– 7 –
- İnsanların mallarını haksızca yiyen haham ve rahipler
- Bunların batıl fetva vererek Allah yolundan insanları saptırmaları
- Fetvalara mukabil kazandıkları paraların hükmü
- Bunlara benzer âlim, şeyh, hoca ve müftü unvanını alanlara karşı tutum
- Kenzetmenin haram olması ve iddiharın helal olması
- Senenin on iki ay olmasının önemi
- Haram aylara karşı hürmet
- Bunun hürmetini bozan kâfirlerin durumu
يٰۤاَيُّهَا الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡۤا اِنَّ كَثِيۡرًا مِّنَ الۡاَحۡبَارِ وَالرُّهۡبَانِ لَيَاۡكُلُوۡنَ اَمۡوَالَ النَّاسِ بِالۡبَاطِلِ وَيَصُدُّوۡنَ عَنۡ سَبِيۡلِ اللّٰهِؕ وَالَّذِيۡنَ يَكۡنِزُوۡنَ الذَّهَبَ وَالۡفِضَّةَ وَلَا يُنۡفِقُوۡنَهَا فِىۡ سَبِيۡلِ اللّٰهِۙ فَبَشِّرۡهُمۡ بِعَذَابٍ اَلِيۡمٍۙ ﴿۳٤﴾ يَّومَ يُحۡمٰى عَلَيۡهَا فِىۡ نَارِ جَهَـنَّمَ فَتُكۡوٰى بِهَا جِبَاهُهُمۡ وَجُنُوۡبُهُمۡ وَظُهُوۡرُهُمۡؕ هٰذَا مَا كَنَزۡتُمۡ لِاَنۡفُسِكُمۡ فَذُوۡقُوۡا مَا كُنۡتُمۡ تَكۡنِزُوۡنَ ﴿۳۵﴾ اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُوۡرِ عِنۡدَ اللّٰهِ اثۡنَا عَشَرَ شَهۡرًا فِىۡ كِتٰبِ اللّٰهِ يَوۡمَ خَلَقَ السَّمٰوٰتِ وَالۡاَرۡضَ مِنۡهَاۤ اَرۡبَعَةٌ حُرُمٌ ؕ ذٰلِكَ الدِّيۡنُ الۡقَيِّمُۙ فَلَا تَظۡلِمُوۡا فِيۡهِنَّ اَنۡفُسَكُمۡ ؕ وَقَاتِلُوا الۡمُشۡرِكِيۡنَ كَآفَّةً كَمَا يُقَاتِلُوۡنَكُمۡ كَآفَّةً ؕ وَاعۡلَمُوۡۤا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الۡمُتَّقِيۡنَ ﴿۳٦﴾ اِنَّمَا النَّسِىۡٓءُ زِيَادَةٌ فِى الۡكُفۡرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذِيۡنَ كَفَرُوۡا يُحِلُّوۡنَهٗ عَامًا وَّيُحَرِّمُوۡنَهٗ عَامًا لِّيُوَاطِــُٔــوۡا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ فَيُحِلُّوۡا مَا حَرَّمَ اللّٰهُ ؕ زُيِّنَ لَهُمۡ سُوۡۤءُ اَعۡمَالِهِمۡ ؕ وَاللّٰهُ لَا يَهۡدِى الۡقَوۡمَ الۡـكٰفِرِيۡنَ﴿۳۷﴾
Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden pek çoğu insanların mallarını haksızca yer ve Allah yolundan saptırırlar. Altın ve gümüşü kenzeden ve Allah uğrunda harcamayanları elim azapla müjdele. (34)
Kıyamet gününde cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, yanları ve sırtları bu ateşle dağlanacaktır. İşte kendileriniz için kenzettiğiniz şey budur. Kenzettiğiniz için bunu tadın. (35)
Allah gökleri ve yeri yarattığı günde kitabında koyduğu hükme göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dört ay haram aylardır. İşte doğru din budur. Bu aylarda kendi kendinize zulmetmeyin. Müşrikler nasıl topyekûn olarak sizinle savaşıyorlarsa, böylece siz de onlarla topyekûn olarak savaşın. Bilin ki Allah takva sahibi olanlarla beraberdir. (36)
Haram ayların yerlerini değiştirip ertelemek, kâfirlikte ileri gitmekten başka bir şey değildir. Bir sene helal kılarlar, başka bir sene haram kılarlar. Böylece Allah’ın haram kıldığı ayların iddetini bozarlar. Böylece kötü amelleri kendilerine güzel gözüktü. Allah kâfirleri asla hidayete erdirmez. (37)
Allah, Ehl-i Kitab’ın şirk koştuklarından dolayı kâfir olduklarını ilan edip İslam hükmüne boyun eğdirerek cizye verinceye kadar onlarla Müslümanların savaşmasına kesin emir verdi. Zira onlar Allah’ın nuru olan İslam’ı söndürmek için savaşırlar.
