Haberlere Kısa Bir Bakış
- Suriye Devlet Başkanı, Yahudi Varlığı ile barış istiyor ve tekrarlanan saldırılarından şikâyet ediyor
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 22/9/2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada şöyle dedi: “İsrail’in güvenlik endişelerini araştırmak üzere uluslararası bir komisyona ihtiyaç duyabiliriz. Güvenlik düzenlemelerinin başarılı olması, kalıcı bir barışın müzakere edilmesinin önünü açabilir. Bunun, tüm taraflara fayda sağlayabilecek tarihî bir dönüm noktası olduğuna inanıyorum. İsrail, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılar düzenlemekte ve Suriye topraklarının bir bölümünü işgal etmektedir. İsrail’den, yeni güvenlik düzenlemelerini görüşmeye başlamadan önce 1974 düzenlemeleri uyarınca işgal ettiği bölgelere çekilmesini talep ediyoruz.”
Ahmed eş-Şara ve beraberindekiler bu açıklamaları tekrarlayarak, Filistin’i işgal eden ve Golan’ı ilhak ettiğini ilan eden, ayrıca Şam’ın eteklerine kadar yeni Suriye topraklarını işgal etmiş olan Yahudi Varlığı’nı tanıyarak büyük bir ihanet işlemeye hazır olduklarını göstermektedirler. Ahmed eş-Şara, Yahudi Varlığı’nın saldırılarını tekrarladığını kabul etmekte; buna rağmen ona tek bir kurşunla bile karşılık vermemektedir. Üstelik Yahudi Varlığı ile yapılacak bir barışın, Suriye topraklarını kendisine zahmetsizce ve kolayca geri kazandıracağını sanmaktadır! Oysa bunun anlamı, Yahudi Varlığı karşısında zillete, aşağılanmaya ve boyun eğmeye razı olmaktır. Zira Yahudi Varlığı, kendisine taviz verenlere karşı tahakkümünü sürdürür; onları tehdit eder ve aşağılar. Mısır, Ürdün, Filistin Yönetimi, Türkiye ve diğerlerine yaptığı gibi… Ayrıca bu durum, Filistin halkı katledilirken ve onlara, Lübnan halkına, İran halkına ve Suriye halkına saldırılar düzenlenirken, Yahudi Varlığı ile yapılan barış anlaşmasını korumak amacıyla bu ülkelerin yöneticileri gibi sessiz kalmak anlamına gelecektir. Oysa Yahudi Varlığı hiçbir antlaşmaya veya anlaşmaya saygı göstermemektedir.
- Türkiye Cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletler önünde Filistin halkı için ağıt yakıyor
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22/9/2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Çocuklarına ve torunlarına büyük bir hassasiyetle sahip çıkan bir baba ve dede olarak, bu kürsüden, kalbim acıyla parçalanırken şunu söylemek zorunda hissediyorum. Gazze bugün yalnızca dünyanın en büyük çocuk mezarlığı değil, aynı zamanda çocuklar arasında en yüksek uzuv kaybı oranının görüldüğü bölgedir. Gazze, çağımızda insanlık dışı ve utanç verici bir şekilde en yoğunlaştırılmış toplama kamplarından biridir. Batı Şeria, yerleşimci terörünün en kötü dönemlerinden birine tanık olmaktadır. Kudüs’te ise Müslümanların ve Hristiyanların kutsal mekânlara ulaşmaları engellenmektedir. Öldürmeye doymayan ve hiçbir merhamet ve adalet sahibi insanın bu duruma gözlerini kapatamayacağı bir soykırım zihniyetiyle karşı karşıyayız.” (Anadolu, 22/9/2026)
Erdoğan, bölgenin, hatta dünyanın en güçlü ordularından biri olan büyük bir orduya sahiptir. Silah sanayisinde büyük bir atılım gerçekleştirdikleri ve silah ithalatına olan bağımlılıklarını yüzde 80 oranında azalttıklarıyla övünmektedir. Buna rağmen Yahudi Varlığı’na karşı tek bir asker bile göndermemekte; Gazze’deki soykırımı, sanki Filistinlilere yardım etmek için hiçbir gücü yokmuş gibi izlerken ağlamakta veya ağıt yakmaktadır. Merhamet ve adalet sahibi bir insanın bakış açısıyla konuşmakta, Filistin’deki kardeşlerine yardım etmesini emreden İslam’ın bakış açısıyla konuşmamaktadır. Aksine, Yahudi Varlığı ile ilişkilerini kesmeyerek, onu tanımaktan vazgeçmeyerek ve cihad ilan etmeyerek onu desteklemektedir.
