– 13 –

  • Münafıkların özgürlük adı altında münkeri emretmeleri ve marufu nehyetmeleri
  • Allah’ın emirlerini uygulamaktan insanları vazgeçirmeleri
  • Allah yolunda savaşmaktan ve harcamaktan kaçınmaları
  • Milliyetçilik ve vatancılık uğrunda savaşmaları
  • Dünyadaki paylarından faydalanmaları
  • Marufu emretmenin ve münkeri nehyetmenin farziyeti
  • Bu farzı yerine getiren müminlerin mükâfatı
  • Kadınların da erkekler gibi bu farzla mükellef olmaları

اَلۡمُنٰفِقُوۡنَ وَالۡمُنٰفِقٰتُ بَعۡضُهُمۡ مِّنۡۢ بَعۡضٍ‌ۘ يَاۡمُرُوۡنَ بِالۡمُنۡكَرِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ الۡمَعۡرُوۡفِ وَيَقۡبِضُوۡنَ اَيۡدِيَهُمۡ‌ؕ نَسُوا اللّٰهَ فَنَسِيَهُمۡ‌ؕ اِنَّ الۡمُنٰفِقِيۡنَ هُمُ الۡفٰسِقُوۡنَ‏ ﴿٦٧﴾  وَعَدَ اللّٰهُ الۡمُنٰفِقِيۡنَ وَالۡمُنٰفِقٰتِ وَالۡـكُفَّارَ نَارَ جَهَـنَّمَ خٰلِدِيۡنَ فِيۡهَا‌ ؕ هِىَ حَسۡبُهُمۡ‌ ۚ وَلَـعَنَهُمُ اللّٰهُ‌ ۚ وَلَهُمۡ عَذَابٌ مُّقِيۡمٌ ۙ‏ ﴿٦٨﴾  كَالَّذِيۡنَ مِنۡ قَبۡلِكُمۡ كَانُوۡۤا اَشَدَّ مِنۡكُمۡ قُوَّةً وَّاَكۡثَرَ اَمۡوَالًا وَّاَوۡلَادًا ؕ فَاسۡتَمۡتَعُوۡا بِخَلَاقِهِمۡ فَاسۡتَمۡتَعۡتُمۡ بِخَلَاقِكُمۡ كَمَا اسۡتَمۡتَعَ الَّذِيۡنَ مِنۡ قَبۡلِكُمۡ بِخَلَاقِهِمۡ وَخُضۡتُمۡ كَالَّذِىۡ خَاضُوۡا‌ ؕ اُولٰۤٮِٕكَ حَبِطَتۡ اَعۡمَالُهُمۡ فِى الدُّنۡيَا وَالۡاٰخِرَةِ‌ ۚ وَاُولٰۤٮِٕكَ هُمُ الۡخٰسِرُوۡنَ‏ ﴿٦٩﴾  اَلَمۡ يَاۡتِهِمۡ نَبَاُ الَّذِيۡنَ مِنۡ قَبۡلِهِمۡ قَوۡمِ نُوۡحٍ وَّعَادٍ وَّثَمُوۡدَ وَقَوۡمِ اِبۡرٰهِيۡمَ وَاَصۡحٰبِ مَدۡيَنَ وَالۡمُؤۡتَفِكٰتِ‌ ؕ اَتَتۡهُمۡ رُسُلُهُمۡ بِالۡبَيِّنٰتِ‌‌ ۚ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلٰـكِنۡ كَانُوۡۤا اَنۡفُسَهُمۡ يَظۡلِمُوۡنَ‏ ﴿۷۰﴾  وَالۡمُؤۡمِنُوۡنَ وَالۡمُؤۡمِنٰتُ بَعۡضُهُمۡ اَوۡلِيَآءُ بَعۡضٍ‌ۘ يَاۡمُرُوۡنَ بِالۡمَعۡرُوۡفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ الۡمُنۡكَرِ وَيُقِيۡمُوۡنَ الصَّلٰوةَ وَيُؤۡتُوۡنَ الزَّكٰوةَ وَيُطِيۡعُوۡنَ اللّٰهَ وَرَسُوۡلَهٗ‌ؕ اُولٰۤٮِٕكَ سَيَرۡحَمُهُمُ اللّٰهُؕ اِنَّ اللّٰهَ عَزِيۡزٌ حَكِيۡمٌ‏ ﴿۷۱﴾  وَعَدَ اللّٰهُ الۡمُؤۡمِنِيۡنَ وَالۡمُؤۡمِنٰتِ جَنّٰتٍ تَجۡرِىۡ مِنۡ تَحۡتِهَا الۡاَنۡهٰرُ خٰلِدِيۡنَ فِيۡهَا وَمَسٰكِنَ طَيِّبَةً فِىۡ جَنّٰتِ عَدۡنٍ‌ ؕ وَرِضۡوَانٌ مِّنَ اللّٰهِ اَكۡبَرُ‌ ؕ ذٰ لِكَ هُوَ الۡفَوۡزُ الۡعَظِيۡمُ‏ ﴿۷۲﴾ 

