Haberlere Kısa Bir Bakış

  • BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri: İsrail güçleri, enkaz altında gömülü cesetleri buldozerlerle dümdüz ediyor

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, “Gazze Şeridi’nde evlere yönelik yoğun İsrail bombardımanının başlamasının üzerinden üç yıl geçtikten sonra, çoğunluğu kadın ve çocuklara ait çok sayıda insan cesedi ve insan kalıntısı hâlen çıkarılıyor. İsrail güçlerinin bulunduğu Gazze’nin birçok bölgesi, enkaz altında gömülü ölülerin hiçbir şekilde dikkate alınmaması pahasına buldozerlerle dümdüz ediliyor.” dedi.

Türk, “Bu kurbanların belgelenmesi, kimliklerinin belirlenmesi, adli bilgilerin ve biyolojik örneklerin korunması, gömüldükleri yerlerin kayıt altına alınması ve ailelerinin bilgilendirilmesi için mümkün olan tüm çabalar gösterilmelidir. Ailelerin yakınlarının akıbetini öğrenme hakkı, onların kimliklerinin belirlenmesi ve uygun şekilde defnedilmeleriyle sona ermez; ailelerin gerçeğin tamamını bilme hakkı vardır.” ifadelerini kullandı.

Ayrıca, “Gazze’deki Sivil Savunma ekiplerinin, Kasım 2025 ile Eylül 2026 arasında Şerit’in farklı bölgelerinde yıkılan binaların enkazından 630’dan fazla ceset ve insan kalıntısı çıkardığını, enkaz altında mahsur kalan ve hâlen kayıp olduğu tahmin edilen kişilerin sayısının ise 8 binden fazla olduğunu” belirtti.

Bilindiği üzere Yahudi Varlığı, 7 Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü soykırım sırasında Gazze halkından 73 binden fazla kişiyi öldürmüş, 174 binden fazla kişiyi de yaralamıştır. Ayrıca Gazze Şeridi’ndeki altyapının yaklaşık %90’ını yok etmiştir.

Zira Yahudi Varlığı, Müslümanların ne hayatta olanlarına ne de ölülerine değer vermektedir. Liderlerinin de açıkladığı üzere Gazze’deki Müslüman halk, onlar açısından ortadan kaldırılması gereken “insan hayvanlardan” ibarettir.

Onları bu şekilde davranmaya teşvik eden ise, İslam beldelerindeki yönetimlerin üç yıldır işlediği suçlar karşısındaki sessizliğidir. Dahası, bu yönetimlerden bazıları, suçlu ve gasıp bu varlığı tanıyan Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Türkiye ve Azerbaycan gibi ülkeler aracılığıyla onunla diplomatik ve ticari ilişkilerini sürdürmekte ve böylece varlığını devam ettirmesine imkân sağlamaktadır.

Bununla birlikte bu yönetimler, halklarını iğrenç kınamalarla Gazze halkının yanında olduklarına inandırmaya çalışmaktadır.

Yahudi Varlığı, Gazze Şeridi’ne yönelik neredeyse her gün gerçekleştirdiği saldırılarla soykırımını hâlen sürdürmekte; bunun yanında Batı Şeria’da da vahşi uygulamalar gerçekleştirmektedir.

Ayrıca Gazze halkını, ABD’nin ortaya koyduğu plan doğrultusunda yerinden etmeye çalışmaktadır. ABD Başkanı Trump, Gazze halkını yerinden ettikten ve binalarını yerle bir ettikten sonra Gazze Şeridi’ni bir tatil merkezine dönüştürmek istediğini açıklamıştır.

Bu nedenle Trump, Gazze’deki mücahitlerin silahsızlandırılmasını ve Yahudi Varlığı’nın Gazze Şeridi üzerindeki kontrolünün güvence altına alınmasını amaçlayan ateşkes planını “barış planı” adı altında açıkladı.

Bu plan, Yahudi Varlığı’nın işlediği suçların ve devam eden saldırılarının üzerini örterek onu kurtarmıştır. Böylece insanlar Gazze’de bir ateşkes olduğunu düşünürken Yahudi Varlığı saldırılarına ve Müslümanların evlatlarını öldürmeye devam etmektedir.

Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan, Endonezya ve diğer bölge ülkelerinin yöneticileri, Trump’ın planını ve onun “Barış Konseyi”ni desteklemiş; planın uygulanmasını denetleyecek ve Yahudi Varlığı’nın suçlarının üzerini örtecek olan Trump’ın Barış Konseyi’ne üye olmuşlardır.

  • Trump: Sonunda Gideceğiz; Ancak Venezuela’da Yaptığımız Gibi Kalıp Petrole El Koymaya Karar Vermezsek

Trump, 13/9/2026 tarihinde Körfez ülkelerinin İran ile gerçekleştireceği görüşmeyle ilgili kendisine yöneltilen bir soruya şu cevabı verdi:

“Bu beni ilgilendirmiyor, bu onların meselesi. Sonunda gideceğiz. Ancak Venezuela’da yaptığımız gibi kalıp petrole el koymaya karar vermezsek… Savaşın bedelini birçok kez ödedim; milyarlarca, milyarlarca, milyarlarca dolar.”

