Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Trump’ın “Barış Konseyi” ve Batılı Devletler, İki Devletli Çözümün Uygulanmasının İmkânsızlığına İşaret Ediyor

Trump’ın “Barış Konseyi”nin Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, 7/9/2026 tarihinde şunları söyledi: “Gazze’de ilerleme kaydedilememesi ve işgal altındaki Batı Şeria’da şiddetin tırmanması, iki devletli çözümü imkânsız hâle getiriyor. Çünkü Batı Şeria’da yaşanan tüm gelişmeler, Gazze’nin yüzde 50’sinden fazlasının boşaltılmış ve İsrail ordusunun kontrolünde, yüzde 50’den azının ise Hamas’ın kontrolünde olması dikkate alındığında, çatışmaya siyasi bir çözüm götürecek güvenilir bir yol bulunmamaktadır.” (AFP)

Bilindiği üzere Hamas, geçtiğimiz temmuz ayının sonunda, daha önce Trump tarafından ortaya konulan ve tüm taraflarca kabul edilen barış planının ikinci aşamasının başlatılmasını amaçlayan Amerikan yol haritasını kabul etmişti. Ancak Yahudi varlığı, Gazze’den her çekilme adımına karşılık Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngören bu yol haritasını reddetti ve herhangi bir çekilmeden önce Hamas’ın silahsızlandırılmasını talep etti.

Batı Şeria’da ise toprakları gasp ederek buralara yerleşen ve sayıları yaklaşık yarım milyona ulaşan Yahudiler, Müslüman halka yönelik günlük saldırılarını sürdürmekte; evlerini yıkmakta ve topraklarını gasp etmektedir. Bütün bunları kendi ordularının koruması altında gerçekleştirmektedirler.

İslam beldelerinde hüküm süren rejimler ise yalnızca olup bitenleri seyretmekte veya kınamakla yetinmekte, bu suçluları caydıracak herhangi bir adım atmamaktadır.

Fransa, İngiltere ve Kanada’nın da aralarında bulunduğu yaklaşık 12 Batılı ülke, 8/9/2026 tarihinde ortak bir bildiri yayımlayarak yerleşimlerden yapılan ürün ithalatını yasakladıklarını açıkladılar. Ancak bu, göz boyamaktan başka bir şey değildir. Zira bu tür tedbirlerin Yahudi varlığı üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.

Bu ülkeler ortak bildirilerinde ayrıca şu ifadeye yer verdiler: “İsrail hükümetinin Batı Şeria’daki uygulamaları, iki devletli bir çözümün gerçekleştirilme imkânını baltalamaktadır. Yerleşimcilerin şiddetinin ve yerleşimlerin genişletilmesinin benzeri görülmemiş seviyelere ulaşmasıyla durum giderek kötüleşmektedir. Buna, E1 bölgesinde (Batı Şeria’daki stratejik bir bölge) ihaleye çıkılması kararı da dâhildir.”

Amerika’nın 1959 yılında ortaya attığı iki devletli çözüm projesi, Filistin’i özgürleştirmek için çalışmamaları ve çözümü Filistin’in kurtuluşunun ilk adımı olarak beklemeleri için insanları oyalayan bir araç olarak varlığını sürdürmektedir. Nitekim aldananların zannettiği gibi, Amerika ve Batı’nın kendilerine telkin ettiği ve vaat ettiği çözüm de budur. Oysa Filistin’e Yahudi varlığını yerleştiren ve onu destekleyen Amerika ve Batı’dır. Şeytanın onlara vadettiği şey ise aldatmadan başka bir şey değildir.