 “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Münkeri emreder, marufu nehyeder ve Allah yolunda harcamaktan ellerini sıkı tutarlar. Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.” (67)

“Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vaat etti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.” (68)

“Sizden öncekiler gibidirler. Onlar sizden daha güçlü, mal ve evlat bakımından daha çoktular. Dünyadaki paylarından faydalandılar. Siz de payınızdan faydalandınız. Sizden öncekiler nasıl kendi paylarından faydalandılarsa siz de payınızdan faydalandınız. Onların batıla daldıkları gibi siz de batıla daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. Onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (69)

“Kendilerinden önce Nuh kavminin, Âd’ın, Semûd’un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberi kendilerine ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri apaçık deliller getirmişti. Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.” (70)

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. Marufu emreder, münkeri nehyeder, namazı kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine merhamet edeceği kimseler bunlardır. Şüphesiz Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (71)

“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları Adn cennetlerini, hoş meskenleri vaat etti. Allah’ın rızası ise bunların hepsinden daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.” (72)

Münafıkların Birbirlerinden Olmaları

Allah, münafıkların çirkin vasıflarını, yalan iddialarını, eziyet verici sözlerini ve sinsi amellerini ifşa etmeye devam ederken, “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir” buyurarak onların müminlerden olmadıklarını vurgulamaktadır.

Onlar aynı cinstendir ve aralarında bu konuda bir fark yoktur. Kalpleri küfürle doludur; hastadır ve sürekli şek ve şüphe içerisindedirler. Hakkı ve doğruyu gördükleri hâlde bile bile kabul etmek istemezler. Müminlere karşı besledikleri kin ve nefretten dolayı neredeyse patlayacak hâle gelirler.

Münâfikûn suresinin 4. ayetinde geçtiği üzere onlar gerçek düşmandır. Bu nedenle onlardan sakınmak, onları dost ve sırdaş edinmemek gerekir. Hastalıklardan korunmak için onlardan uzak durmak gerektiği gibi, münafıkların etkisinden de uzak durmak gerekir. Onlara yaklaşan, onların etkisine maruz kalır. Mümin ise münafığın durumunu sezdiğinde onunla yakınlık kurmaz ve onun hâline tahammül etmez.

Münafıkların Münkeri Emretmeleri ve Marufu Nehyetmeleri

Onların davranış ve amellerinden biri de ayette şöyle açıklanmaktadır:

“Münkeri emreder, marufu nehyeder ve Allah yolunda harcamaktan ellerini sıkı tutarlar.”

Allah’ın haram kıldığı şeyleri kendi kanunlarıyla serbest bırakırlar ve bunları özgürlük adı altında savunurlar. Eğitim sistemleri, enformasyon araçları, radyo, televizyon, internet, medya ve sinema yoluyla toplumu ifsat ederler. Laikliği, demokrasiyi veya sosyalizmi savunanlar da bu kapsamda değerlendirilir.

