Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Yahudi Varlığı Filistin Halkına Yönelik Saldırılarını Sürdürüyor

Yahudi varlığı, ordusu ve yerleşimci sürülerinin eliyle Batı Şeria’da Filistin halkına yönelik günlük saldırılarını sürdürüyor. Çocuklarını öldürüyor, çok sayıda kişiyi tutukluyor ve hapishanelerini onlarla dolduruyor. Bu insanlar, ya işkence ya da aç bırakma yoluyla ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Bunun yanı sıra topraklarına el koyuyor, evlerini yıkıyor, ağaçlarını kesiyor ve mallarını çalıyor.

Filistinli sağlık kaynakları, 2/9/2026 tarihinde, Ramallah’ın kuzeyindeki el-Muğayyir köyüne düzenlenen bir saldırıda, Yahudi ordusu güçleri ve Yahudi yerleşimci sürülerinin açtığı ateş sonucu iki gencin şehit olduğunu açıkladı. Olay, köy halkının, yerleşimcilerin koyunlarını çalmasına karşı koymaya çalıştığı sırada meydana geldi.

Ayrıca Yahudi güçleri, el-Halil’in güneyindeki et-Tebbân köyünü yıkarak 12 Filistinli ailenin yerinden edilmesine neden oldu. Geçtiğimiz haftalarda da Batı Şeria’daki birçok Filistin köyünde aynı uygulamayı gerçekleştirdi. Bu, toprakları ele geçirmek, halkını yerinden etmek veya onları öldürüp işkence etmek amacıyla yürütülen sistematik bir politikadır.

Yahudi varlığının Gazze’ye yönelik saldırısının başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Batı Şeria halkından 1200’den fazla kişinin şehit olduğu açıklandı. Yahudi güçleri ve yerleşimci sürüleri, malını, evini veya toprağını korumaya çalışanlara ateş açıyor. Bunun yanı sıra Gazze halkına yönelik saldırılarını da sürdürüyor ve her gün çok sayıda insanı öldürüyor.

Yahudi güçleri ve yerleşimci sürülerinin bu dönemde Batı Şeria’da Filistin halkına ait 100 bin dönümden fazla toprağa el koyduğu açıklandı. Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu da kendi yönetimi döneminde Yahudi varlığının Batı Şeria’da 104 Yahudi yerleşim birimi ve 160 yerleşimci çiftliği kurmayı başardığıyla övündü.

Filistin’den haber aktaran muhabirler, Netanyahu ve Yahudi liderlerin uluslararası eleştiri ve kınamalara aldırış etmediklerini, Yahudiler arasında, yaşlısından gencine, aşırılığın giderek arttığını ve parlamentoları Knesset’in hâlihazırda Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich gibi mevcut aşırılık yanlılarından daha fazla aşırılık yanlısı yetiştirdiğini aktarıyorlar. Artık niyetlerini korkmadan açıkça ortaya koyuyorlar. Batı Şeria’nın tamamını kontrol etmek ve oradaki Müslüman Filistin halkının varlığına son vermek istiyorlar. Ayrıca bazı Avrupa ülkelerinin kınamalarının göz boyamaktan ibaret olduğunu, çünkü bu ülkelerin ciddi olmadığını ve hâlâ çeşitli alanlarda Yahudi varlığıyla resmî ve fiilî ilişkilerini sürdürdüklerini söylüyorlar.

Filistin’i işgal eden Yahudi varlığı, bu politikayı Amerika ve Batı’nın desteğiyle yürütmektedir. Bu devletler Yahudi varlığını benimsemiş, onu kurmuş ve himaye etmişlerdir. Ayrıca Filistin’i Müslümanların elinden sonsuza kadar almak amacıyla Yahudi varlığının bölgede kökleşmesi için çalışmaktadırlar.

Bunun yanı sıra İslam ülkelerindeki mevcut yönetimler de Yahudi varlığını desteklemektedir. Çünkü ordularını Filistin’i kurtarmak ve halkına yardım etmek için harekete geçirmemektedirler. Hatta Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Türkiye ve Azerbaycan gibi bazı yönetimler, Yahudi varlığıyla diplomatik ve ticari ilişkiler kurmakta ve ona sanayi için gerekli ham maddeler, gıda maddeleri ve petrol gibi ihtiyaç duyduğu her türlü malzemeyi sağlamaktadır.

