– 22 –
Kur’an ve Sünnet’in vahyedildiğinin kesinleşmesi
Kendilerine vahyedildiğini iddia edenler
Zalimlerin ölüm sekaratında azap görmesi
Doğdukları gibi haşrolunması
Tek başına hesaba çekilmesi
Sahip olduklarını dünyada bırakmaları
Şefaatçi bulamamaları
Melekler tarafından dövülmeleri
وَمَنۡ اَظۡلَمُ مِمَّنِ افۡتَـرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوۡ قَالَ اُوۡحِىَ اِلَىَّ وَلَمۡ يُوۡحَ اِلَيۡهِ شَىۡءٌ وَّمَنۡ قَالَ سَاُنۡزِلُ مِثۡلَ مَاۤ اَنۡزَلَ اللّٰهُؕ وَلَوۡ تَرٰٓى اِذِ الظّٰلِمُوۡنَ فِىۡ غَمَرٰتِ الۡمَوۡتِ وَالۡمَلٰٓٮِٕكَةُ بَاسِطُوۡۤا اَيۡدِيۡهِمۡۚ اَخۡرِجُوۡۤا اَنۡفُسَكُمُؕ اَلۡيَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ عَذَابَ الۡهُوۡنِ بِمَا كُنۡتُمۡ تَقُوۡلُوۡنَ عَلَى اللّٰهِ غَيۡرَ الۡحَـقِّ وَكُنۡتُمۡ عَنۡ اٰيٰتِهٖ تَسۡتَكۡبِرُوۡنَ ﴿۹۳﴾ وَلَقَدۡ جِئۡتُمُوۡنَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقۡنٰكُمۡ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَّتَرَكۡتُمۡ مَّا خَوَّلۡنٰكُمۡ وَرَآءَ ظُهُوۡرِكُمۡۚ وَمَا نَرٰى مَعَكُمۡ شُفَعَآءَكُمُ الَّذِيۡنَ زَعَمۡتُمۡ اَنَّهُمۡ فِيۡكُمۡ شُرَكٰٓؤُا ؕ لَقَدْ تَّقَطَّعَ بَيۡنَكُمۡ وَضَلَّ عَنۡكُمۡ مَّا كُنۡتُمۡ تَزۡعُمُوۡنَ﴿۹۴﴾
“Allah hakkında yalan uyduran veya kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde ‘bana vahyedildi’ diyen ve Allah’ın indirdiği şey gibi ben de indireceğim diyen kimseden daha zalim kim olabilir?! Zalimleri ölüm sekaratındayken, melekler onlara ellerini uzatıp ‘Canlarınızı çıkarın! Bugün, Allah hakkında doğru olmayan şeyler söylediğiniz ve O’nun ayetlerine karşı k kibir gösterdiğiniz için alçaltıcı azabı tadın!’ derken bir görsen!” (93)
“Andolsun ki, size ne verdiysek arkanızda (dünyada) bırakmışsınız. Sizi ilk defa nasıl yarattıksa, aynen öyle, fert fert bize geldiniz (geleceksiniz). İlah olarak iddia edip şirk koştuğunuz şefaatçılarınızı hani, görmüyoruz! Onlarla olan bağlarınız kesildi; İlah olduğunu iddia ettikleriniz sizden şaşırıp kayboldu.” (94)
Daha önceki ayette, kâfirler “Allah bir beşere bir şey indirmedi.” dediler. Allah ise onlara, “İnandığınız Tevrat’ı Musa’ya kim indirdi?” diye cevap verdi. Bundan sonra, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem‘e de Kur’an’ı indirdiğini beyan etti.
Bunun ardından Allah, “Kendi hakkında yalan uyduran veya kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde ‘bana vahyedildi’ diyen ve Allah’ın indirdiği şey gibi indireceğim diyen kimseden daha zalim kim olabilir?!” diye buyurarak bu kişileri tehdit etti. Bunun manası; Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem‘e kitap indirildi. Eğer iftira uydursaydı, zalim olurdu ve o, ağır bir azapla cezalandırılırdı.
Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem‘in Allah hakkında herhangi bir şeyi uydurmadığı şu ayette kesinleştirilmiştir:
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ الۡاَقَاوِيۡلِۙ لَاَخَذۡنَا مِنۡهُ بِالۡيَمِيۡنِۙ ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ الۡوَتِيۡنَ
“Eğer O (Muhammed), bizim hakkımızda birtakım sözler uydurmuş olsaydı, sağ eliyle onu yakalar, sonra onun şah damarını keserdik.” (Hakka, 44-46)
“Allah hakkında herhangi bir yalan söylerse, O’nu yok ederdik.” mealindeki bu sözün manası; Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem‘in hiçbir zaman Allah hakkında bir şey uydurmadığı ve yalan söylemediğidir. Kur’an’ın ayetlerini uydurmadığı gibi, bunların açıklamalarını ve detaylarını da uydurmaz. Bu nedenle, sahih rivayetlerle gelen hadisler de Allah’ın vahyidir. Çünkü Kur’an’da beyan edildiği gibi, Rasul’ün görevi Kitab’ı tebliğ etmek, açıklamak ve uygulamaktır.