Maruf olan Allah’ın emirlerini yasaklar, savunmaz; çeşitli bahanelerle bunları uygulamaktan kaçınır ve insanları da Allah’ın emirlerinden uzaklaştırırlar. Yönetici olduklarında Allah’ın indirdikleriyle hükmetmez, beşerin çıkardığı küfür anayasa ve kanunları uygularlar. Allah’ın hâkimiyetine davet edenleri kötüleyip cezalandırırlar.

Allah Yolunda Harcamaktan ve Savaşmaktan Kaçınmaları

Allah’ın yolundan maksat cihattır. Cihat, Allah’ın sözünü yükseltmek için savaşmaktır. Münafıklar bu uğurda harcamaktan ve savaşmaktan kaçınırlar. Hatta cihadı yasaklarlar.

Buna karşılık şahsi çıkarları, laik sistemleri, ırkçılığı, milliyetçiliği ve vatancılığı savunmak için savaşır ve harcarlar.

“Allah’ı Unuttular, Allah da Onları Unuttu”

Böylece “Allah’ı unuttular”. Buradaki unutmak, terk etmek anlamında da kullanılmıştır. Allah’ı ve dinini terk ettiler, şeytana uydular. Allah’ın dinini devletten ve siyasetten ayırdılar. Hak dini diğer bâtıl dinlerle eşit hâle getirerek “hepsine aynı mesafede duruyoruz” dediler.

Onlar Allah’ı ve dinini terk edince “Allah da onları unuttu”; yani onları terk etti, onlara hidayet vermedi ve onları sapıklıkları içerisinde bıraktı.

“Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.”

Dini terk ettikleri için dinden çıkmış oldular. Çünkü fâsığın anlamı, dinden çıkan veya dini terk eden kimsedir.

Bu nedenle Allah, “Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vaat etti” buyurdu.

“Cehennem ateşi onlara yeter.” Çünkü bunu hak ettiler. Allah’ın lanetini de hak ettiler. Allah’ın rahmetinden mahrum kalırlar; bu nedenle onları cehennemden kurtarmaz. “Onlar için sürekli bir azap vardır.”

Fakat münafıklar, açık kâfirler gibi buna aldırış etmezler. Çünkü buna inanmaz ve bununla alay ederler.

Münafıkların Dünyadaki Hayatları ve Aldanışları

Bu asırdaki münafıklar, onları cezalandıracak İslam Hilafet Devleti bulunmadığı için özgürlük adı altında açıkça küfrü, fıskı ve fücuru gösterir veya savunurlar. Aynı zamanda Müslüman olduklarını iddia ederler. Dini ibadete hasrettikleri için namaz kılar, umre yapar veya oruç tutarlar; dinin bazı görünüşleriyle de kendilerini örterler.

Allah önce onları ahirette cehennem azabıyla tehdit etti. Umulur ki akıllarına gelir ve iman ederler. Buradan anlaşılan bir husus da şudur: Müslümanım diyen bir kimsenin müstakim ve takvalı olabilmesi için öncelikle cehennem azabı kendisine hatırlatılır. Gerçek mümin bundan hemen korkar. Zâriyât suresinde geçtiği gibi, hatırlatma ancak müminlere fayda verir. Bundan korkmazsa münafık sayılıp dünya cezasıyla korkutulması gerekir.

Bu nedenle Allah, münafıkları dünya cezasıyla da tehdit ederek onlara şöyle seslendi:

“Sizden öncekiler gibidirler. Onlar sizden daha güçlü, mal ve evlat bakımından daha çoktular. Dünyadaki paylarından faydalandılar. Siz de payınızdan faydalandınız. Sizden öncekiler nasıl kendi paylarından faydalandılarsa siz de payınızdan faydalandınız.”

Allah, yarattığı her insan için bu dünyada rızık takdir etmiştir. İnsan, kendisine verilen mülkü edinir ve ondan istediği şekilde faydalanır. Allah, insanların kâfir veya münafık olmaları sebebiyle onları dünyadaki rızıklarından mahrum etmez. Zira Allah, verdiği rızık ve nimetlerle onları imtihan eder ve bunlardan kendi emrine uygun şekilde faydalanmalarını ister.

