– 23 –
Allah’ın yaratıcılığı, azametini ve kudretini ispatlar.
Bu ispatlarla ilgili kullandığı üsluplar:
İnsanların çoğunun yüzeysel düşünmesinin sorunu.
Düşündürmeleri için kullanılacak yöntem ve yol.
Gece ve gündüzle ilgili çalışma hükümleri.
Kamerî takvimin yanında şemsî takvim kullanma hükmü.
اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الۡحَبِّ وَالنَّوٰىؕ يُخۡرِجُ الۡحَىَّ مِنَ الۡمَيِّتِ وَمُخۡرِجُ الۡمَيِّتِ مِنَ الۡحَىِّ ؕ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ فَاَنّٰى تُؤۡفَكُوۡنَ ﴿۹۵﴾ فَالِقُ الۡاِصۡبَاحِۚ وَجَعَلَ الَّيۡلَ سَكَنًا وَّالشَّمۡسَ وَالۡقَمَرَ حُسۡبَانًاؕ ذٰلِكَ تَقۡدِيۡرُ الۡعَزِيۡزِ الۡعَلِيۡمِ ﴿۹۶﴾ وَهُوَ الَّذِىۡ جَعَلَ لَـكُمُ النُّجُوۡمَ لِتَهۡتَدُوۡا بِهَا فِىۡ ظُلُمٰتِ الۡبَرِّ وَالۡبَحۡرِؕ قَدۡ فَصَّلۡنَا الۡاٰيٰتِ لِقَوۡمٍ يَّعۡلَمُوۡنَ ﴿۹۷﴾ وَهُوَ الَّذِىۡۤ اَنۡشَاَكُمۡ مِّنۡ نَّفۡسٍ وَّاحِدَةٍ فَمُسۡتَقَرٌّ وَّمُسۡتَوۡدَعٌ ؕ قَدۡ فَصَّلۡنَا الۡاٰيٰتِ لِقَوۡمٍ يَّفۡقَهُوۡنَ ﴿۹۸﴾ وَهُوَ الَّذِىۡۤ اَنۡزَلَ مِنَ السَّمَآءِ مَآءً ۚ فَاَخۡرَجۡنَا بِهٖ نَبَاتَ كُلِّ شَىۡءٍ فَاَخۡرَجۡنَا مِنۡهُ خَضِرًا نُّخۡرِجُ مِنۡهُ حَبًّا مُّتَرَاكِبًا ۚ وَمِنَ النَّخۡلِ مِنۡ طَلۡعِهَا قِنۡوَانٌ دَانِيَةٌ وَّجَنّٰتٍ مِّنۡ اَعۡنَابٍ وَّالزَّيۡتُوۡنَ وَالرُّمَّانَ مُشۡتَبِهًا وَّغَيۡرَ مُتَشَابِهٍ ؕ اُنْظُرُوۡۤا اِلٰى ثَمَرِهٖۤ اِذَاۤ اَثۡمَرَ وَيَنۡعِهٖ ؕ اِنَّ فِىۡ ذٰ لِكُمۡ لَاٰيٰتٍ لِّقَوۡمٍ يُّؤۡمِنُوۡنَ ﴿۹۹﴾
“Şüphesiz ki, Allah tohumu ve çekirdeği çatlatandır. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O’dur. İşte Allah budur! Peki, nasıl oluyor da hakikatten yüz çevirip şirk koşarak iftira atıyorsunuz?!” (95)
“Gece karanlığını yarıp sabahı çıkaran O’dur. O, geceyi dinlenme zamanı; güneş ve ayı ise vakitlerin tespiti için birer ölçü kılmıştır. İşte bu, izzet ve ilim sahibi olan Allah’ın takdiridir.” (96)
“Kara ve denizin karanlığında yolu bulasınız diye yıldızları var eden O’dur. İşte biz ayetleri, bilen kimseler için böylece genişçe açıklarız.” (97)
“Sizi bir tek nefisten yaratan O’dur. Onun (insanın) bir yerde (erkeğin sırtında) karargâhı ve bir yerde (kadının rahminde) emanet yeri vardır. Ayetleri anlayan kimseler için böylece açıklarız.” (98)
“Gökten suyu indiren O’dur. Biz, o su ile her türlü bitkiyi yetiştirdik. Bu bitkiden bir filiz, o filizden de üst üste dizili taneler çıkardık. Hurma ağacının tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ağaçları ve nar bahçeleri meydana getirdik. Birbirine benzeyen meyveler de vardır, benzemeyenler de. Onlar meyve verince ve olgunlaşınca meyvelerine bir bakın! Şüphesiz ki, iman eden bir topluluk için bunlarda apaçık deliller vardır.” (99)
Allah, kendi azametini, kudretini ve gücünü insanlara hatırlatır; onların dikkatini yarattıklarına çeker ve düşünmelerini ister ki, yaratıcılığına inansınlar ve gereğini yapsınlar.