Bundan sonra Allah, iman edenlere hitap ederek “hahamlar ve rahiplerden” sakındırıyor. Çünkü onların “pek çoğu insanların mallarını haksızca yer.” Daha önceki ayetlerde hahamları ve rahipleri rab edindiklerini bildirdi. Bunlar kendi tâbileri olan Yahudilere ve Hristiyanlara teşri edici oldular. İnsanların çıkarlarına göre haramı ve helali gösterirler. Buna mukabil para alırlar. Bakara 79, Âl-i İmrân 187 ve Tevbe 9. ayetlerde bunlar para karşılığında kitaplarını sattılar. Asıl hükümleri tahrif ederek insanların çıkarlarına göre fetva vermeye başladılar. Böylece para toplayıp yığdılar.
Bu ayetle Allah, Yahudilerin hahamları ve Hristiyanların rahipleri gibi olup para toplayıp yığanlardan sakındırıyor.
Hahamlar ve rahipler kitapları tahrif ederek “Allah yolundan saptırırlar.” Gerçeği söylemezler; dertleri veya hedefleri para toplayıp yığmaktır. Onlar ne kadar ilim sahibi olmuşsa, hatta kitaplarını ezberlemiş olsalar da ilimleriyle geçinmeye başladılar. Allah’ın korkusundan yoksuldurlar. Cuma Suresi 5. ayette Allah, onları kitap taşıyan merkeplere benzetti.
Bakara 174. ayette kitaplarını sattıkları için karınlarında ateş yerler. O paralar karınlarında yanar. Böylece azap görürler.
Allah, Yahudilerin âlimleri olan hahamlar ile Hristiyanların âlimleri olan rahiplerin yaptıklarını ifşa ederek Müslümanların âlimlerini uyarır. Bunların durumuna düşmesinler. Müslümanları bu tür âlimlerden sakındırır.
Nitekim bu asırda İslam adıyla âlim, şeyh, hoca ve müftü unvanı taşıyanların bir kısmı haham ve rahipler gibidirler. Para karşılığında dini satar, Kitab’ın gerçek manalarını tahrif ederek maslahat, çıkar ve zaruret adı altında fetva verirler. İslam’ı uygulamayan devletlerden maaş alanlar da bu küfür devletlerinin ve zalim yöneticilerinin hesabına fetva verirler. Bu yöneticilere itaat etmeyi ve destek vermeyi farz olduğuna, onları muhasebe etmeye ve değiştirmeye çalışmanın haram olduğuna söylerler. Onların küfür ve fısk icraatlarını ve siyasetlerini meşru kılarlar. En büyük haramlardan biri olan faizi helal kıldılar. Serbest bıraktıkları zina, eşcinsellik, kumar, içki, kadınların açılması ve her türlü harama göz yumarlar. Zira bu yöneticiler, dini hayattan ayıran laikliği, “egemenlik, teşri edicilik halkındır” diyen demokrasiyi benimsediler. Buna binaen herkes özgür dediler, istediğini yapar.
Ayrıca birtakım kişiler şeyh lakabı taşıyıp tarikatlar kurarak mensuplarından para toplayıp yığmaya başladılar.