Böylece ayetleri tebliğ ediyor ve onlarla ilgili detayları açıklıyordu. Bu açıklama, Allah’ın vahyiyle yapılıyordu. Rasul, Kur’an’ı uygulamak için bir devlet kurmaya çalıştı ve bunu başardı.
Birçok hadis-i şerifte şu ifadeler geçmiştir: “Allah bana şöyle dedi, şöyle vahyetti, şöyle emretti, şöyle haber verdi, şöyle öğretti, Cebrail bana böyle haber verdi” vb. Bunun manası şudur: Sünnet, Allah’ın vahyidir. Rasul, haşa, Allah hakkında yalan uydurmaz. Zira açıklama pek çok önemlidir. Kur’an ancak bu açıklamalar doğrultusunda uygulanabilir. Dolayısıyla Rasul, Allah hakkında yalan veya yanlış bir açıklama yapmaz.
Bu nedenle, Allahu Teâlâ, Rasul’ün veya O’nun emrine muhalefet edenleri cehennem azabıyla tehdit etmiştir. Şu şekilde buyurmuştur: …
وَمَنۡ يَّعۡصِ اللّٰهَ وَرَسُوۡلَهٗ فَاِنَّ لَهٗ نَارَ جَهَنَّمَ خٰلِدِيۡنَ فِيۡهَاۤ اَبَدًا ؕ
“Kim Allah’a ve Rasulüne isyan ederse, ebediyen içinde kalacağı cehennem ateşi hazırlanmıştır.” (Cin 23)
Böylece, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem‘e kitap indirildiği gibi, bu kitabın açıklaması olan sünnetin de vahyedildiği kesinleşir.
Zaten aklen Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğu kesin olarak ispatlanmıştır. Hiçbir Arap veya Arapça bilen kimse, onun benzerini söyleyemedi. Museyleme, karısı Seccah ve Elesved el-Anzi gibi kişiler kendilerine vahiy geldiğine dair yalan uydurup iftira ettiler.
Abdullah bin Ebi es-Serh, İslam’a girdi ve vahiy katibi oldu. Bir seferinde, Mü’minun Suresi 12-14. ayetleri kendisine yazdırılırken, Allah’ın yaratılışını hayranlıkla karşıladı. Ayetin sonunda geçen “Yaratıcıların en güzeli olan Allah mübarek olsun” ifadesini duyunca, Rasulullah “Aynen yaz, böyle bana indirildi.” dedi. Bunun üzerine Abdullah bin Ebi es-Serh fitneye uğradı ve “Demek ki bana vahyediliyor veya Allah’ın indirdiği gibi ben de indirebilirim.” diyerek dinden döndü.
Allah, bu kişilerin zalim olduklarını bildirdi. Çünkü onlar Allah hakkında haksızlık yapıp iftira ettiler. Allah’a iftira edenler, en büyük zalimlerdir; aynı zamanda kâfirdirler ve azapları katlanır.
İslam Devleti, bu kişilerle savaşıp onları mağlup etti ve öldürdü. Zira Allah’a iftira edenlerin veya peygamberlik iddia edenlerin cezası ölümdür. Bu nedenle, Abdullah bin Ebi es-Serh, Mekke Fethi’nde öldürülecek kimselerin listesindeydi. Ancak, akrabası Osman RadiyAllahu Anh’ın evine sığınıp aman dileyerek İslam’a dönüşünü ilan etti. Osman RadiyAllahu Anh, hemen Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem‘in yanına gidip durumu bildirdi. Gerçek manada tövbe ettiği için Rasulullah onu affetti.
Zalimler ölüm sekeratı içindeyken, Allah onlara melekler aracılığıyla azap verir. Melekler onlara ellerini uzatıp “Canlarınızı çıkarın! Bugün, Allah hakkında doğru olmayan şeyler söylediğiniz ve Allah’ın ayetlerine karşı kibir gösterdiğiniz için alçaltıcı azabı tadın!” derler. Onlar ölüm sekeratı içindeyken, melekler ruhlarını çekerken nasıl azap gördüklerini sen bir görsen, ey Rasulüm! Allah böyle buyurur. Bunun manası, o azabın pek şiddetli olduğudur.
