam potasında erimişti. Bu nedenle bütün Müslümanların onu yeniden kurmak için çalışmaları gerekmektedir.
Esad Mansur