Para kazanıp yığmak ve makam elde etmek üzere millet meclisine katılıp haramı ve helali yasa çıkaranlar da aynı hükümdedirler.
Birinci Cihan Savaşı’na kadar bütün dünyada para altın ve gümüş idi. Böylece hahamların ve rahiplerin toplayıp yığdıkları paralara işaret edilerek ayette “Altın ve gümüşü kenzeden ve Allah uğrunda bunları harcamayanları elim azapla müjdele.” buyruldu.
Bunların daha şu iki suçu vardır: Paraları kenzeder ve Allah uğrunda harcamazlar.
Kenzetmek ise hedefsiz para toplayıp yığmaktır.
Bu nedenle parayı kenzetmek haramdır. Ancak iddihar caizdir. Bir hedef için Müslüman para toplarsa caizdir. Buna kenz değil, iddihar denilir.
Hac veya umre yapmak, bir ev yapmak veya satın almak, araba ve değişik eşya almak veya evlenmek veyahut çocukları evlendirmek, ticaret, sanayi ve ziraat alanlarında proje için para toplayıp yığmak caizdir. Buna kenz değil, iddihar denilir. İslam buna cevaz verdi.
Ama bu paranın üzerinden bir sene geçerse ve nisap miktarına ulaşırsa zekâtını vermelidir.
Hatta kenzettiği paraya da zekât vermelidir. Ancak kenzettiği için haram işler. Buna rağmen zekâtını vermelidir.
Ayette fazla paranın Allah uğrunda harcanması gerektiği bildirildi.
Bu günlerde para altın ve gümüş değilse, bununla altın ve gümüş ve her şey de satın alınabilir. Bu nedenle kenzedilmesi haramdır, zekâtı gereklidir, haksızca insanların paralarını yemek de haramdır, zalim yöneticilerin isteklerine ve çıkarlarına göre fetva vermeye karşı para almak veya maaş almak haramdır. Daha doğrusu bunların her biri büyük haramlardır.
Zira Allah bunlara “Elim azapla müjdele.” buyurdu. Onların müjdesi acılı azaptır. Oysa normal olarak müjde iyi şeyler için söylenir. Fakat onları alaya alarak acılı azabı onlara müjde olarak gösterdi.
Bu azabın acılığını göstermek üzere “Kıyamet gününde cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, yanları ve sırtları bu ateşle dağlanacaktır.” buyuruldu.
Sanki bunlar paraya tapar ve alınları üzerine secde eder. Bu nedenle alınları bu paralarla dağlanacaktır.
Ayrıca mecazî mânada altlarında saklayıp üzerlerine yattıkları için yanları ve sırtları dağlanacak buyuruldu.
Başka ayetlerde, mecazî mânada ayetlerin mânalarını değiştirerek çıkara ve zalim yöneticilerin isteklerine göre fetva verip para alanların, haksızca aldıkları için para yedikleri buyruldu. Başka ayetlerde faizi alanlara faizi yedikleri buyruldu. Yedikleri zaman karınlarına inecektir. Böylece karınlarında ateş yerler.
Onlara “İşte kendileriniz için kenzettiğiniz şey budur. Kenzettiğiniz için bunu tadın.” denilecektir. Onların cehennemde yiyecekleri zakkumdur, içecekleri ise irindir ve kaynar sudur.
Batıl fetva ve fikir vererek haksızca para yiyenler, hâlâ bundan korkmadınız mı?! Dünya malı, lezzeti ve eğlencesi geçicidir!
“Allah gökleri ve yeri yarattığı günde” kitabında koyduğu hükme göre ayların sayısı on ikidir.
Allah gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. İnsanları yeryüzünde yerleştirdi. İnsanlar zamanı bilmek için güneşi ve ayı yarattı. Böylece güneşe ve aya göre iki takvim oldu.
