Soru:

Bir dava adamı evinde eşine ve çocuklarına nasıl davranmalı? Önceliği, evindeki sorumlu olduğu kimseler midir, yoksa dışarıdakiler mi?

İslam ahlakını öncelikle sorumlu olduğu kimselere anlatması gerekmez mi?

Evine hiçbir şekilde faydası olmayan birinin daveti taşıması ne kadar doğrudur?

Cevap:

Allah şöyle buyurdu:

اَلرِّجَالُ قَوَّامُوۡنَ عَلَى النِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعۡضَهُمۡ عَلٰى بَعۡضٍ وَّبِمَاۤ اَنۡفَقُوۡا مِنۡ اَمۡوَالِهِمۡ‌ ؕ فَالصّٰلِحٰتُ قٰنِتٰتٌ حٰفِظٰتٌ لِّلۡغَيۡبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُ‌ ؕ وَالّٰتِىۡ تَخَافُوۡنَ نُشُوۡزَهُنَّ فَعِظُوۡهُنَّ وَاهۡجُرُوۡهُنَّ فِى الۡمَضَاجِعِ وَاضۡرِبُوۡهُنَّ‌ ۚ فَاِنۡ اَطَعۡنَكُمۡ فَلَا تَبۡغُوۡا عَلَيۡهِنَّ سَبِيۡلًا‌ ؕاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيۡرًا‏

“Allah’ın (insanların) bir kısmını bir kısmına üstün kılması ve erkeklerin mallarından harcama yapmalarından dolayı erkekler kadınlardan sorumlu oldular. Salih kadınlar ise (kocalarına) itaat ederler, Allah kendilerini koruduğu gibi kocalarının gıyabında onların ırzlarını da korurlar. (Kadınların) isyanlarından korktuğunuz zaman onlara öğüt verin, (dinlemezlerse) yatakta onlardan uzak durun, (sonunda) onları dövün. Eğer size itaat ederlerse onların aleyhine yol aramayın (bir ceza vermeyin). Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.” (Nisa 34)

Bu ayeti tefsir ederken şunu yazmıştık:

Nitekim Allah şöyle buyurdu: “Onların aleyhine ne varsa (erkeğin hakkı) onların lehine (kendi hakları) aynısı vardır. Fakat erkeklerin onlardan bir derece üstünlüğü vardır (sorumluluktur).” (Bakara 228)

Erkeğin kadın üzerindeki ne kadar hakkı varsa, kadının da erkek üzerinde aynı hakkı vardır. Erkek karısından ne bekliyorsa kadın da aynısını kocasından bekler. Ancak yukarıda bahsettiğimiz sorumluluk müstesnadır. Bu da erkek üzerine bir yükümlülük ve külfettir. Erkek nafakayı sağlar, mehri verir, düğün masrafını karşılar, çocukların masraflarını öder ve evin ihtiyaçlarını temin eder.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

” خيركم خيركم لأهله، وأنا خيركم لأهله” (الترمذي)

 “En hayırlı olanınız, ailesi için en hayırlı olanınızdır. Ben de ailesi için en hayırlı olanınızım.” (Tirmizi)

Şöyle de buyurdu:

«كُلكُم رَاعٍ وكلكم مسؤول عن رعيته. فالإِمَامُ (وفي رواية أخرى فالأمير) الذي على الناس رَاعٍ وَهو مَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ. والرجل راع على أهل بيته وهو مسؤول عنهم، والمرأة راعية على بيت بعلها وولده وهي مسؤولة عنهم» (البخاري ومسلم)

“Hepiniz birer çobansınız ve her biriniz güttüğünüzden mesulsünüz. İnsanlar üzerine tayin edilen imam (başka bir rivayette emir) çobandır ve güttüğünden mesuldür. Adam, evinin ahalisi üzerine bir çobandır ve güttüğünden mesuldür. Kadın da kocasının evinde bir çobandır ve kocasının evinden ve çocuklarından mesuldür.” (Buhari ve Müslim)

Şöyle buyurdu:

:«إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَأْلَفُ، وَلَا خَيْرَ فِيمَنْ لَا يَأْلَفُ وَلَا يُؤْلَفُ» أخرجه الحاكم في المستدرك،

 “Mümin ülfet eder; (diğerlerine) ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyende hayır yoktur.” (El-Hâkim)

Şöyle buyurdu:

«الْمُؤْمِنُ مَأْلَفَةٌ، وَلَا خَيْرَ فِيمَنْ لَا يَأْلَفُ وَلَا يُؤْلَفُ». )أحمد والطبراني(

 “Mümin, kendisiyle ülfet edilen bir kimsedir; (diğerlerine) ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyende hayır yoktur.” (İbn Hanbel ve Taberani)

Ülfet edilen kimse, insanın yanında sıcaklık bulduğu, ona ısındığı, onun yanında bulunmayı sevdiği ve rahatlık bulduğu kimsedir. Haşin ve kaba olmaz.

