Savaş Yakında Sona Erecek mi ve Amerika ile İran Arasında Anlaşma Sağlanacak mı?
İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Mahabbi, 9/9/2026 tarihinde şunları söyledi: “Amerika bu duruma son vermek istiyorsa, savaşı tamamen durdurmasının ve tehditlerini tekrarlamaktan vazgeçmesinin yanı sıra İsrail ordusunu Lübnan’dan çekmeli, Yemen’e uygulanan ablukaya son vermeli, İran’ın dondurulmuş 24 milyar dolarlık varlıklarını serbest bırakmalı ve ülkenin nükleer ve füze kapasitesine herhangi bir müdahalede bulunmaktan vazgeçmelidir.”
Bu şartlar, 18/6/2026 tarihinde İran Cumhurbaşkanı ile ABD Başkanı tarafından imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptında yer alıyordu. Nükleer kapasite konusu, zaptın 8. maddesinde şu şekilde ele alınmıştı: “İran, zenginleştirme faaliyetlerini azaltmayı ve nükleer silahlara sahip olmamayı; Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının da bunu denetlemesini taahhüt eder.” Yine 12. maddede, “İran ve Amerika, mutabakatın başarılı bir şekilde uygulanmasını denetlemek amacıyla bir uygulama mekanizması oluşturma konusunda anlaşır” deniliyordu.
Sanki Devrim Muhafızlarının mutabakat zaptına itirazının özellikle bu iki maddeden kaynaklandığı görülmektedir. Bu, Amerika’nın İran’a müdahalesi anlamına gelmektedir. Amerika, anlaşmanın uygulanması için İran’la koordinasyon hâlinde kalacak ve onu sürekli olarak kendisine bağlı bir devlet hâline getirmek amacıyla İran’la iletişim kuracaktır. Devrim Muhafızları bağımsızlık istiyor. Siyasetçilerin ve mutabakat zaptını güçlü bir şekilde savunanların hâli ise, Amerika’nın yörüngesinde hareket eden bir devlet olarak eski konumlarına dönmeyi kabul ettiklerini göstermektedir.
Bu nedenle işler planlandığı gibi ilerlemedi. Zira mutabakat zaptı birçok belirsizlik ve ihtilaf noktası içeriyor ve farklı şekillerde yorumlanmaya açık bulunuyordu. Amerika, 25/6/2026 tarihinde İran’ın dondurulmuş varlıklarını nakit olarak vermeyeceğini, bunun yerine “İran halkının yararına Amerikan soya fasulyesi, mısır ve buğdayının satın alınması” için kullanılacağını açıkladı. İran ise bunu reddetti.
Bunun üzerine Amerika, 26/6/2026 tarihinde mutabakatın imzalanmasından sonra İran’daki hedeflere yönelik ilk saldırılarını gerçekleştirdi. Devrim Muhafızları da Körfez bölgesindeki Amerikan hedeflerine saldırılarla karşılık verdi. Böylece iki taraf arasındaki karşılıklı saldırılar başladı ve bugüne kadar da durmadı.
Mutabakat zaptında nihai anlaşmaya ulaşılması için öngörülen 60 günlük süre de sona erdi. Her ne kadar bu sürenin uzatılabileceği belirtilmiş olsa da taraflar mutabakatı iptal ettiklerini açıklamadıkları için hâlâ yürürlükte kabul edilmektedir. Amerika, İran’ı teslim olmaya zorlamak için güç kullanacağını ve ekonomik abluka uygulayacağını açıklarken, aynı zamanda nihai bir anlaşmaya ulaşmak için İran’la müzakere etmektedir.
Amerika, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü de temel bir mesele hâline getirdi. Bununla büyük bir başarı elde etmiş olduğu izlenimini vermek istiyor. Çünkü savaşı başlatırken ulaşmak istediği, İran’ı kendisine bağlı bir devlet hâline getirme hedefini gerçekleştiremedi.
Wall Street Journal, 10/9/2026 tarihinde konuya yakın Amerikan kaynaklarına dayanarak şunları aktardı: “İran, uçuş sırasında manevra yapabilen ve hareketli hedefleri vurabilen gelişmiş balistik füzeler kullandı. Bu füzelerin isabet oranı öncekilere göre daha yüksek. Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü’ne yönelik saldırılar sonucunda 9 Amerikan askerî uçağı hasar gördü. Amerika, İran saldırılarını engellemek amacıyla 30’dan fazla Patriot füzesi fırlatmış olmasına rağmen Trump’ın üst düzey danışmanları, İran’a karşı savaşın görev süresinin geri kalanında devam etmesi ihtimalini gizlice gündeme getirdiler.”
Trump, 12/9/2026 tarihinde yaptığı açıklamada ise “savaşın büyük ihtimalle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan Kongre ara seçimlerinden sonra sona ereceğine inandığını” söyledi.
Bu, İran’ın savaşı sürdürme imkânlarına sahip olduğunu ve Amerika’nın hedefini gerçekleştiremediğini göstermektedir. Trump ise bu hedefi söz konusu seçimlerden önce gerçekleştirmeyi ve böylece partisinin büyük bir zafer kazanmasını sağlamayı umuyordu. Şimdi ise savaşı durduramıyor ve savaş belki de görev süresinin sonuna kadar devam edebilir. Nitekim Wall Street Journal, 10/9/2026 tarihinde “Trump’ın üst düzey danışmanlarının, İran’a karşı savaşın görev süresinin geri kalanında devam etmesi ihtimalini gizlice gündeme getirdiğini” bildirdi.