Her gün güneş doğuyor ve batıyor, bir gün geçer. Allah güneşin hareketine göre belli ibadet tayin etti. Beş vakit namazı güneşin hareketine göre belirledi. Ancak namaz bu vakitlerde kılınır. Azimet budur. Ancak bir ruhsat olursa, belli nedenlerle iki vakit bir vakitte cem edilip kılınabilir. Güneş senesi de on iki aydır.
Ayın hareketine göre ayları tespit etti. Bunlar da on iki aydır. Buna göre ibadetleri tayin etti. Oruç, hac ve zekât bu aylara göre eda edilir. Ramazan ayının sırasını tayin etti. Bu ayda oruç tutulur. Ayın hilali görülünce oruca başlanır; bu ay bitimi, ondan sonra Şevval ayının hilali görülünce oruç tutma işi biter. Bu şekilde oruç farzı eda edilmiş olur. Allah şöyle buyurdu:
شَهۡرُ رَمَضَانَ الَّذِىۡٓ اُنۡزِلَ فِيۡهِ الۡقُرۡاٰنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنٰتٍ مِّنَ الۡهُدٰى وَالۡفُرۡقَانِۚ فَمَنۡ شَهِدَ مِنۡكُمُ الشَّهۡرَ فَلۡيَـصُمۡهُ
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden kim Ramazan ayına şahit olursa onda oruç tutsun.” (Bakara 187)
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
«صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ، وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ غُبِّيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلاَثِينَ» رواه البخاري.
“Onu (hilali) gördüğünüz zaman oruç tutun, onu (hilali) gördüğünüz zaman bozun. Eğer göremezseniz Şaban ayının iddetini otuza tamamlayın.” (Buhari)
Şöyle de buyurdu:
«صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ غُمِّيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا الْعَدَدَ» رواه مسلم.
“Onu (hilali) gördüğünüz zaman oruç tutun, onu (hilali) gördüğünüz zaman bozun. Eğer göremeseniz ayı otuza tamamlayın.” (Müslim)
Bu ay, senede bir defa gelir ve Allah’a oruç tutarak kulluk edilir. On bir ay geçince, Şaban ayının sonunda bu ay gelir. Şevval hilali görülünce sona erer.
Hac ayı Zilhicce olarak tayin edildi. Kamerî veya Hicrî takvime göre zekât senede bir defa farz kılındı. 85 gram saf altın veya 595 gram saf gümüş olursa nisap gerçekleşir. Bu miktara kamerî bir senede, on iki ay geçerse Müslüman zekâtını vermelidir. Gümüş nisabına göre zekât verilmesi daha efdaldir. Allah’a daha fazla yakınlık gösterilir.
Ayrıca haraç, topraktan senede bir defa toplanır. Ancak Hilafet Devleti olunca verilir. Çünkü haraç, Hilafet Devleti’nin hakkıdır.
Ürünlerin zekâtı, mahsul toplanınca onda biri zekât olarak verilir. Senede bir defa bu mahsuller toplanır ve zekât verilir. Fakat buğday, arpa, hurma ve kuru üzüm mahsulleri olursa onda biri zekât verilir.
Cizye ancak senede bir defa zimmîlerden toplanır. Ancak akıl, bâliğ ve gücü olan zimmî erkeklerden alınır. Kadınlardan, çocuklardan ve aciz erkeklerden alınmaz.
İşte Allah, kendisine kulluk etmek ve ekonomiyle ilgili değişik şer’î hükümleri uygulamak için seneyi on iki ay olarak belirledi. Bu asla değiştirilemez ve tayin edilen vakitler dışında ibadetler geçerli olmaz. Ancak belli mazeretler ve belli nedenlerden dolayı ruhsat varsa müstesnadır.
Bu on iki aydan “dört ay haram aylardır.”
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Allah’ın vahyine göre bu dört ayı ve sair ayları tespit etti ve bunlarla ilgili bütün açıklamaları beyan etti. Bu nedenle sünnet kesin olarak teşri kaynağıdır. Kur’an’ın açıklaması hep sünnettedir. Bunu inkâr eden dinden çıkmış olur.