Tohum ve çekirdek ölüdür; çünkü cansız ve kuru bir yapıdadır. Allah bunları çatlatıp bitki ve ağaçları bitirir, onlardan türlü türlü meyve ve sebzeler meydana getirir.
Bu diri olan meyve ve sebzelerden ise tekrar ölü olan tohum ve çekirdek çıkarır. Sonra bunlardan yeniden meyve ve sebze ortaya çıkar. Hayat bu şekilde devam eder. Çünkü tohumlar ve çekirdekler de birer gıda maddesidir.
Hayvanlar bunları yer. İnsanlar hem bunları yer hem de bazı hayvanları tüketir. Böylece bütün canlılar rızıklanır. Allah, her yarattığı canlıya bu şekilde rızık sağlar.
Allah’ın yaratıcılığı ve takdiri bu şekilde tecelli eder. O, her yarattığı şeyin miktarını, yetişmesini ve işlemesini dakik ölçülerle belirlemiştir. Her şey belirli bir kanuna ve şartlara göre oluşur, büyür, gelişir ve dönüşür.
Allah’tan başka bunu kim yapabilir?! Hiç kimse! Öyleyse akıl sahibi olan bir insan nasıl olur da Allah’a kulluk etmekten yüz çevirir ya da nasıl Allah’a ortaklar koşar ve onlara tapar?!
Bir insan bunu derin ve etraflıca düşünürse, aydın bir bakışla gerçeği kavrar ve tek yaratıcı olan Allah’ın varlığına kesin bir şekilde inanır. Asla şirk koşmaz. Tek ilah olan Allah’a kulluk eder ve O’na uyar; O’nun dışında iddia edilen ilahları ve onların hükümlerini reddeder.
Çünkü Allah daha önceki ayetlerde de şirke karşı büyük bir mücadele yürütmüş ve kendi birliğini (tevhidini) çeşitli delillerle ispatlamıştır. Bu ayetlerde de aynı meseleyi ele alıp pekiştirmiştir.
Zira en önemli mesele, doğru akidenin bulunmasıdır; bu akide saf, net ve sağlam olmalıdır. Şirkten hiçbir iz kalmamalıdır ki sadece Allah’a kulluk edilsin, O’nun dışında kimse emir ve kanun sahibi kabul edilmesin. Sadece O’nun hükmü geçerli olsun ve şirkten arınmış bir ibadet gerçekleştirilsin.
Çünkü Allah’ın hükmünü reddedip, kendi arzularına göre hüküm koyanlar, kendilerini ilahlaştırmış olurlar. Böylece haktan sapar ve şirk koşmuş sayılırlar.
Allah, kendi varlığını, azametini ve kudretini yüzlerce ayette gösterip ispat eder. Bu ayetlerde de buna devam etmektedir:
“Gece karanlığını yarıp sabahı çıkaran O’dur. O, geceyi dinlenme zamanı; güneş ve ayı ise vakitlerin tespiti için birer ölçü kılmıştır.”
İnsan geceleyin çalışabilir, gündüz uyuyabilir; bu yasak değildir. Fakat insan gece dinlenir ve gündüz çalışırsa daha zinde ve sağlıklı olur.
Genellikle insanlar gece uyur, gündüz çalışır; hatta birçok kişi gece çalışmaktan hoşlanmaz ya da rahatsız olur. Bu yüzden, bu ayette ve başka bazı ayetlerde gece uyku zamanı, gündüz ise çalışma zamanı olarak belirtilir.
Rum Suresi 8. ayetten itibaren Allah, insanları kendi içlerini ve çevrelerindeki her şeyi düşünmeye davet eder, kendi varlığını, azametini ve kudretini ispat eder.
“Gece ve gündüzde uyumanız ve Allah’ın lütfundan rızık aramanız O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir.” (Rum, 23)
Bu ayet, insanların gece veya gündüz uyuyabileceğini veya çalışabileceğini bildirir. Zira bazı durumlarda gece çalışmaya ihtiyaç duyulur. Örneğin İslam ordusunun bir kısmı gece nöbet tutar ki düşmanlar Müslümanlara saldırmasın. Polis de geceleyin halkın emniyetini sağlar.
Bu nedenle Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İslam Devleti’nin başkanı olarak “ases” adı verilen gece bekçilerini görevlendirmiştir.
Allah, güneşi ve ayı vakitlerin ölçüsü kılmıştır. Günlerin ve yılların hesabı bunlara göre yapılır. Güneş doğunca bir gün başlar, batınca biter. Geceleyin ayın görünmesi de yeni bir günün başladığını gösterir.
