Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Türkiye Savunma Bakanlığı: Filistin Sorununun Çözümü, Dünya Vicdanının ve Uluslararası Toplumun Harekete Geçmesidir

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk, 1/10/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, işgal altındaki Doğu Kudüs’te aşırılık yanlısı Yahudi grupların Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarının bölgedeki gerilimi körüklediğini ve barış ile istikrar çabalarını baltaladığını söyledi. Şöyle dedi: “Filistin’de yaşananların sona erdirilmesi için dünya vicdanının harekete geçmesinin önemini bir kez daha vurguluyor ve uluslararası topluma, İsrail’in saldırılarına karşı caydırıcı tedbirler alma çağrımızı yineliyoruz.”

Aktürk, “74 bin Filistinlinin, aralarında bebeklerin, çocukların ve masum kadınların da bulunduğu insanların ölümüne ve geri kalanların onurlu bir şekilde yaşama hakkından mahrum bırakılmasına neden olan İsrail, saldırılarını ve Batı Şeria’da yerleşimcilerin topraklara el koyma faaliyetlerini en şiddetli şekilde sürdürmektedir.” dedi. (Anadolu Ajansı, 1/10/2026)

Ajans ayrıca Kudüs İslamî Vakıflar Dairesi’nden aktardığına göre, 27/9/2026 Pazar günü 1.500’den fazla yerleşimci Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Ertesi gün 1.700’den fazla yerleşimci, ondan sonraki gün yaklaşık 1.400 yerleşimci Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Çarşamba günü (30/9/2026) ise yaklaşık 2.400 yerleşimci Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi.

Yahudilerin Filistin’deki Müslümanlara yönelik saldırılarını, topraklarını gasp etmelerini, evlatlarını, çocuklarını ve kadınlarını öldürmelerini ve ilk kıblegâhımız, üçüncü haremimiz Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırı ve saygısızlıklarını durdurmak için Türkiye Savunma Bakanlığı’nın sunduğu çözüm, “dünya vicdanının harekete geçmesi” ve bunun yanında “uluslararası topluma, İsrail’in saldırılarına karşı caydırıcı tedbirler alma çağrısında bulunulmasıdır.”

Bütün bunlar Yahudi varlığının umurunda değildir; aksine bunlarla alay etmektedir. Yahudiler ve liderleri açıkça konuşarak bütün dünyaya meydan okudular ve şöyle dediler: “İstediğiniz kadar konuşun; biz ise sahada istediğimizi yapacağız. Çocukları, bebekleri ve kadınları insan suretindeki hayvanlar oldukları için öldüreceğiz. Bütün haramları mubah sayacağız; topraklara el koyacağız, evleri yıkacağız, ağaçları keseceğiz, koyunları ve sığırları çalacağız. Peki, siz ne yapacaksınız?!”

Eğer mesele Libya, Azerbaycan veya Suriye’de Müslümanlara karşı gerçekleşiyor olsaydı, Türkiye Savunma Bakanlığı harekete geçer, güçlerini gönderir ve Amerika’nın emirleriyle hareket eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda savaşa hazırlanırdı. Ancak Filistin söz konusu olduğunda, Türkiye Savunma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre çözüm, Amerika’nın yönettiği ve Yahudi varlığını destekleyen uluslararası toplum ile dünya vicdanına bırakılmaktadır.

  • İran ile Amerika Arasındaki Müzakereler Çıkmaza Girdi

ABD merkezli Axios sitesi, 1/10/2026 tarihinde, Amerika Dışişleri Bakanı Rubio’nun geçtiğimiz pazartesi günü (28/6/2026), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin başkanlık ettiği İran heyetinden ülkeyi derhâl terk etmesini istediğini bildirdi.

İranlılar, Birleşmiş Milletler çalışmalarının sona ermesi nedeniyle zaten kısa süre içerisinde ülkeden ayrılacaklardı ve ayrılma vakitleri de gelmişti. Ancak Rubio’nun bu adımı, oldukça alışılmadık bir diplomatik kınama niteliği taşıdı ve savaşı sona erdirmeye yönelik sonuçsuz çabalar devam ederken iki ülke arasındaki güvensizliğin ne denli derin olduğunu ortaya koydu.

Ancak bu talebin temel nedeni, Arakçi ve beraberindeki heyetin Witkoff ve Kushner’dan oluşan Amerikan heyetiyle görüşmesinin ardından iki taraf arasındaki müzakerelerin çıkmaza girmesiydi.

Amerikan sitesi, Katarlı arabulucuların kendi uzlaşma önerileri konusunda Amerika ve İran ile görüşmelerini sürdürdüklerini aktardı.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, 29/9/2026 tarihinde, “Katar’ın Amerika ile İran arasındaki arabuluculuk çabalarının devam ettiğini ve şu anda yürütülen sürecin, Amerikan ve İran tarafları arasında mesajların iletilmesinden ibaret olduğunu” açıkladı.

İran’ın, bu doğrultuda Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içerisinde açılmasını öngören bir plan sunduğu belirtilmektedir. İran Hükümeti Sözcüsü Fatıma Mohacerani, 30/9/2026 tarihinde, “Dışişleri Bakanı Arakçi, Katar arabulucusunun sunduğu ve 7 gün boyunca güven inşa edilmesini amaçlayan öneriye Washington’un verdiği cevabı aldı.” açıklamasında bulundu.