Ancak 14/9/2026 tarihinde Umman’da yapılması planlanan ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını amaçlayan müzakerelerin ele alınacağı bu toplantı gerçekleşmedi. Görünen o ki Amerika, başkanının “Bu beni ilgilendirmiyor.” şeklindeki açıklamasına rağmen —ki bu doğru değildir— müdahale ederek Amerika’ya teslim olmuş Körfez ülkelerini azarladı ve bu toplantıya katılmamaları yönünde baskı yaptı.

Trump ayrıca, “Amerika İran’da kalabilir ve petrolü elinde tutabilir. Yalnızca uygun bir anlaşma yapacağım; Tahran ile kötü bir anlaşma yapmayacağım. İran, barış görüşmeleri yapmak için sürekli bizimle iletişime geçiyor.” dedi.

Amerika, Boğaz ve Körfez bölgesi üzerinde kontrol kurmak istemektedir. Bu nedenle kendisine teslim olmuş devletlerin kendi iradesi dışında herhangi bir adım atmasını engellemektedir. Aynı zamanda İran’ı da kendisine teslim olmuş bir devlet hâline getirmeye çalışmakta; ona emirler verip ne yapması gerektiğini belirlemekte ve Körfez’deki, Amerika’ya teslim olarak zenginliklerini ona sunan, üsler veren ancak kendilerini koruyamayan Arap devletlerinde yaptığı gibi İran’ın da kaynaklarını yağmalamayı hedeflemektedir.

Amerika açıkça, dost veya düşman tanımadığını, yalnızca kendi çıkarını bildiğini ilan etmektedir. Çıkarının nerede olduğunu görürse orada bulunur. Başkalarının çıkarlarını ise ancak kendi çıkarlarına hizmet ettiği ölçüde dikkate alır.

Amerika, kurulduğu günden beri izlediği gerçek siyasetini ortaya koymuş ve Trump yönetimi döneminde bunu “Önce Amerika” sloganıyla açıkça ilan etmiştir. Aynı şekilde dünyada hâkim ve süper güç olarak kalma hedefini de “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapalım” (MAGA) sloganıyla ortaya koymuştur.

Dolayısıyla Amerika, hiçbir insani değer tanımayan vahşi bir sömürgeci devlettir. Onu yenmenin ve bölgeden kovmanın tek doğru yolu, onunla karşı karşıya gelmek ve bedeli ne kadar ağır olursa olsun ona teslim olmamaktır.

  • Merz: Avrupa ve Özgürlüğü, Ukrayna Savaşının Sonucuyla Doğrudan Bağlantılıdır

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, 14/9/2026 tarihinde Finlandiya’nın Rovaniemi kentinde düzenlenen Avrupa Arktik Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, “Avrupa ve özgürlüğü, Ukrayna’daki savaşın sonucuyla doğrudan bağlantılıdır. Avrupa’da barış ve özgürlükleri korumak amacıyla Ukrayna’ya mümkün olan her türlü desteğin sağlanması tarihî bir önem taşımaktadır. Rusya’nın çabaları yalnızca Ukrayna’ya savaş açmakla sınırlı değildir; aynı zamanda Avrupa ülkelerini hedef alan hibrit operasyonlar ve saldırılar gerçekleştirmeyi de kapsamaktadır. Kıtamızın özgürlüğünü ve barışını savunma konusunda önümüzdeki günlerin, hatta belki haftaların veya ayların en belirleyici dönem olacağı anlaşılıyor.” dedi. (Anadolu Ajansı)

Almanya Başbakanı, Ukrayna’daki savaşın Avrupa açısından hayati öneme sahip olduğunun farkındadır. Bu savaşı, Ukrayna’yı Rusya’yı provoke etmeye ve Ukrayna’nın doğusundaki Rusya’ya bağlı ayrılıkçı hareketlere saldırmaya yönlendiren Amerika başlatmıştır. Ayrıca Amerika’nın Ukrayna’yı NATO’ya dâhil etme çabaları ve Ukrayna’nın Rusya karşısında durabilmesi için askerî iş birliği yaparak onu silahlandırması da bu sürecin bir parçası olmuştur.

Bütün bunlar Rusya’yı korkutmuş ve provoke etmiş; bunun sonucunda Rusya, Şubat 2022’de Ukrayna’nın doğusunu kontrol altına almak amacıyla askerî bir operasyon başlatmıştır. Bu operasyon hâlen devam etmektedir. Böylece Rusya ile Avrupa arasında kopuş, düşmanlık ve savaş ortamı oluşmuş; bunun sonucunda her iki taraf da ağır kayıplara uğramıştır. Almanya ve Fransa ise artık Avrupa’yı tehdit eder hâle gelen Rusya ile karşı karşıya gelmeye hazırlandıklarını açıklamışlardır.

Böylece Amerika, Rusya ve Avrupa için uluslararası bir tuzak kurmayı başarmış; her ikisi de bu tuzağa düşmüş ve içinden çıkamamaktadır. Ayrıca Rusya ile Çin arasında bir ittifak kurulmasını da engellemeyi başarmıştır.

İşte kötü devletler birbirlerine karşı böyle tuzaklar kurarak yeryüzünü ifsat etmekte, ekinleri ve nesilleri yok etmektedirler. Dünyayı bu kötü devletlerden ancak hayır ve hidayet devleti, yani Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidî Hilafet Devleti kurtarabilir.

Esad Mansur