Bu dört haram ay ise Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep’tir. Bu aylarda savaş yasaklandı. Ancak belli şer’î gerekçelerle savaş başlatılır. Bakara 217’de detayları gösterildi. Bu ayete yaptığımız tefsire dönebilirsiniz; mesele tam vuzuha kavuşur.
“İşte doğru din budur.” Din, Allah’a kulluk etmektir. Bu hükümlere göre Allah’a doğru şekilde kulluk edilir. Bunun dışında ise eğrilik ve sapıklıktır.
“Bu aylarda kendi kendinize zulmetmeyin.” Bu aylarda haram işlemek, diğer aylarda işlemekten daha çirkindir. Ayrıca bu ayların hürmetini bozup şer’î gerekçe olmadan savaşmak caiz değildir. Allah’ın emirlerine muhalefet edilince Müslümanlar kendi kendilerine zulmetmiş olurlar.
“Müşrikler topyekûn olarak nasıl sizinle savaşıyorlarsa, böylece siz de onlarla topyekûn olarak savaşın.”
Burada müşrikler ve kâfirlerin tümü İslam’a düşmanlık ilan ettiler. Nitekim Allah birçok ayette bu gerçeği vurgulayıp Müslümanları onlardan uyandırdı. Böylece bütün kâfirler İslam’a ve Müslümanlara savaş ilan ettiler. Bu nedenle “topyekûn olarak sizinle savaşırlar” buyruldu. Bazen bir cephede birleşip Müslümanlara karşı saldırırlar. Bazen her kâfir devlet veya grup savaşı ilan edip İslam’a ve Müslümanlara saldırırlar.
Bakara 120. ayette Yahudiler ve Hristiyanların, Müslümanları dinlerini terk etmeye çalıştıklarına işaret edilerek İslam’ı terk edip kendi dinlerine tâbi olmadıkça onlardan razı olmayacaklarına dair beyan vardır.
Bakara 217. ayette kâfirlerin, Müslümanları dinlerinden döndürünceye kadar onlarla savaşacaklarına dair bildiri vardır.
İşte savaş iman ile küfür, hayır ile şer arasındadır. Müslümanlar bunu tam olarak idrak etmelidirler.
Bu nedenle Hilafet Devleti’ni yıkmak için Britanya ve Fransa birleşip Osmanlı Devleti’ne saldırdılar ve bütün topraklarını işgal edip paylaştılar. Bu topraklar üzerinde yaklaşık olarak 57 devlet kurdular ve kendilerine de bağladılar. Çünkü anayasaları ve kanunları kendilerinden alındı. Böylece İslam memleketlerinde Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek yasaklandı.
Bütün küfür devletleri, 1948’de Filistin’de Yahudilerin gasbettiği topraklarda kurdukları devleti tanıdılar.
Haçlı NATO devletleri, Amerika’nın liderliğinde 2001’de Afganistan’a saldırıp 20 sene Müslümanlarla savaştılar.
Rusya Kafkas memleketlerini, Çin Doğu Türkistan’ı, Hindistan Keşmir’i ve Myanmar Rohingya, Müslümanlarının memleketi olan Arakan’ı işgal ettiler ve halkını oradan çıkarttılar.
Tekrar Hilafeti kurmaya çalışan Müslümanlara karşı savaş açıp onları cezalandırıyorlar.
Her yerde kâfirler Müslümanlarla savaşıyorlar. Böylece topyekûn olarak Müslümanlarla savaşmış olurlar.
“Böylece siz de onlarla topyekûn olarak savaşın.” Diye Müslümanlara emir verildi.
Bütün Müslümanlar kâfirlere karşı birleşmeye çağırılıyor. 13 asır bir devlet içinde ve tek Halife’nin emrindeydiler; böylece kâfirlere karşı topyekûn olarak savaşıyorlardı. Öyleyse bu devleti kurmaya çalışmak Müslümanlara en büyük farz oldu.
Allah, iman edenlere hitap ederek kendisinden korkmayı ve yardımını hatırlatarak “Bilin ki Allah takva sahibi olanlarla beraberdir.” buyurdu.