İbadetlerimiz de buna göre düzenlenir:
- Namazlar güneşin hareketlerine göre kılınır.
- Oruçta sahur ve iftar vakitleri güneşin hareketine bağlıdır ve oruç hicrî takvime göre, hilalin görülmesiyle başlatılır ve yine hilalle bayram edilir.
- Hac da aynıdır.
- Zekât ise yılda bir kez verilir.
Cihad ise senenin her döneminde yapılabilir, ancak özellikle Ramazan ayında teşvik edilir. İslam Devleti, bu ibadeti yerine getirmek için ordularını hazırlar ve fetih zamanlarını tespit eder. Zaferin Allah’tan olduğuna inanmakla beraber, düşman devletlerin durumları da değerlendirilir ve uygun zaman belirlenir.
Bu ayete dayanarak iki farklı takvim kullanılabilir:
- Güneşe göre şemsî takvim,
- Aya göre kameri takvim.
Nitekim İslam Hilafet Devleti Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hicretini esas alarak hicrî (kamerî) takvim başlatılmıştır; İslam Hilafet Devleti dilerse şemsî takvimi de oluşturabilir.
Yine de dünyanın gidişatını takip etmek için diğer milletlerin kullandığı takvimleri bilmek faydalıdır. Çünkü onların belirlediği günleri bilmezsek, bize karşı ne yapacaklarını ve birçok gelişmeyi de bilemeyiz. Ancak İslam Hilafet Devleti dünyanın merkezi haline geldiğinde ve tüm insanlık ona yöneldiğinde, hicrî takvim dışında başka bir takvime ihtiyaç kalmaz.
Ayrıca güneş ve ay, hayatın devamı için gerekli unsurlardır. Güneş, insan, hayvan ve bitkilerin büyümesi için temel bir kaynaktır.
İşte, gecenin varlığı, güneş ve ayın yaratılması, izzet ve ilim sahibi olan Allah’ın takdiridir. Allah’tan başka kim bunları yapabilir?! Nasıl olur da Allah inkâr edilir veya O’na ortak koşulur?!
“Sizi bir tek nefisten yaratan O’dur. Onun bir yerde (erkeğin sulbünde) karargâhı ve bir yerde (kadının rahminde) emanet yeri vardır. İşte ayetleri anlayan kimselere böylece açıklarız.”
Allah, Nisa 1, Araf 189 ve Zümer 6. ayetlerde insanları tek bir nefisten yarattığını beyan etmiştir. Bu ilk nefis, Hz. Âdem’dir. Allah, ondan eşini yarattığını ve sonrasında erkek ile kadından insan neslinin çoğaldığını açıklamıştır.
Erkeğin sulbünden ve kadının göğsünden çıkan su, rahimde birleşerek insanı oluşturur. Bu, Tarık Suresi 5-7. ayetlerde de beyan edilmiştir.
Mü’minun Suresi 12-20. ayetler arasında ise Allah, insanı nasıl yarattığını detaylıca anlatır:
- Başlangıçta çamurdan,
- Sonra bir su damlasından (erkek ve kadından gelen su)
- Sonra sağlam bir yere, rahme yerleştirir.
- O su damlasını alaka (kan pıhtısı),
- Alakayı mudğa (bir et parçası),
- Mudğayı kemikler haline getirir,
- Kemikleri etle kaplar,
- Böylece bambaşka bir yaratık meydana getirir.
Sonra insan ölür ve kıyamet gününde yeniden diriltilir.
“Bunu yaratan Allah Mübarek olsun! Ne güzel yaratandır!”
İlk insandan kıyamet gününe kadar insanlar hep bu şekilde yaratılır. Allah’tan başka ilah mı var? Allah’tan başka bunu kim yapabilir?
Bu kadar detayı açıklayan Allah’tır. O, insanlara yaratılışlarını anlattı, oysa insanlar önceden kendi yaratılış süreçlerini bile bilmezlerdi.
Bunca tafsilattan sonra akıl sahibi biri bu gerçeği anlamalıdır. Anlamıyorsa, Araf Suresi 179. ayet ve Muhammed Suresi 12. ayette bildirildiği gibi o kişi hayvan gibidir; hatta daha aşağıdır. Çünkü hayvanın aklı yoktur, mazeretlidir. Ancak insan akıl sahibidir; fakat bazıları bu aklı kullanmaz ve hayvan gibi sadece yiyip içmek ve eğlenmek ister. Böyle bir insan tamamen gaflettedir.
Allah, yaratıcılığını ispatlamak, azametini ve kudretini göstermek üzere yeni deliller sergilemektedir: gökten su indiren, O’dur. Her türlü bitkiyi o suyla yetiştirir.