  • Amerika İran’a Yönelik Saldırısını Sürdürüyor

Amerika, 1/9/2026 akşamı İran’daki Devrim Muhafızları’na ait çok sayıda mevziyi bombaladığını açıkladı. Saldırılarda hava savunma sistemleri, radarlar, deniz tesisleri, mayın döşeme kapasitesi ve iletişim merkezleri hedef alındı.

ABD Başkanı Trump, “Dün geceki saldırı çok şiddetliydi ve istediğimiz herhangi bir zamanda bir başka saldırı gerçekleştirmeye hazırız. İran’a yönelik yenilenen harekât uzun sürmeyecek. İran, mayın döşeyen bir füze geliştirmeye çalışıyordu ve biz onu yok ettik.” dedi.

Trump, Truth Social platformunda şöyle iddia etti: “Şimdi boğaz Amerika Birleşik Devletleri’nin kontrolü altına girdiğine göre, adını Trump Boğazı olarak değiştirelim mi?”

Ayrıca İran’la yapılan anlaşmanın, üzerine yazıldığı kâğıdın bile değerinde olmadığını söyledi. Bununla Amerika’nın ne verdiği sözlere ne de yaptığı anlaşmalara bağlı kaldığına; İran veya başka bir tarafla imzaladığı herhangi bir anlaşmayı bozabileceğine ya da bu anlaşmaya karşı herhangi bir ihanet sergileyebileceğine işaret etti. Amerika da kendisinin kirli bir aracı olan Yahudi varlığı gibidir; Yahudi varlığı da bütün söz ve anlaşmaları bozan ve kendisine güvenen herkese ihanet eden bir varlıktır.

Amerika Merkez Komutanlığı, “Bu saldırılar, Devrim Muhafızları’nın yakın zamanda Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere ve bölgede konuşlandırılmış Amerikan askerlerine yönelik saldırılar düzenleme girişimlerinin ardından gerçekleştirilmiştir.” açıklamasında bulundu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington’ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya yönelik bir kampanya kapsamında hava yolu şirketlerini, deniz taşımacılığı sektörünü ve dijital varlıkları hedef almayı değerlendirdiğini söyledi.

Reuters haber ajansı, konuya yakın dört kaynağa dayanarak şunları aktardı: “Trump’ın üst düzey danışmanları, Cumhuriyetçilerin seçim kayıplarını sınırlamak amacıyla kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde İran’la savaşın tırmanmasını engellemesi için baskı yapıyor. Amerikan yönetimi şu anda İran’a yönelik ekonomik baskıyı artırmaya odaklanıyor. Bununla, aylar boyunca yürütülen askerî harekâtın elde edemediği tavizleri gelecekteki herhangi bir müzakerede elde etmeye çalışıyor.”

İran ise Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve Irak’taki Amerikan mevzilerine saldırarak karşılık verdi. İran Ortak Askerî Komutanlığı, “Bölgedeki Amerikan şerri daha şiddetli, daha yıkıcı ve daha geniş kapsamlı karşılıklarla karşılaşacaktır. Saldırgan Amerikan ordusuyla iş birliği yapan her devlet, bunun doğuracağı ciddi sonuçlara katlanmalıdır.” açıklamasında bulundu.

İran, Amerikan askerlerinin petrol tankerlerini Hürmüz Boğazı’ndan geçirmeye çalıştıkları sırada iki petrol tankerinin mayınlara çarptığını söyledi.

Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn, 2/9/2026 tarihinde İran tarafından gerçekleştirilen füze ve insansız hava aracı saldırılarını engellediklerini açıkladılar.

Kuveyt ordusu ise 3/9/2026 sabahı İran tarafından gerçekleştirilen füze ve insansız hava araçlarıyla düzenlenen yeni bir saldırıyı püskürttüğünü açıkladı.