Onlar ise aldanarak Allah’ın emrine muhalefet eder, nimetlerden istedikleri gibi eğlenerek ve oynayarak faydalanırlar. Onların misali eski kâfirlerdir. Yediler, içtiler, eğlendiler ve içgüdülerini tatmin ettiler.

Allah onların dikkatini çekerek, “Bakın, nerede onlar?” demektedir. Ölüp gittiler. Hatta onlar sizden daha güçlüydüler; daha fazla mal, mülk ve çocuk sahibi idiler. Allah bunu söyleyerek onların durumunu hatırlatmakta ve kendilerinden önce yaşayan kâfirlerin sonunu göstermektedir.

Onlara verilen canları Allah aldı; mallarını alıp başkalarına verdi. Sizin de canlarınızı alacak ve mallarınızı başkalarına devredecektir. Siz ise hâlen yaşıyorsunuz ve tövbe etme fırsatınız vardır. Eğer tövbe etmez ve gerçek mümin olmazsanız cehennem sizi de beklemektedir.

Batıla Dalmanın Sonucu

“Onlar nasıl batıla daldılarsa siz de batıla daldınız.”

Allah’ın ayetlerini ve Resulü’nü yalanladıkları ve alaya aldıkları için batıla dalmış oldular. Her asırda kâfirler ve münafıklar aynıdır. Aralarındaki fark, sadece kullandıkları üslup ve araçlardadır.

Bu asırda teknolojiyi ve sinsi üslupları kullanarak batılı yaymaya ve hak olan İslam’la savaşmaya çalışmaktadırlar. En tehlikeli üsluplardan biri, Müslüman görüntüsüne bürünerek İslam’a inandığını göstermek, fakat İslam’ı hayattan, devletten ve siyasetten uzaklaştırarak sadece itikat, ahlak ve ibadet alanıyla sınırlandırmaktır.

“Onların dünyada ve ahirette amelleri boşa gitmiştir.”

Dünyada yaptıkları amellerin karşılığında bir şey kazanmayacaklar; iyilikleri yazılmayacak, kötülükleri yazılacaktır. Ahirette de yaptıkları iyiliklerin karşılığını alamayacaklar. Onlara karşılık olarak ancak cehennem ateşi olacaktır.

Onların hüsranını vurgulayarak Allah şöyle buyurdu:

“Onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.”

Dünyada amelleri boşa gitmişse ahirette de bu amellerin iyi bir karşılığı olmayacaktır. Böylece ahirette de amelleri boşa gitmiş olur.

Zira dünya hayatı kısadır; ebedî hayat ise ahirettir. İman edip imanın gerektirdiği salih amelleri yapmayan kimse bunu kaybeder ve cehennemde kalır.

Önceki Kavimlerin Helakinden İbret Almak

Allah, kendilerinden önce yaşamış kavimleri onlara hatırlatıyor:

“Nuh kavminin, Âd’ın, Semûd’un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberi kendilerine ulaşmadı mı?”

Burada isimleri zikredilmeyenler de “yerle bir olan şehirler”dir.

Allah onlara, “Bunların haberleri kendilerine ulaşmadı mı?” diye soruyor. Bu sorunun cevabını beklememekte; bilakis onları hatırlatma ve uyarma amacı taşımaktadır.

Allah, geçmişte yalanlayan kavimlerin kıssalarını anlatırken, bunlarda ibret ve ders olduğu gibi bir tehdit de bulunmaktadır. İbret alıp tövbe etmezlerse onların başına gelenlerin kendi başlarına da gelebileceği bildirilmektedir.

O kavimlere “Resulleri apaçık deliller getirmiştir.” Onlara akli deliller ve mucizeler gösterdiler. Fakat o kavimler iman etmediler.

Ey münafıklar! Siz de onlar gibisiniz. Resulümüz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem size geldi; fakat içinizden onu yalanlayanlar ve onunla alay edenler oldu. O hâlde eski kavimleri yalanlayanların başına gelenler sizin de başınıza gelebilir.

