HİLÂFET’İN YIKILIŞINDAN 70 SENE SONRA MÜSLÜMANLAR NİÇİN ONA TALİP OLDULAR ?! NİÇİN DEMOKRASİYİ REDDEDİYORLAR ?!

Ey Müslümanlar! İçinde bulunduğunuz durumdan, üzerinize uygulanan anayasa ve kanunlardan, içine girdiğiniz yaşam tarzından ve size hâkim olan sistemden gerçekten memnun musunuz?

İşte İslam; hayattan, toplumdan ve devletten uzaklaştırılıp Müslümanları küfür hayatına, nizamına, yaşam tarzına ve her konusuna alıştırmak için 70 seneden fazla bir zaman geçtiği halde yine de Müslümanlar üzerine her türlü çalışma yapılmaktadır. Bu nedenle İslam garip oldu, hiç tanınmaz hale geldi ve İslam’ın gerçek manası bilinmez oldu. Özellikle yönetimle ve ekonomiyle ilgili hususlar bilinmediği gibi Batı sistemlerine benzetilerek düşünüldü. Bundan dolayı küfür sistemine alıştılar ve ancak ona benzetilerek İslam ismi taşıyan bir sistem getirilmek için çalışmalar oldu.

Müslümanlar, kendilerine hep Batı kültürü aşılandığı ve Batıdan getirilen sistem uygulandığı için İslam’ı, ancak Batı kültürü açısından anlar oldular ve ancak bu sisteme benzetilerek İslam sistemini düşünür oldular. Hatta mevcut olan kapitalist sistemi İslam ahlakıyla uygulanırsa veya İslam ahlakına sahip olan kişiler tarafından tatbik edilirse, onun çok güzel ve adil bir düzen olacağını söylemeye başladılar. Yani bankada faiz hesaplarını yapmak için bir Müslüman kişi görevlendirilirse, bu banka çok kazanır. Bir Müslüman bakan olursa, küfür kanunlarını güzel uygular. Zulüm olan vergiyi tahsil etmek için ahlaklı Müslüman tayin edilirse, zalim devlete çok kazandırır. Çünkü kuruşu kuruşuna ve hiç kaçırmadan haksız olan vergiyi tam tahsil eder. vs.

Buna göre bu asırda Müslümanların en önemli meselesi, İslam’daki hükmetme nizamı ve iktisat nizamını idrak etmemeleri ve diğer kâfir sistemlerine benzetmeleridir. Hak batıla benzetildi ve birbirine karıştırıldı ve bu şekilde sadece İslam ismini taşıyan devletleri kurmak için faaliyet yapmaya başladılar. O devletin yönetim tarzı cumhuriyet olursa, fakat başına İslam kelimesi eklenirse o zaman o kendilerine göre olur. Yine demokrasi şuraya benzetilip “İslam’da asıldır” denildi. Faizi, sigortayı, serbest piyasayı, anonim şirketleri ve bütün kapitalist şirketlerinin ve sözleşmelerinin İslam’a uygun olduklarını söylediler.

Bundan dolayı İslam’ı ve onun nizamlarını apayrı göstererek ve hiç bir düzene benzetmeden anlamaya çalışmamız gerekir. Kuran ve Sünnetten delili beyan ederek Resulullah (S.A.S) ve Raşidi Halifeler dönemini canlandırarak İslam sistemini zihinlerde tasarlamak gerekir. Fakat bu işi yapacak örgütlü ve ideolojik bir grup insanın var olması elzemdir. Nitekim Allah’u Teala Ali İmran Suresinin 104. ayetinde ve Yusuf Suresinin 108. ayetinde İslam’a davet edecek bir teşkilatın var olmasının farziyetini gösterdi. Ayrıca Resulullah (S.A.S) bize güzel bir örnek olarak (Ahzap suresi 21. ayette gösterildiği gibi) bir teşkilatı ve bir hizbi kurarak çalıştığı için; İslam’ın anlaşılmayan fikirlerini insanlara izah edecek bir teşkilatın var olması farzdır. İslam Devleti’ni kurmak farz ise, onun için lazım olan şey de farzdır. Çünkü şeri kaide “Bir vacibi yerine getirmek için gerekli olan hususlar da vaciptir.” diye beyan edilmektedir.