Şüphesiz ki bu manzara pek korkutucudur ve zalimlerin göreceği azap pek şiddetlidir. Melekler onların ruhlarını çekerken onlara vururlar:
وَلَوۡ تَرٰٓى اِذۡ يَتَوَفَّى الَّذِيۡنَ كَفَرُوا ۙ الۡمَلٰٓٮِٕكَةُ يَضۡرِبُوۡنَ وُجُوۡهَهُمۡ وَاَدۡبَارَهُمۡۚ وَذُوۡقُوۡا عَذَابَ الۡحَرِيۡقِ
“Eğer sen, kafirlerin ruhlarını melekler alırken onların yüzlerine ve arkalarına vurdukları anı görseydin! (Onlara) ‘Cehennem azabını tadın!’ derler.” (Enfal 50)
Muhammed Suresi 20-28. ayetlerinde beyan edildiği gibi, cihadı çirkin görenler, yeryüzünde yönetici olunca fesat çıkaranlar, akrabalarıyla ilişkisini kesenler, Kur’an’dan yüz çevirenler, hidayeti terk edenler, Allah’ın indirdiklerini çirkin görenler, kâfirlerle iş birliği yapanlar, Allah’ı kızdıran yolu izleyenler ve O’nun rızasını çirkin görenler, kalbinde hastalık olanlar; bunlar münafıklardır. Onlar ruhları çekilirken, ölüm sekeratındayken melekler yoluyla azap görürler:
فَكَيۡفَ اِذَا تَوَفَّتۡهُمُ الۡمَلٰٓٮِٕكَةُ يَضۡرِبُوۡنَ وُجُوۡهَهُمۡ وَاَدۡبَارَهُمۡ
“Melekler onların canlarını çekerken, yüzlerine ve arkalarına vururlar.” (Muhammed 27)
İnsanlar, Allah’ın kendilerine dünyada verdiği her şeyi arkalarında bırakacaklardır. Herkes öldüğünde, edindiği mülkü ve sahip olduğu her şeyi geride bırakır. Sadece, ilk yaratıldığı gibi tek başına haşrolunacaktır.
Allah onlara kıyamet gününde ne halde olacaklarını bildiriyor. Zalimler bu dünyada güçlü de olsalar, ölüm onları kahreder. Hayattan zorla ayrılırlar ve dünyayı terk ederken, canları melekler tarafından alınırken ağır bir azap görürler.
Allah, onları kınayarak ve azarlayarak şöyle buyurur:
“Biz dünyada size ne verdiysek bıraktınız ve çırılçıplak geldiniz! Dünyaya aldanarak dirilmeyeceğinizi zannettiniz veya dirilişe hiç inanmadınız! Bizim huzurumuza gelip hesap vereceğinizi düşünmediniz ya da bunu hafife aldınız. Oysa biz sizi çok uyardık ama siz hep alay ettiniz, yalanladınız. İşte, şirk koşarak ilah edindiğiniz varlıklar nerede? ‘Bunlar bizi Allah’a yaklaştıracak, bizim şefaatçilerimiz olacak!’ dediniz. Peki, onlar nerede?! Onlar ortada yoktur! Onlarla ilişkiniz kesildi, iddia ettiğiniz ilahlar şaşıp kayboldu!”
Allah, bu şekilde onlarla alay eder.
İlah edindikleri varlıklar, Allah’ın yarattığı şeylerdir ve onlara hiçbir fayda sağlayamaz, kendilerine bile bir yarar getiremezler. Putlar, yıldızlar, insanlar… Bunlar asla şefaatçi olamazlar! Kişiyi ancak iman ve salih amel kurtarır. Eğer şirk koşmuşsa, bütün amelleri boşa gider.
Bazı insanlar melekleri ilah edindiler, oysa melekler onlardan berîdir. Bir kısmı da İsa’yı ilah edindiler. Oysa İsa, onlardan uzak duracak ve onları kabul etmeyecektir.
Kur’an’da şefaat konusuyla ilgili şu ayetler geçmektedir:
Bakara Suresi, Ayet 255 (Ayetü’l-Kürsi):
“Şefaatçiler ancak Allah’ın izniyle şefaat edebilirler.”
Necm Suresi, Ayet 26:
“Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir fayda vermez! Ancak Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseye izin vermesi müstesnadır.”
Müddessir Suresi, Ayet 48:
“Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.”
Allah’ın izniyle şefaat edecek olanlar ancak şirk koşmamış iman sahiplerine şefaat edebilirler. Kâfirlere, müşriklere ve münafıklara asla şefaat edilmez!
Onlar zaten dünyada kibirlendiler, kimseye ihtiyaç duymadıklarını düşündüler. Şefaat konusuyla, Kur’an’la, Rasul’le, müminlerle alay ettiler ve onlarla savaştılar. Ahireti ya inkâr ettiler ya da onu ciddiye almadılar, umursamadılar. Gaflete düşüp her türlü haramı işleyerek günah içinde boğuldular.
Sahih hadislerde geçtiği üzere, kâfirlerin ruhları zorla ve acı içinde alınırken cehennemdeki yerlerini görürler. Salih amel işleyen müminlerin ise ruhları hafifçe alınırken cennetteki makamları ile müjdelenirler.
Kâfirler bu durumu alaya alırken, müminlerin imanı daha da artar ve Allah’a yaklaşmak için daha çok salih amel işlemeye çalışırlar. Onlar, güçlü bir imanla salih ameller işlerken ölümü dahi temenni ederler. Zira Allah onlara şöyle emretmiştir:
﴿يٰۤـاَيُّهَا الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقٰتِهٖ وَلَا تَمُوۡتُنَّ اِلَّا وَاَنۡـتُمۡ مُّسۡلِمُوۡنَ﴾
“Ey iman edenler! Allah’tan tam ve hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak can verin!” (Ali İmran 102)