Ayetin ifadesine dikkat edin: “yetiştirdik” derken geçmiş zaman ve çoğul kipini kullanmıştır. Geçmiş zaman, olayın kesinliğini vurgulamak içindir; çoğul ise Allah’ın azametini belirtmekle birlikte, yaratılışta kullandığı güçleri ve koyduğu kanunları işaret eder.
Allah her şeyi yaratmış ve her bir varlığın ortaya çıkması, büyümesi ve ürün vermesi için birtakım kanunlar belirlemiştir. Bu yüzden “yetiştirdik” ifadesini kullanmıştır.
Bu şekilde devam eder:
“Bu bitkiden bir filiz, bu filizden de üst üste dizili taneler çıkardık. Hurma ağacının tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ağaçları ve nardan oluşan cennetler meydana getirdik. Birbirine benzeyen meyveler olduğu gibi benzemeyen meyveler de vardır.”
Ardından insanlara hitap ederek:
“Meyve verince ve olgunlaşınca meyvelerine bakın.”
der ve düşünmelerini ister.
Derin ve aydın düşünen kimse mutlaka Allah’ın varlığına iman eder. Bu nedenle şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki iman eden kimseler için bunlarda birer delil vardır.”
Yani, bunlara bakıp düşünenler iman eder. Fakat bunlara bakmayıp düşünmeyenler iman etmezler.
Kur’an’ın üslubu, Allah’ın yarattığı varlıklara dikkat çekip, insanlardan bunları derinlemesine düşünmelerini talep eder. Zira insan bir şeyi derin ve aydın bir şekilde düşündüğünde kesinlikle hakikati kavrar.
Bu yüzden insanları derin ve sağlıklı düşünmeye çağırmak gerekir. Zira insanların çoğu yüzeysel düşünür. Derin düşünmeden bakıp geçerler.
Herkes sabahı ve geceyi görür ve yaşar ama kim bunları yarattı, neden yarattı diye düşünmez. Güneşi ve ayı görür ama kim bunları var etti ve hareketlerini düzenledi diye sormaz. Sadece bunlarla ilgili bilimsel bilgi edinir, arkasındaki yaratıcıyı düşünmez. Aynı durum yıldızlar için de geçerlidir. Yıldızların sayısı çoktur ve onlarla ilgili birçok bilimsel keşif yapılır; ancak bu keşifler, yaratıcının tefekkürüne götürmez.
İnsan, kendi yaratılışını öğrenir; ilmi keşiflerle Kur’an’ın bildirdikleri örtüşür ama yine de Yaratan’ı düşünmez, niçin yaratıldığını sorgulamaz.
Gökten yağmurun yağdığını görür, bilimsel bilgisini öğrenir ama o yağmuru indireni hiç dikkate almaz. Bitkilerin ve meyvelerin yetişmesini beğenir, meyvesini toplar, lezzetini tadar, hoşuna gider ama kim bunu yarattı ve neden yarattı diye düşünmez. Allah’ın hakkını gözetmez.
Nitekim laik sistemler ve kişiler kasıtlı olarak insanların dikkatini Allah’a çekmezler. Çünkü Allah’ı ve dini, ilimden ve hayattan ayırmışlardır ve küfrün bataklığında boğulmuşlardır.
Bu sebeple İslam davetini taşıyanlar, insanları derin düşünmeye sevk etmeli ve imanlarını pekiştirmeye çalışmalıdır. Zira iman olmayınca veya zayıf olunca insanlar İslam’ın uygulanmasına ve İslam Devleti’nin kurulmasına talip olmazlar.
Her şer’i hüküm imana dayandırılmalı ve devlete bağlanmalıdır. Çünkü İslam yalnızca ferdî hükümler içermez; toplumu ve dünyayı, toplumlar ve devletler arasındaki ilişkileri de düzenler. Ayrıca İslam, İslâm’a uymayana yönelik ukubat (ceza) hükümleri de içerir.
İslam Hilafet Devleti, tüm insanları düşünmeye sevk etmek ve imana çağırmak için platformlar, paneller, toplantılar ve konferanslar düzenler; herkesi tartışmaya davet eder ve tüm yayın araçlarını kullanır. Müslüman düşünürleri bu konuda görevlendirir. Bütün insanları imana ve imanın gereğini yerine getirmeye davet eder.
Zira İslam Hilafet Devleti’nin asıl görevi, içeride İslam’ı uygulamak, dışarıda ise tüm insanlığa tebliğ ve daveti ulaştırmaktır. Bu şekilde, Bakara Suresi 143. ayetini yerine getirmiş olur. Kıyamet günü Müslümanlar Allah’ın huzurunda durduğunda, insanlara İslam’ı tebliğ ettiklerine şahitlik edeceklerdir.