Bu nedenle onlar azabı hak ettiler. Böylece:

“Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.”

Çünkü peygamberleri yalanlayarak zulmettiler. Bu zulmü kendileri işlediler. Allah onlara azap verdiğinde, hâşâ Allah zalim olmaz.

Peygamberlerin Gönderiliş Hikmeti

Allah onları yarattığında, Zâriyât suresinin 56. ayetinde geçtiği üzere, yaratılışın hikmeti olarak kendisine kulluk etmelerini istedi. Allah, insanların mahlûkata kulluk etmelerini istemez.

Çünkü her insan mutlaka bir şeye kulluk edecektir. Allah, insanda tedeyyün içgüdüsünü yarattığı için insan doğal olarak bir şeye kulluk etmeye yönelir. Bu nedenle Allah, insanların kime ve nasıl kulluk edeceklerini bildirmek üzere peygamberler gönderir. Aksi hâlde insanlar saparak kendileri gibi yaratılmış olanlara tapmaya başlarlar.

İsrâ suresinin 15. ayetinde geçtiği gibi, Allah bir peygamber göndermedikçe kimseye azap etmez.

Ayrıca Allah, diğer içgüdülerin ve uzvî ihtiyaçların doğru şekilde doyurulması, insanlar arasındaki ilişkilerin doğru şekilde düzenlenmesi ve sorunların çözülmesi için de peygamberler gönderdi.

Güçlü olanlar, her şeyi yapabileceklerini ve zayıf insanları ezebileceklerini düşündükleri için peygamberleri yalanlarlar. Aynı zamanda zayıf olanları aldatarak kendilerine itaat ettirir veya kendilerine taptırırlar.

Bu nedenle peygamber, ileri gelenlere ve güçlü kimselere yönelerek onları imana çağırır. Çünkü bunlar iman ederse onlara tâbi olanlar da iman eder. Daha sonra kendisine nusret istemeye başlar ve yönetime geçmeye çalışır. Böylece büyük fetih ve zafer gerçekleşir ve insanlar hak dine girmeye başlarlar.

Müminlerin Sıfatları ve Birbirlerine Karşı Sorumlulukları

Allah, münafıkların sıfatlarını ve amellerini açıkladıktan sonra müminlerin sıfatlarını ve amellerini göstermeye başladı:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.”

Yani birbirlerine sahip çıkar, yardım eder, birbirlerini hiçbir zaman rezil etmez ve ezmezler.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

 ، «مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ في توادهم وتراحمهم وتعاطفهم مَثَلِ الْجَسَدِ الواحد إِذَا اشتكى منه عضو تَدَاعَى له سَائِرُ الجسد بالسهر والحمى»

“Müminlerin birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet etme ve birbirlerine şefkat gösterme konusunda misali tek bir beden gibidir. Bedenin bir organı rahatsız olduğunda, diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona katılır.” (Buhârî, 6011; Müslim, 2586)

Yine şöyle buyurdu:

«الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يَخذلهُ ولا يَحقرْهُ»

“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz ve onu hor görmez.” (Buhârî, 6064; Müslim, 2564)

Marufu Emretmek ve Münkeri Nehyetmek

Müminler “marufu emreder ve münkeri nehyederler.” Bu ise büyük bir farzdır. Zira ayette zekât vermek, Allah’a ve Resulü’ne itaat etmek gibi farzlarla birlikte zikredilmiştir. Münafıklar ise bunun tersini yaparlar.

Müslümanlar bu farzı yerine getirmezlerse Allah onları cezalandırır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

كَلَّا وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنْ الْمُنْكَرِ وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدَيْ الظَّالِمِ وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْراً أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ بِقُلُوبِ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ ثُمَّ لَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ

“Hayır! Allah’a yemin olsun ki elbette marufu emredecek ve münkerden nehyedeceksiniz. Zalimin elinden tutup onu hakka döndürecek ve onu hak üzere tutacaksınız. Bunu yapmazsanız Allah, onların kalplerini birbirine karıştırdığı gibi sizin kalplerinizi de birbirine karıştırır ve sonra onları lanetlediği gibi sizi de lanetler.”
(Tirmizî, Ebû Dâvûd, İbn Mâce)