Şöyle buyurdu:

«إِنَّمَا النِّسَاءُ شَقَائِقُ الرِّجَالِ»

 “Kadınlar ancak erkeklerin kardeşleridir.” (Ebu Davut, Tirmizi, İbn Hanbel)

«اسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ خَيْراً«(البخاري ومسلم)

 “Kadınlara karşı birbirinize hayırla tavsiyede bulunun.” (Buhari ve Müslim)

” اتقوا الله في النساء فإنكم أخذتموهن بأمانة الله” (مسلم)

 “Kadınlar konusunda Allah’tan sakının. Onları Allah’ın emanetiyle, bir emanet olarak aldınız (onlarla evlendiniz).” (Müslim)

Şöyle de buyurdu:

” إن من أعظم الأمانة عند الله يوم القيامة، الرجل يفضي إلى امرأته، وتفضي إليه، ثم ينشرها” (مسلم) 

 “Şüphesiz ki kıyamet günü Allah katında en büyük emanetlerden biri, adamın karısına her şeyi göstermesi, kadının da kocasına her şeyi göstermesi ve daha sonra (cima gibi aralarında olup biten) sırlarını ifşa etmesidir.” (Müslim)

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

” إذا باتت المرأة هاجرة فراش زوجها لعنتها الملائكة حتى ترجع” (البخاري ومسلم)

 “Kadın (kasıtlı olarak) kocasının yatağından (kocasıyla ilişkiyi reddederek) uzak durursa, dönünceye kadar melekler ona lanet eder.” (Buhari ve Müslim)

Kadın, kocasıyla cima yapmayı reddedip kocasından uzak durursa sürekli günah işler ve günah içinde kalır.

Aşağıdaki nedenle ise cennetlik olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

” إذا صلت المرأة خمسها وصامت شهرها وحفظت فرجها وأطاعت زوجها قيل لها ادخلي الجنة من أي أبواب الجنة”

“Kadın beş vakit namazını kılarsa, Ramazan ayını tutarsa, fercini (ırzını) korursa ve kocasına itaat ederse cennetin hangi kapısından girmek istiyorsa serbesttir.” (İbn Hanbel ve İbn Hibban)

Resulullah’ın hanımı olan Ümmü Seleme, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini işittiğini söyledi:

“أيما امرأة ماتت وزوجها عنها راض دخلت الجنة”

 “Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak ölürse cennete girer.” (El-Hâkim, Tirmizi)

Nitekim boşanmanın en önemli sebeplerinden biri, kadının kocasına itaat etmemesi ve onu memnun etmemesidir.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

” وفي بُضع أحدكم صدقة. قالوا يا رسول الله! أيأتي أحدنا شهوته ويكون له أجر؟! قال: أريتم لو وضعها في حرام أكان عليه وزر؟ فكذلك إذا وضعها في الحلال كان له أجر” (مسلم)

“Biriniz karısıyla cima yapınca sadaka vermiş (sevap kazanmış) olur. Dediler ki: ‘Ya Resulullah! Birimiz şehvetini giderirken sevap mı alır?’ Dedi ki: ‘Biriniz haram yoluyla giderirse günah üstlenmez mi? İşte helal yolla onu giderirse sevap elde eder.’” (Müslim)

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

ما استفاد المؤمن بعد تقوى الله عز وجل خيرا له من زوجة صالحة إن أمرها أطاعته، وإن نظر إليها سرته، وإن أقسم عليها أبرته، وإن غاب عنها نصحته في نفسه وماله

 “Mümin, Allah’ın takvasını kazandıktan sonra (dünyadan) kazandığı en faydalı şey, saliha kadından başkası değildir. Bu kadına emir verirse kendisine itaat eder, ona bakarsa kendisini sevindirir, yemin ettirirse doğru söyler, gıyabında onun ırzını ve malını korur.” (İbn Mace)

Şöyle buyurdu:

“فاظفر بذات الدين تربت يداك”

 “Dindar (kadın)ı elde et; senin elin kazanmış olsun.” (Buhari, Müslim ve diğerleri)

Ve yine şöyle buyurdu:

” الدنيا متاع وخير متاعها المرأة الصالحة”