A- Buna binaen, İslam Devleti’nin kurulması için gerekli olan zemini hazırlamak için şunlar lazımdır:

1. İslam nizamlarını insanlara anlatacak ve benimsettirecek ideolojik kitlenin, hizbin var olması.

2. Halkın bunu kabul etmesi veya bu nizamlar için müdrikane kamuoyunun oluşturulması. Tabiki ideolojik teşkilat bunu gerçekleştirecek.

3. Halk bu yeni fikri kabul ettikten sonra, bu fikri hâkim kılmak için hareket edecek. Bu nedenle teşkilat, halkın gücünü kullanarak sistemi değiştirmek için hareket yapacak.

4. Devletin üzerine kurulacak memleket, hem kendi kendini korumaya kadir olacak hem de etraflıca yayılma imkânına sahip olacak.

B- Bu zemini hazırladıktan sonra, bir memlekette İslam Devleti’ni ilan etmek için şu şartlar lazım :

1. Bu memleketin otoritesi Müslümanların elinde olmalıdır.

2. Onun emniyeti ve himaye işi Müslümanların gücüne dayanmalıdır.

C- Bu iki şartla beraber, İslam Devleti’nin olduğunu söyleyebilmek için şu iki şart eklenir:

1. Halifeliğin şartlarına sahip, Müslümanlar tarafından biat edilmiş bir halifenin mevcut olması.

2. Bu halife, içeride İslam ahkâmını yürürlüğe hemen koymuş olmalı.

Bir memlekette böyle şartlar gerçekleşirse bu devlet ve o halife bütün Müslümanların halifesi olur. Bu devlete diğer Müslüman memleketlerini ilhak etmek için çalışmak, Müslümanlara farz olur.

D- İslami yönetim şu dört kaideye dayalı olmalıdır:

1. Egemenlik milletin değil şeriatın.

2. Otorite ümmete aittir.

3. Bütün Müslümanlar için tek bir halifenin var olması.

4. Şeri hükümleri benimseyip kanun haline getirme hakkı halifeye aittir.

E- Yönetimin teşkilatı şöyle olmalıdır:

1. Halife, devletin bütün işlerinden sorumludur.

2. Tefviz Muavini, bütün bu işlerde halifenin yardımcısıdır.

3. Tenfiz Muavini, Halife ile diğerleri arasında iletişim vasıtasıdır.

4. Cihad Emiri, iç emniyet, dış işleri, askeri ve sanayi dairelerinden sorumludur.

5. Valiler, vilayetlerde halifenin siyasetini uygulayan yöneticilerdir.

6. Yargı; üç çeşit yargıç vardır: Mezalim hâkimi, muhtesip ve kadılar.

7. Devlet maslahatgüzarlıkları, bunlar ise; müdürlük ve dairelerden oluşur.

8. Ümmet Meclisi, Muhasebe, şura, meşveret ve halife adaylarını belirleme işlerini üstlenir.

F- Halifenin şartları:

1. Müslüman, 2. Erkek, 3. Akil, 4. Baliğ, 5. Adl (fasık olmayan), 6. Hür, 7. Kadir olmasıdır.

Tefviz, Tenfiz ve Valiler de aynı şartlara sahip olmalıdır.

G- Halife için sınırlı bir müddet yoktur. Ancak şu hallerde azledilir:

1. Halife olma şartının birisinin bozulması.

2. Düşmanların ellerine esir düşüp kurtulması imkânsız olduğu halde.

3. Kendi fikriyle ve gücüyle devlet işlerini yönetmekten aciz olduğu halde.

Onun azli hakkında karar veren Mezalim Mahkemesidir. Çünkü bu mahkeme; halifenin bütün ahvalini ve icraatını kontrol eder. Davacı olmadan halifeyi ve diğer yöneticileri yargılar.

H- Ümmet Meclisinin işleri ve yetkileri şunlardır:

1. Halifeyi ve diğer yöneticileri hesaba çeker.

2. Kendisiyle halife şura yapar. Fakat şurada, meclisin görüşü bağlayıcı değildir. Halife mecliste isabetli görüşü arar, onu bir kişi dahi söylese onu kabul eder. Şura; şeri, fikri, fenni ve stratejik kanunlarda olur.