Eğer Müslümanlar Allah’ın emrine uyarak O’ndan korkarlarsa, O da onlarla beraber olur; muhakkak ki onlara yardım eder. Zira “Bilin ki” buyurdu. Kesin olarak inanın ve güvenin, ey takva sahipleri! Muhakkak ki Allah, kendi emrine uyarsanız size yardım edecektir. Bu akidevî bir meseledir. Kâfirlerden korkup dinlerinde taviz verenlerin akidelerinde sakatlık vardır; kavrayarak kesin olarak inanmamış olabilirler, dinlerini taklidî olarak aldılar.
Kâfirler “haram ayların yerlerini değiştirip erteleme” işini yapıyorlardı. İşlerine göre bir senede Muharrem ayını helal kılar, yerine Safer ayını haram kılarlar; bir senede Muharrem’i haram ayı olarak sayarlar. Böylece haram ayların yerlerini değiştirip erteliyorlardı.
Bu eylem ise “kâfirlikte ileri gitmekten başka bir şey değildir” buyruldu. Kâfirliklerini artırmaktan başka değildir. Küfür büyük bir suçtur; buna ekleyerek yeni bir suç yaparlar. Haram ayların hürmetini bozarlar. Çünkü onlar da Araplar arasında geleneksel olarak bu aylara hürmet verirlerdi. Fakat geleneksel olup Allah’tan korkmadıkları için bu ayların hürmetini bozup saldırırlar ve zulüm yaparlardı.
Allah onların kötü amellerini ifşa ederek “Bir senede haram ayı helal kılarlar, başka bir senede haram kılarlar. Böylece Allah’ın haram kıldığı ayların iddetini bozarlar.” buyurdu.
Allah, kâfirlerin ne kadar sapık olduklarını göstererek “Böylece kötü amelleri kendilerine güzel gözüktü.” buyurdu.
Kâfirler çıkar, arzu, heva ve heveslerini ilah edindikleri için bunun uğrunda ne çirkin amel yaparlarsa onu güzel görür ve gösterirler.
Haram aylarla oynamayı güzel görmeye başladılar. Her kabile bunu yapmaya başladı.
Mekke’de İbrahim dininden kalma tevhid vardı. İslam’dan 150 seneye yakın bir süre önce Kureyş lideri Amr bin Luhay, Şam’dan Hubel putunu getirdi. “Bu nedir?” diye sorulunca, “Bizi Allah’a yaklaştırır.” deyip her kabile bir put dikmeye başlayıp böylece Allah’a yaklaşmaya çalıştılar ve artık kendilerine putperestlik güzel amel gözüktü.
Bu asırda kâfirler ve dostları çirkin amelleri güzel gösterip kamuoyu oluştururlar. Böylece herkes aynısını yapar veya ona karşı susar. Osmanlı Hilafet Devleti’nde İslam hükmünü uygulayarak kadının kapanması şarttır. Hilafeti yıkanlar ise şeriatı da yıktılar, kadının açılmasını şart gördüler. Sonra insanları buna alıştırdılar; kapanan iffetli kadınları çirkin görmeye başladılar.
Laik rejimin yöneticileri demokrasi ve özgürlük adıyla her haramı serbest bıraktılar. Böylece pislik güzel gözükmeye başladı. Hatta bir put önünde eğilmeyi ve mezarı üzerine çiçek koymayı güzel gösterip ibadet hâline getirdiler.
“Allah kâfirleri asla hidayete erdirmez.” buyruldu. Bunlar bu kâfirlik üzerinde ısrarlı kaldıkça Allah onları doğru yola getirmez; onları şaşkın bırakıp kâfirlikleri üzerinde ölürler. Onlara cehennemi hazırladı, ateşleri bol olsun.
Allah, kâfirlerin gerçeğini gösterirken Müslümanların onlara karşı mücadele etmesini talep eder. Çünkü kendi arzı üzerinde kâfirlerin otoritesini kabul etmez. Gelecek ayetlerde direkt bu emri verdi.