 “Dünya bir metadır (geçici bir faydalanmadır). Bunun en hayırlı metası saliha kadındır.” (Müslim)

İşte bu şer’î delillere binaen Müslüman eşler, birbirlerine karşı haklarını ve vaciplerini yerine getirmeli; hayırlı ve saygılı olmalı, birbirlerini sevmeli, birbirlerinin yanında ülfet bulmalı ve birbirlerine karşı hiç kaba ve haşin olmamalıdır. Birbirlerine yardım etmeli ve dayanışma içinde olmalıdır. Aksi takdirde İslam hükümlerine karşı davranmış olurlar. Davayı yüklenen kimseler bu hususlarda örnek olmalıdır. Zira dini hâkim kılmaya çalışıyorlarsa, öncelikle dini kendi üzerlerinde ve evlerinde uygulamalıdırlar.

Daveti taşıyanlar denge sağlamalıdır. Eşlerini ve çocuklarını ihmal etmemelidir. Aynı zamanda sırf işiyle veya eşi ve çocuklarıyla meşgul olup daveti de ihmal etmemelidir. Her tarafa hakkını vermelidir. Vaktini taksim etmelidir.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke’de daveti yüklenirken, eşi Hatice r.a. ona her türlü yardımı sağlıyordu. Ancak Resulullah da eşini ihmal etmiyordu.

Devleti kurduktan sonra eşleri ona yük olmuyorlardı. Ahzab Suresi 28. ayette geçtiği gibi Allah onlara hitaben şöyle buyurdu:

“Eğer dünya hayatını istiyorsanız, Resul sizi boşayacaktır. Eğer Allah’ı, Resulü ve ahireti istiyorsanız, Allah sizden iyilik yapanlara büyük bir karşılık hazırlamıştır.”

Cennette Resulünün eşleri olacaklarsa, Resulün tercih ettiği sade hayatla yetinmelerini ve fazla bir şey istememelerini istedi.

Bu nedenle eşler ve çocuklar fazla dünyaya meyletmemeli, ahireti ve Allah’ın rızasını hedef edinmelidirler. Dünyadan marufa göre paylarını almalı, lüks hayat yaşamayı düşünmemelidirler. Kadın kocasına yardımcı olmalı ve onun hakkını ihmal etmemelidir. Aynı zamanda erkek de karısını hiç ihmal etmemeli, ona ilgi ve ihtimam göstermelidir. Birbirlerine köstek değil, destek olmalı ve sabretmelidirler.

Erkek nafakayı marufa göre temin etmeli; fakat kadın da sürekli istememeli ve lükse kaçmamalıdır. Bu durum erkeği rahatsız edebilir ve bu nedenle sert ve kaba davranmaya başlamasına sebep olabilir.

Özellikle kapitalist sistem tüketimi teşvik eder. Şirketler kâr elde etmek için sürekli yeni şeyler çıkarır. İnsanlar da birbirlerini kıskandırmaya çalışır veya birbirlerini kıskanır, sürekli yeni şeyler alma yarışına girerler. Bu hususta eşler arasında kavgalar çıkabilir. Oysa insan kanaat sahibi olmalı ve böyle şeylere düşkün olmamalıdır.

Allah şöyle buyurdu:

وَابۡتَغِ فِيۡمَاۤ اٰتٰٮكَ اللّٰهُ الدَّارَ الۡاٰخِرَةَ‌ وَلَا تَنۡسَ نَصِيۡبَكَ مِنَ الدُّنۡيَا‌ وَاَحۡسِنۡ كَمَاۤ اَحۡسَنَ اللّٰهُ اِلَيۡكَ‌ وَلَا تَبۡغِ الۡـفَسَادَ فِى الۡاَرۡضِ‌ؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الۡمُفۡسِدِيۡنَ‏

“Allah’ın sana ne verdiyse (onu O’nun yolunda harcayarak) ahireti hedef edin. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl iyilik yaptıysa O’na iyilik yap. Yeryüzünde fesat ve bozgunculuk yapma. Şüphesiz ki Allah bozguncuları hiç sevmez.” (Kasas 77)

Bu nedenle Müslümanın asıl hedefi ahireti kazanmaktır. Bu da Allah’ın rızasını kazanmakla gerçekleşir. Fazlaca daveti taşımak ve bu uğurda harcamakla elde edilir.

Fakat dünyadan marufa göre nasibini alsın; eşini, çocuklarını ve baktığı kişileri de ihmal etmesin, onlara da iyilik yapsın. Onlar da kendisine karşı anlayışlı ve sabırlı olsunlar. Zira daveti taşımak ağır bir şeydir.

Esad Mansur