Amerika, başkalarının müdahalesinden kurtulmak amacıyla kendi toprakları ve suları konusunda müzakere etmiyor. Aksine, büyük bir küstahlıkla başkalarının toprakları ve suları üzerinde, bunlara el koymak ve kaynaklarını yağmalamak amacıyla müzakereler yürütüyor; bunu da açıkça ilan ediyor. Venezuela’ya ve petrolüne el koyduğunu, milyarlarca dolar kazanacağını açıkladı. Ayrıca kendisini, başkalarına saldırmaktan, onların sahip olduklarına el koymaktan, onları yerinden etmekten veya öldürmekten vazgeçmeyen küresel bir korsan olarak ortaya koydu. Gazze ve Batı Şeria’da da kirli aracı Yahudi varlığı aracılığıyla bunu yapmaktadır.

Bu nedenle Amerika ile müzakereler yürütmek fayda sağlamaz. Böyle bir yaklaşım kabul edilemez ve ona ne kadar taviz verilirse verilsin razı olmayacaktır. Amerika karşısındaki tutum, onunla yüzleşmek ve Atlantik’in ötesindeki topraklarına geri püskürtülünceye kadar kararlılıkla direnmek olmalıdır.

  • Yemen Hükümeti ile Husiler Arasındaki Çatışmalar Şiddetleniyor

Yemen hükümeti, silahlı kuvvetleri sözcüsü aracılığıyla 1/10/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Yemen’in güneyindeki Lahic vilayetinde bulunan Tur el-Baha cephesinin tüm bölgelerinde Husilerin geniş çaplı bir saldırısını püskürttüğünü ve saldıran tüm güçleri etkisiz hâle getirdiğini bildirdi. Ayrıca Yemen hükümeti, ülkenin güneybatısındaki Taiz vilayetinin güneydoğusuna 6 hava saldırısı düzenlediğini açıkladı. (El-Cezire)

Suudi Arabistan merkezli eş-Şarku’l-Avsat gazetesi ise şu ifadeleri kullandı: “Yemen hükümeti ile Husiler arasındaki çatışmalar, Taiz ve Lahic cephelerindeki savaşların şiddetlenmesiyle daha sert bir aşamaya girdi. Çatışmalar, Taiz’in batısı ile Lahic’e bağlanan bölgelerde yoğunlaşıyor. Hükümet güçleri; Amâlika Tugayları, Vatan Kalkanı güçleri ve aşiret savaşçılarının katılımıyla, Husilerin şiddetli saldırıları, sızma ve kuşatma girişimleri karşısında çatışmalar yürütüyor. Husiler, Taiz’deki yerleşim bölgelerine yönelik füze saldırılarını artırırken hükümet güçleri, 24 saat içerisinde 414 hedefe yönelik operasyon gerçekleştirdiklerini açıkladı. Bu açıklama, bir gün önce gerçekleştirildiği belirtilen 356 operasyona ilişkin açıklamanın ardından geldi. Hükümet güçleri, söz konusu operasyonlarda 476 Husinin öldüğünü veya yaralandığını bildirmişti. Böylece hükümetin açıkladığı rakamlara göre dört günlük toplam ölü ve yaralı sayısı yaklaşık 3 bine yükseldi.”

Yemen’de, eski sömürgeci İngiltere ile yeni sömürgeci Amerika ve onun bölgesel ve yerel araçları arasında şiddetli bir uluslararası mücadele yaşanmaktadır. Görünen o ki şu anda Taiz, Lahic ve Marib’de İngiltere’nin ajanları tasfiye edilmektedir. Bu nedenle Husiler bu bölgelere saldırmaktadır. Ya Amerika ve onun ajanı Suudi Arabistan, İngiltere’nin ajanlarını tasfiye etmek amacıyla, daha önce İngiltere’nin ajanı Tarık Salih’in ve onun arkasındaki Birleşik Arap Emirlikleri’nin elindeki Batı Sahili’nin ele geçirilmesine izin verdiği gibi, Husilerin bu bölgeleri ele geçirmesine izin verecektir ya da Suudi Arabistan’a bağlı Amâlika Tugayları ve Vatan Kalkanı güçleri, daha önce Hadramut ve el-Mahra’yı ele geçirip İngiltere’nin ajanı olan ve destekçisi Birleşik Arap Emirlikleri’ne kaçan Aidarus ez-Zubeydi liderliğindeki İngiltere ajanlarını bölgeden uzaklaştırdığı gibi bu bölgeleri ele geçirecektir.

Hizb-ut Tahrir Emiri, âlim Ata bin Halil Ebu er-Raşta, 27/9/2026 tarihinde “Yemen’deki Askerî Gelişmelerin Boyutları” başlıklı bir soru-cevap yayımlamış ve açıklamasının sonunda şöyle demiştir:

“Bu nedenle Yemen’in kurtuluşu, sömürgeci devletlerin ayakta kalmasını ve nüfuzlarını genişletmesini sağlayan bu araçlardan kurtulmaktan geçmektedir. Bu ise ancak Allah’ın vaat ettiği ve Rasulullah ﷺ’in müjdelediği Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidî Hilafetin kurulmasıyla gerçekleşebilir.”

Esad Mansur