3. Meşveret, şuradan farklı olup isabetli görüşü göstermeye muhtaç olmadan mubah dairesinde bulunan işlerin menfaatiyle ilgilidir. Bu nedenle meclisin görüşü bağlayıcıdır.

4. Hilafet makamı boşalınca, halife adaylarını tespit eder.

J- İslam şu konulardan oluşur :

1. Akaid, 2. İbadet, 3. Muamelat, 4. Ukubat (ceza kanunları), 5. Ahlak.

K- Muamelat, şunlardan oluşur:

1. Yönetim nizamı,

2. İktisat (ekonomi) nizamı,

3. İçtimai nizam,

4. Öğretim siyaseti,

5. Dış siyaset.

Bunların detayları çoktur. Onun için bilahera onları açıklamaya çalışacağız inşallah.

Bir devlet, bunların tümünü fiili olarak yürürlüğe koyarsa o zaman İslam’ı uygulamış olur. Ve o zaman İslam Devleti sayılır. Onun için ona tabi olmak gerekir. Ve diğer Müslüman memleketleri ona ilhak etmek için çalışılır.

Zihinlerde İslam Devleti’ni tasarlamak için nokta nokta bunları göstererek, diğer sistemlerden onun farkı idrak edilsin istedik.

Yine burada, demokratik yönetim ile İslam yönetimi arasındaki farkı göstereceğiz ki; aralarındaki zıtlık ve çelişki tam bir şekilde görülsün:

Demokrasi yönetimi

1. Demokrasinin manası, halkın hükmüdür. Yunanca ’da demo “halk arası hüküm “dür. Başka ifadeyle demokrasi; halkın egemenliği veya hâkimiyetidir. Bu nedenle kendisi veya temsilcileri teşri edicidir. Anayasa ve kanunları kendi arzularına göre çıkartırlar. Böylece demokrasi halkın heva ve hevesi demektir.

2. Halk istediği yöneticileri tayin eder ve istediği zaman onları azleder.

3. Demokraside herkes şu temel hürriyetlere sahiptir: Şahsi hürriyet, İnanç hürriyeti, Fikir (görüş) hürriyeti, Mülk edinme hürriyeti.

4. Halk, devletin yönetimini; krallıktan cumhuriyete veya cumhuriyetten krallığa veya imparatorluğa dönüştürebilir.

5. Yönetim cemaidir. Yönetimi taksim etmek için bakanlar tayin edilir. Her bakan, yönetimin bir kısmını idare eder.

6. Demokraside esas olan çoğunluktur. Çoğunluk ölçü ve esas olarak alınır. Ve kanunlar hep çoğunluğa göre kabul edilir.

7.Demokrasideki partiler dine dayalı tesis edilmez. Partiler birbirlerine muhalefet yapar

İslam ise şöyledir:

1. İslam’ın manası, Allah’a teslim olmaktır. Bu nedenle İslam’da egemenlik veya hâkimiyet Allah’ın şeriatınındır. Onun için Müslümanlar (Allah’a teslim olanlar) arzularına göre değil yalnız Kuran ve Sünnetten çıkartılan anayasa ve kanunlara uyarlar. Anayasa ve kanunları benimseme hakkı da sadece halifeye verildi.

2. Müslümanlar yalnız şeriatın gösterdiği şartlara göre bir halife seçerler. Bununla yetinmezler, ona Kuran ve Sünnet üzerine biat verirler. Yani yalnız Kuran ve Sünneti uygulamak üzere onunla sözleşme yaparlar. Yönetim ne halifenin ne halkın arzusuna göre olur. Ne diktatörlük (bir kişinin hükmü), ne de demokrasi vardır. Yine din adamları diye bir zümre bulunmadığı gibi bunların hükmü (teokrasi) de yoktur.

3. İslam’da temel hürriyetler yoktur. Müslüman, Allah’ın kölesi ve kuludur. Onun için efendisi Allah’tır. Bundan dolayı Onun emri dışına çıkmaz. Çünkü Allah’ın yaratıcı olduğuna inandığı gibi, Onun emir sahibi olduğuna da inanır. Müslüman şahsi, inanç, fikir ve mülk hususlarında hiçbir şekilde hür değildir.

4. İslam’daki yönetim Hilafettir. Bu, başka bir sisteme dönüştürülemez, sabittir. Krallığı, cumhuriyeti ve imparatorluğu tanımaz.