Trump, müzakereleri başlatarak ve mutabakat zaptını imzalayarak savaşı durdurmaya çalıştı. Ayrıca İran’ın askerî gücünün büyük bölümünü yok ettiğini ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirdiğini iddia etti. Ancak gerçekler onun söylemlerini yalanlıyor ve savaş devam ediyor.
Belki de daha önceki başkanlardan George W. Bush’un düştüğü çıkmaza benzer bir çıkmaza düşmüştür. Bush, 2001-2003 yılları arasında Afganistan ve Irak’a karşı iki savaş başlattığında, her iki ülkedeki şiddetli Müslüman direnişiyle karşılaştı. Bunun üzerine bu iki ülkeden nasıl çekileceğini aramaya başladı. Sonuçta bu durum kendisi, Cumhuriyetçi Parti ve Amerika açısından bir utanç hâline geldi. Trump, görev süresi içinde savaşı durduramazsa, bu savaşı kendisinden sonraki başkana kötü bir miras olarak bırakacaktır.
Böylece Amerika, savaşları asılsız iddialarla başlatmakta; ekinleri ve nesilleri helak etmekte ve fesadı yaymaktadır. Onun için önemli olan yalnızca kendi çıkarları ve dünya üzerindeki hâkimiyetini dayatmaktır.
Bu savaş, İran’da etkili gücün Devrim Muhafızları olduğunu ve sanki ülkeyi onun yönettiğini ortaya çıkardı.
Siyasetçiler, son karar mercii olan rehberi, kendi taleplerini kabul ederek mutabakat zaptını imzalamaya ikna ettiler. Ancak Devrim Muhafızları, rehbere duyduğu saygı nedeniyle buna istemeyerek ve geçici olarak sessiz kaldı. Rehber ise siyasetçiler ile Devrim Muhafızları arasında denge kurmak için iki tarafı da idare etmeye çalışıyor gibi görünmektedir.
Siyasetçiler Amerika ile anlaşmak ve önceki politikayı, yani Amerika’nın yörüngesinde hareket etme politikasını sürdürmek istiyor. Devrim Muhafızları ise bağımsızlık istiyor. Amerika, Devrim Muhafızlarının hâkim güç olduğunu gördüğünde onunla doğrudan ilişkiler kurmak istedi ve Pakistan’ın fiilî yöneticisi olan, kendi tercih ettiği generali Asım Münir’i harekete geçirdi. Ancak bunda başarısız oldu. Bunun üzerine, 28/2/2026 tarihinde İran’a karşı başlattığını ilan ettiği ve 40 gün sonra durdurduğu savaşı yeniden başlattığını açıklamadan saldırılarına geri döndü.
Bu savaş, Amerika’nın siyasi hareket tarzını da ortaya koydu. Amerika, anlaşmaları ve mutabakatları kasten ihlal etmekte, bunları yükümlülüklerini yerine getirmek için değil, çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla zaman kazanmak için kullanmakta; uygulamalarında oyalama yapmakta ve çıkarına olmadığını gördüğünde bunlardan geri çekilmektedir.
Nitekim İran’la daha önce yaptığı nükleer anlaşmayı, Rusya ile yaptığı anlaşmaları ve iklim anlaşması ile açık gökyüzü hava taşımacılığı anlaşması gibi uluslararası anlaşmaları ihlal etmiş; birçok uluslararası örgütten de çekilmiştir. Böylece güvenilirliğini kaybetmekte ve güvenilemeyen, kurallara uymayan bir devlet hâline gelmektedir. Hiç kimse onunla yaptığı anlaşmalara güvenemez.
Amerika, çıkarları söz konusu olduğunda dost veya düşman tanımamaktadır. Nitekim Kanada ve Avrupa ile ekonomik ve siyasi savaş yürütmüş, dostlarına karşı dahi böyle davranmıştır. Danimarka’ya bağlı Grönland’ı ele geçirmekle tehdit etmiş ve Kanada’nın ilhak edilmesini talep etmiştir. Afganistan, Irak ve şimdi de İran konusunda yaptığı gibi, saldırganlığını gerekçelendirmek için yalanlar uydurmaktadır.
Kendisinin yörüngesinde hareket eden müttefiklerine ve ajanlarına karşı da tavır değiştirebilir. Nitekim halkları, kendilerine Amerika’nın emirlerini uygulamaları nedeniyle onlara karşı ayaklandığında, Hüsnü Mübarek, Beşşar Esad, Pervez Müşerref, Suharto ve diğerleri gibi müttefiklerine karşı tavır değiştirmiştir. Daha önce kendi yörüngesinde hareket eden ve bölgede kendisine hizmet eden İran’a karşı da tavır değiştirmiştir.
Bu nedenle Hilafet Devleti, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Bizans Devleti’ne karşı uyguladığı şekilde ve onun ardından gelen Raşid Halifelerin de sürdürdüğü şekilde Amerika ile mücadele edecektir. Nihayet onları mağlup ederek bugün Orta Doğu olarak adlandırılan bölgeden çıkardılar. Daha sonra gelen halifeler de onları takip ederek İstanbul’daki merkezlerine kadar ulaştılar ve Roma’yı fethetmeye neredeyse muvaffak oldular. Allah’ın izniyle yakında kurulacak Raşid Hilafet Devleti de Roma’yı fethedecektir.
Esad Mansur