Yine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

” والذي نفسي بيده، لتأمرنَّ بالمعروفِ ولتنهونَّ عن المنكرِ، أو ليوشكنَّ أن يَبعثَ عليكم عقابا منه، ثم تدعونَهُ فلا يُستجابَ لكم”

“Canımı elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, mutlaka marufu emredecek ve münkerden nehyedeceksiniz. Aksi hâlde Allah’ın katından üzerinize bir ceza göndermesi yakındır. Sonra O’na dua edersiniz de duanız kabul edilmez.”
(Tirmizî, 2169; İbn Hanbel, 23301; Beyhakî, 20224)

Müminler marufu emredip münkerden nehyederlerse yönetim, yöneticiler, toplum ve diğer insanlar dürüst ve düzgün hâle gelir. Herkes Allah’ın emirlerine uyar ve O’nun yasaklarından uzaklaşır.

Ayrıca Âl-i İmrân suresinin 104. ayetinde bu işi sürekli olarak yapmak üzere müminlerden İslami hizip ve cemaatlerin kurulması farz kılınmıştır.

Allah’ın Rahmetine Nail Olanlar

“İşte Allah’ın kendilerine merhamet edeceği kimseler bunlardır.”

Bu işleri yapmayan, zekât vermeyen, Allah yolunda harcamayan, Allah’ın Kitabı’na ve Resulü’nün sünnetine uymayan kimseler, Allah’ın rahmet edeceği kimseler değildir.

“Şüphesiz Allah Azîz’dir.” Yani Allah güçlüdür ve her an azap indirebilir.

“Hikmet sahibi’dir.” Emir ve yasaklarının amaçları vardır. Allah bazen bunları açıklar, bazen bunların vakıada uygulanmasındaki güzellik görülür, bazen de sebeplerini gösterir.

Mümin Erkek ve Kadınlara Verilen Büyük Mükâfat

Allah, bu amelleri yapan erkek ve kadın müminlere ebedî olarak kalacakları, altlarından ırmaklar akan Adn cennetlerini ve hoş meskenleri vaat etmiştir. Ancak bunlardan daha büyük olan Allah’ın rızasıdır.

“İşte büyük kurtuluş budur.”

Bazı ayetlerde Allah müminlerden söz eder. Arapçada “müminler” lafzı erkek çoğuludur. Ancak tahsis edilmediği sürece kadınları da kapsar.

Fakat ayetin hem erkekleri hem de kadınları kapsadığını açıkça belirtmek için bazen “mümin erkekler ve mümin kadınlar” ifadesi kullanılır.

Kadınların Marufu Emretme ve Münkeri Nehyetme Sorumluluğu

Mükellefiyet ve mükâfat bakımından erkeklerle kadınlar arasında fark yoktur. Ancak belirli sebeplerden dolayı bir tahsis veya istisna gelirse kadınlar bazı mükellefiyetlerden muaf tutulur. Cihat etmek ve cuma namazına gitmek bunun örneklerindendir. Bununla birlikte kadınlar cihada ve cumaya da gidebilirler.

Allah, iş bölümü açısından herkesin üzerine düşen vacipleri göstermiştir. Ancak sevap eksilmez.

Mümin kadın kocasına ve çocuklarına bakarsa cihadın sevabını alır.

Fakat bu ayete ve diğer ayet ve hadislere binaen marufu emretmek ve münkeri nehyetmek farzı kadın ve erkeğin her ikisine de düşmektedir.

Kadın da erkek gibi münkeri gördüğünde onu değiştirmeye veya nehyetmeye yönelir. Başta münkeri işleyen yöneticileri muhasebe eder, onların yüzlerine hak sözü söyler ve marufu emreder.

Bu işleri yapan İslam’a dayalı siyasi hiziplere katılır veya en azından destek verir ve yardım etmeye çalışır; çalışanları teşvik eder.

İşte dünyayı ve ahireti kazananlar bunlardır.