İslam’ın ve Müslümanların düşmanı Trump’ı Gazze’den çıkaran anlaşmayı imzaladığında da ihanetini ortaya koymuştur. Erdoğan ayrıca şöyle dedi: “Gazze konusunda bir yıl önce Şarm eş-Şeyh’te imzaladığımız anlaşmayı uygulamaya devam etmekte kararlıyız. Vakit kaybetmeden Gazze’nin yeniden imarına başlamalıyız. Bu doğrultuda sizleri İsrail’e daha fazla baskı yapmaya çağırıyorum.” Oysa bu anlaşma, Yahudi Varlığı’nı kurtarmış, işlediği suçların üzerini örtmüş ve bugün dahi bu suçlarını sürdürmesine imkân sağlamıştır. Böylece Erdoğan ve anlaşmaya imza atan diğerleri, Yahudi Varlığı’nın anlaşmaya uymasını bekler hâle gelmiştir.
Erdoğan, uzun süredir talep ettiği ihanet çözümünü de destekleyerek şöyle dedi: “Filistin devletinin, başkentinin Doğu Kudüs olduğu ve 1967 sınırları içerisinde kurulduğu güzel günleri göreceğiz.” Bu sözler, 1948 yılında Yahudi Varlığı’nın gasp ettiği toprakların yüzde 80’inden vazgeçerek iki devletli çözümü talep eden diğerleri gibi onun da ihanetini teyit etmektedir. Zira 1967 sınırlarında bir Filistin devleti kurulmasını istemekte Batı Kudüs’ü Yahudilere bırakmaktadır. Oysa Yahudi Varlığı, Amerika’nın ve Erdoğan ile benzerlerinin de desteklediği proje sayesinde, pratikte bu sınırlar içerisinde bir Filistin devleti kurulması projesini ortadan kaldırmıştır.
- ABD Başkanı, İran karşısındaki tedirginliğini ortaya koyuyor ve kendisiyle bir araya gelen yöneticilere tehdit mesajları gönderiyor
Trump, 22/9/2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Ocak 2025’te göreve geldikten sonra İran’la müzakerelere başladım ve İran’a, nükleer programını ve teröre verdiği desteği sona erdirmesi karşılığında tam kapsamlı ekonomik iş birliği teklif ettim. Ancak bunu reddetti ve bunun büyük bir hata olduğunu düşünüyorum.” Ayrıca şöyle dedi: “İran, Kongre ara seçimlerinde nasıl bir performans göstereceğimi görmek için bekliyor ve ben seçimlerin İran’a yönelik politikamı etkilemesine izin vermeyeceğim.” Aynı zamanda, “Kongre ara seçimlerinden hemen sonra veya daha önce İran’la bir anlaşmaya varmayı bekliyorum.” dedi. Böylece, İran’ı kendi kibir ve küstahlığına boyun eğmeye zorlayamaması nedeniyle tedirgin olduğu ve partisinin Kongre ara seçimlerini kaybetmesinden endişe ettiği görülmektedir. Bu nedenle, seçimlerin başarısız politikalarını etkilemesine izin vermeyeceğini söylemektedir.
Ancak Trump, Mısır, Lübnan, Suriye, Irak, Türkiye ve Katar’ın da aralarında bulunduğu İslam ülkelerinin cumhurbaşkanları ve bakanları karşısında erkeklik taslamaktadır. Genel Kurul toplantıları vesilesiyle bir araya getirdiği bu yöneticilerin karşısında İran’ı tehdit etmiş ve İran’ın güçlerini yok etmekle övünmüştür. Şöyle dedi: “Amerika, İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyecek. ABD’nin gerçekleştirdiği askerî operasyon, İran donanmasına, hava kuvvetlerine, silah fabrikalarına, balistik füze ve insansız hava aracı depolama tesislerine ve hava savunma sistemlerine büyük zarar verdi. Bu zararlar, yüzde 300’ü aşan enflasyon da dâhil olmak üzere İran ekonomisine büyük darbeler vurdu. Amerika’nın İran’a, politikalarını değiştirmeye zorlamak amacıyla uyguladığı mali ve ekonomik baskılar devam ediyor.” Ayrıca, “İran, büyüklük ile yok oluş arasında seçim yapmak zorunda.” dedi.
Trump’ın bu sözleri, kendisiyle bir araya gelen yöneticilere yönelik bir tehdit mesajıdır: İçlerinden Amerika’ya karşı başkaldıran olursa, İran’a yaptığı gibi ona da yapacaktır. Ancak Erdoğan, Temim, Sisi, I. Abdullah ve Cevlânî gibi bu yöneticiler ya olup biteni anlamamakta ya da izzet yerine zilleti tercih etmektedirler. Bu nedenle sessizce tehditlerini dinlemeye devam etmişlerdir. Oysa ayağa kalkıp onun karşısında masayı devirmeleri, tehditlerine Amerika ile savaşmaya hazır olduklarını belirten meydan okuma mesajlarıyla karşılık vermeleri ve ülkelerindeki Amerikan üslerinin kapatılması emrini vermeleri gerekirdi.
“İzzet yalnızca Allah’a, Resûlü’ne ve müminlere aittir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.” (Münâfikûn, 8)
Esad Mansur