5. İslam’da yönetim cemai değildir. Halife, kendisi devlettir. Kendisine yardım edecek Tefviz muavinini tayin eder. Bu muavin, bakan değildir. Halifenin baktığı her hususa bakar.

6. İslam’da çoğunluk esas olmadığı gibi ölçü de değildir. Anayasa ve kanunlar, kuvvetli şeri delile binaen sahih anlamaya göre benimsenir.

7. İslam’daki partiler, İslam’a dayalı olur. Muhalefet yapmazlar. Onun için sadece muhasebe yapar ve İslam’a davet ederler. Allah’ın emirlerini gösterirler ve nehiylerinden vaz geçirirler.

Seçim meselesine gelince: Seçim demokrasi demek değildir. Seçim, bir üsluptur. Demokrasi, ferdin ve halkın hür iradesidir. İsa a.s.’ın (doğumundan) Miladınden önce (427-348 arasında) yaşayan Yunanlı filozof Eflatun, bu düşünceyi ortaya attı. Onun manası; “Halkın kendi hür iradesiyle kendi kendisini yönetmesidir.” Ve demokrat insanı şöyle tanıttı : “Demokrat kişi, emir vermeyi sevmez, başkalarının kendisine emir vermesini de sevmez ve bir kanunu tanımaz. Sadece arzu ve şehvetlerini tanır.” Demokrasinin hayali olduğu ve onun uygulanması mümkün olmadığı için Yunanlılar bunu uygulayamadılar. Batılılar, bunu incelediler. Önbilgi olarak onu kullanarak vakıalarına indirerek düşündüler. Ve böylelikle bambaşka bir demokrasi geliştirdiler. Böylece o demokraside, halk kendi temsilcilerini seçer. Bu temsilciler de kanun ve anayasa çıkartırlar. Bu da çoğunlukla olur. Çünkü hepsinin aynı şeyi söylemelerinin mümkün olmadığını gördüler. Böylece yöneticiler, çoğulcu ve cemai oldu. Temel hürriyetleri de kanunlarla sınırlandırdılar. Bu nedenle esas olan çoğunluğun görüşüdür. Ve o, kanun olur. Böylelikle de diğerleri bu çoğunluğun diktatörlüğüne uyarlar.

İslam’da seçim; Allah’ın indirdikleriyle hükmedecek bir halifeyi tayin etmek için olur. Fakat biat asıldır. Seçim ise bir üsluptur. Ayrıca seçim, halifeyi hesaba çekecek kişileri de belirlemek için olur.

Zannederiz ki demokrasi ile İslam arasındaki fark belirgin bir şekilde görüldü. Ve böylelikle birbirlerine ne kadar zıt olduğu da belli oldu.

İnsan, Allah tarafından yaratıldığı için kesinlikle doğru sistem Onun tarafından gelendir. Çünkü insanı en güzel surette yaratan, onda sistemleri yerleştirendir. Onun için bu sistemleri ince bir programla çalıştırdı. İçgüdüleri ve uzvi ihtiyaçları yarattı. İşte insan olarak biz, bunları en güzel ve doğru bir şekilde tatmin etmek ve doyurmak için gerekli olan nizamın Allah’tan gelen olduğunu bilmeliyiz. Bu nedenle insanlar arasında cereyan edecek ilişkileri tanzim etmek için Allah’tan gelen sistem doğru olur. Allah’ın yaratıcı olduğuna inanan kimse, aklen bu yaratıcının emrine uyar ve Onun nizamını kabul eder. Bir insan kendi kanunlarını veya halkın kanunlarını kabul ederse, içerik olarak bu hususlarda Allah’ın aciz olduğunu kabul etmiş olur. Ve böylelikle kendi kendisini veya halkı ilahlaştırmış olur. Sanki kendisi Allah’tan daha fazla meseleleri bilir! O zaman nasıl olur da Allah’ın yaratıcı olduğuna inanmış olur?!

Bu nedenle demokrasiyi kabul etmek, İslam akidesine aykırıdır. Aklını çalıştıran her insan ancak Allah’ın hükmünü kabul eder. Gerçek Müslüman sadece Allah’ın hükmüne inanan ve uyandır.

 Esad Mansur