  • Yemen Hükümeti, Husilere Ait Mevzilere Saldırılar Düzenliyor

8/9/2026 tarihinde, Yemen hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmaların birden fazla cephede devam ettiği bildirildi. Hükümet güçleri, Sana’nın kuzeydoğusunda bulunan Cevf vilayetinin Hub ve eş-Şa’f ilçesine bağlı Yetme bölgesinin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Bununla eş zamanlı olarak Beyda vilayetinde, Sana’nın güneydoğusunda, geniş çaplı bir operasyon başlatıldığını duyurdu. Ayrıca Taiz’in batısındaki Mukabbene ilçesine bağlı Kedha bölgesini kurtarmak amacıyla askerî bir operasyon başlattığını açıkladı. Husiler ise Taiz’in batısındaki Vaziye ilçesinde bulunan mevzilerinin hava saldırılarına maruz kaldığını bildirdi.

Bu gelişmeler, Yemen hükümetinin Suudi Arabistan’ın desteğiyle, sahadaki ilerleyişinin kapsamını Sana’ya doğru genişletme planı çerçevesinde gerçekleşmektedir.

Suudi Arabistan, İran tarafından desteklenen Husilerin kendi topraklarında, Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarını kınadı. Suudi Arabistan ayrıca bu saldırılar sonucunda 73 sivilin yaralandığını ve bazı enerji tesislerinde yangınların çıktığını açıkladı.

Amerika Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 8/9/2026 tarihinde yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Husiler birçok açıdan İranlıların vekilleri ve araçlarıdır. Amerika’nın Suudi Arabistan ile son derece güçlü savunma amaçlı askerî ilişkileri bulunmaktadır. Biz de bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz.”

Amerika daha önce Husileri desteklemiş ve Birleşmiş Milletler’in Yemen eski özel temsilcisi Cemal bin Ömer’in kurduğu bir oyun aracılığıyla, Husilerin 2014 yılında Sana’nın kontrolünü ele geçirmelerini sağlamıştı. Bu oyunla, İngiltere’ye bağlı Mansur Hadi hükümetine Husileri kabul etmesi ve yönetime ortak etmesi yönünde baskı yapılmıştı.

Ancak Mansur Hadi döneminin sona ermesi ve ardından etkisiz hâle gelmesiyle birlikte durumun değiştiği görülmektedir. Amerika, İngiltere’nin ajanı olan ve İngiltere’nin ajanı Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenen Suudi Arabistan aracılığıyla, Reşad el-Alimi’yi Başkanlık Konseyi Başkanı olarak kendi hizmetine kazanmıştır. İngiltere’nin ajanı olan ve İngiltere’nin ajanı BAE tarafından desteklenen Aidarus ez-Zubeydi ise 2025 yılının sonlarında Hadramevt ve el-Mahra’yı ele geçirerek Güney Yemen’e katmaya ve ardından Güney Yemen Cumhuriyeti’ni ilan etmeye çalışmış, ancak yenilgiye uğramıştır.

Görünüşe göre Amerika artık Husilere ihtiyaç duymamaktadır. Zira Amerika, Husileri Yemen’de nüfuzunu yaymak ve İngiliz nüfuzunu ortadan kaldırmak amacıyla kullanmıştır.

Ne yazık ki İslam beldelerimiz hâlâ büyük devletler arasındaki mücadelenin sahası olmaya devam etmektedir. Ümmet ise henüz samimi ve çalışan gençleri eliyle kendisini bu sömürgeci devletlerden ve onların bölgesel ve yerel ajanlarından kurtaramamıştır. Böylece ümmet, kendisini büyük bir devlet çatısı altında birleştirerek Rabbinin şeriatını uygulayacak, bu sömürgeci devletlere karşı koyacak ve onları bölgeden kovacak bir güce henüz ulaşamamıştır.