Amerika’nın topraklarında üsler kurmasına izin veren devletler, saldırganlığın ortağıdır. Çünkü Amerika, kendisinden yaklaşık 10 bin kilometre uzaklıkta bulunan bir bölgede, ancak bu devletlerde üsler kurarak varlık gösterebilir. Bu devletler Amerika’ya ve Batı’ya bağlılıklarını ilan etmişlerdir. Bu nedenle Müslümanların, bu yönetimleri devirmek ve İslam ülkelerini tek bir devlet altında birleştirerek onları İslam ile yönetmek için çalışmaları gerekir.

  • Şanghay Zirvesi Kırgızistan’da Sona Erdi

Şanghay Örgütü ülkeleri, 31/8 ve 1/9 2026 tarihlerinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te gerçekleştirdikleri zirveyi sona erdirdiler. Örgüt, yayımladığı sonuç bildirisinde İran’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ifade etti ve anlaşmazlığın yalnızca siyasi ve diplomatik yollarla çözülmesi çağrısında bulundu. Amerika’nın İran’a uyguladığı yaptırımları ve Avrupa ülkelerinin, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasının ardından İran’a yönelik kaldırılan yaptırımları yeniden yürürlüğe koyma niyetini reddetti.

Zirveye, kurucu devletlerin cumhurbaşkanlarının yanı sıra örgüte katılan İran, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin devlet ve hükümet başkanları da katıldı.

Zirve, bu uğursuz örgütün kuruluşunun 25. yılı münasebetiyle gerçekleştirildi. Örgütün kuruluşundaki temel amaç, sözde terörle mücadele etmek, yani İslami daveti yürütenleri, Müslümanları bilinçlendirme ve onları kalkındırma çalışmaları yapanları ve Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışanları engellemekti. Nitekim örgütün kurucu devletleri olan Rusya, Çin ve Orta Asya ülkelerinde Hizb-ut Tahrir’in faaliyetleri belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Bunun üzerine bu devletler, İslam’a dayanan ve yönetimi tekrar İslam’a dayalı bir devlet olan Raşidî Hilafet ile yeniden tesis etmeyi amaçlayan bu siyasi partinin binlerce gencini tutukladılar.

Bu örgütün kurulmasına öncülük eden Rusya da, 1991 yılında komünizmiyle birlikte yıkılan Sovyetler Birliği döneminde sömürgeleştirdiği Orta Asya ülkeleri bölgesindeki eski nüfuz alanları üzerindeki hâkimiyetini sürdürmeye çalıştı.

Örgüte öncülük eden Rusya ve Çin, büyük iki uluslararası güç odağı olarak ortaya çıkmak ve Batı’nın, özellikle de Amerika’nın nüfuzuyla karşı karşıya gelecek uluslararası bir alan oluşturmak amacıyla örgütten yararlanmaya başladılar. Bu nedenle, altı aydır kendisine boyun eğmesi ve Amerika’ya bağlı bir devlet hâline gelmesi için Amerika’nın ağır saldırısına maruz kalan İran’a siyasi destek gösterdiler.

Ancak Rusya ve Çin, İran’ın yanında gerçek anlamda destekçi olarak durma ve Amerika’nın karşısında güçlü bir şekilde durarak İran’ın yanında yer alma konusunda cesaret göstermediler. İran’a modern stratejik silahlar ve ihtiyaç duyduğu her türlü askerî ve maddi yardımı sağlayarak Amerika’nın karşısında siyasi, medya ve ekonomik alanlarda güçlü bir şekilde durmadılar. Böylece Amerika’ya karşı gerçek anlamda iki uluslararası güç odağı olarak ortaya çıkma imkânını kullanmadılar. Bunun yerine önceki tutumlarını sürdürdüler.

Hindistan ve Pakistan’ın hâlâ Amerika’nın takipçileri ve onunla ve NATO ile stratejik ortak oldukları, bu durumdan herhangi bir sapma göstermedikleri bilinmektedir. Bu nedenle Rusya ve Çin’in onları kendi taraflarına çekme girişimleri zayıf kalmaktadır. Amerika, ciddi biçimde kendisine karşı politikalar oluşturulmasını engelleyen iki unsur olarak kalmaları amacıyla onların bu örgüt içerisinde bulunmalarına izin vermektedir.

Esad Mansur