  • Almanya’da Alternatif Partisi Bir Eyalette Seçimleri Kazandı, Merz Sonuçlar Karşısında Şok Oldu

Popülist ve ırkçı Alman Alternatif Partisi, 6/9/2026 tarihinde Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan yerel parlamento seçimlerini kazandı. Parti, oyların %43,8’ini aldı. Ancak eyalette hükümet kurmasını sağlayacak mutlak çoğunluğu elde edemedi. Buna karşılık Almanya’nın iktidardaki partisi Hristiyan Demokrat Birliği (CDU), bu eyalette %17,2 oranında oy aldı. Friedrich Merz’in liderliğinde büyük ölçüde gerileyen partinin bu sonucu karşısında Merz, “Hepimiz derin bir şok içindeyiz” dedi. Yaşananların, “partinin yıllardır, hatta on yıllardır karşı karşıya kaldığı en ağır seçim yenilgisi” olduğunu ifade etti. Ayrıca bu sonuçların kendisini kişisel olarak da etkilediğini, ortaya çıkardığı sonuçlara ve uluslararası düzeyde gördüğü ilgiye dikkat çekti.

Bu sonuçlar, Merz’in parti liderliğinin geleceğini de etkileyebilir. Zira ankete katılanların %75’i, Merz’i yenilginin nedenlerinden biri olarak görüyor. Partisinin yaklaşık %47’sini oluşturan etkili bir kesimi ise Merz’in kendi partisine zarar verdiğine inanıyor.

Hükümet koalisyonundaki ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise %9 oy aldı. Aynı oranı Sol Parti ile Hür Seçmenler Partisi de elde etti.

Almanya için Alternatif Partisi (AfD), yabancılara, özellikle de Müslümanlara karşı çıkan bir partidir. Yabancıların sınır dışı edilmesini, göç üzerindeki kısıtlamaların artırılmasını, Rusya ile ilişkilerin yeniden kurulmasını, Ukrayna’ya verilen desteğin azaltılmasını ve Avrupa para birimi “Euro”dan vazgeçilmesini savunmaktadır.

Bu nedenle Amerika, ilk günden itibaren bu partiye destek verdi ve Trump yönetimi bunu açıkça ortaya koydu. Trump, sonucu herhangi bir yorum yapmadan kendi platformu Truth Social’da ekran görüntüsü olarak paylaştı; bu da sonucu desteklediğine dair bir işaret olarak değerlendirildi. Amerika’nın Almanya eski Büyükelçisi Richard Grenell de partiyi seçim zaferinden dolayı tebrik etti. Amerikalı iş insanı Elon Musk da X platformunda yaptığı paylaşımda partinin zaferini kutladı.

Amerika’nın Almanya ve Avrupa’ya yönelik hedeflerinden biri, Avrupa Birliği’ni parçalamaktır. Çünkü Avrupa Birliği siyasi ve askerî bir güce dönüşürse, uluslararası alanda Amerika ile rekabet edebilir veya Amerika’nın önüne geçebilir. Bu nedenle Amerika, 2016 yılında İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasını destekledi. Ayrıca doların rakibi olan Avrupa para birimi “Euro”nun çökmesini istemektedir. Euro, küresel finansal işlemlerde yaklaşık %23’lük bir paya ulaşmıştır. Amerika, bu nedenle Avrupa ülkelerinin birbirinden ayrı olmasını, böylece her biri üzerinde tek başına hâkimiyet kurabilmeyi istemektedir. Kendisinin sahip olduğu kapitalist ve demokratik sistem gibi bir sisteme sahip olsa bile, hiçbir gücün kendisiyle rekabet etmesini istememektedir.

Bu nedenle Amerika, Batı’nın Hilafet’i yıkıp Osmanlı Devleti’ni parçalamasının ardından oluşturduğu İslam beldelerindeki parçalanmışlığı daha da derinleştirmek için çalışmaktadır. Batı, yaklaşık 57 devlet oluşturmuş ve bunların başına küfür hükümleriyle hükmeden, Batı’ya bağlı yönetimler getirmiştir. Bu ülkelerin yöneticileri, koltuklarını koruyabilmek için Amerika’ya bağlılıklarını göstermeye büyük önem vermektedir. Ancak yönetimi bırakıp onu, Raşidî Hilafet’i ilan edecek, İslam beldelerini birleştirecek ve Amerika ile bütün sömürgeci kapitalist devletlere karşı koyacak samimi kimselere teslim etmeyi düşünmemektedirler.

Esad Mansur