DEVRİM VE NUSRET

-3-

Bu Sergilemenin Neticeleri:

Eskiden meydan gelen veya halen Arap dünyasında devam edip meyvesi henüz toplanamayan ve entrikanın çevrilmesine maruz kalan yeni devrimlerinin sergilenmesinden şu neticelere varabiliriz:

1.   Devrimlere her tür insan girer; herkes devrimi kendi tarafına çekmeye çalışır. Halkın devirmek istediği rejimin adamları ve yeni ajanlar devrime sokulmaya çalışıp devrimin dalgaları üzerine yüzmeye başlarlar. Bu nedenle devrim yolu tehlikelerle çevrilmiştir.

2.   Devrim kolayca hedeflerini gerçekleştiremez. Daha doğrusu pek uzar ve birçok merhaleden geçer. Bir de zor şartların bulunmasından dolayı hedeften saptırmak üzere pazarlamalar başlar. Zira ajanlar devrime liderlik etmeye çalıştığı gibi hedefi sınırlandırmayan veya kişilerin bir kısmı hedefi üzerine ısrarlı olmayan devrimciler arasında lider olarak gözüken kimseler çıkabilir.

3.   Çoğu zamanda devrim silahlı harekete dönüşebilir. Nitekim insanların zulüm, istibdat, hakları çiğnemeye, bozgunculuğa, fesada, fırsatların adaletçe verilmemesi, insanı alçaltmak ve buna benzer kötü ve iğrenç uygulamalara karşı çıkmasıyla rejim bu insanları ezmeye başlar ve bu şekilde kan akıtılmaya başlar. Böylece durumlar karışır ve silaha sarılmaya başlanır.

4.   Devrimi bozmaya veya başarıya ulaşmada değişik çıkarlara sahip olan yabancı devletlerin karışması muhtemeldir. Zira bu devletler memlekete nüfus sağlamak için çalışmaya başlar.

5.   Devrim sahası fikirlerin ve duyguların karışımına uğrar. Değişik çözümler ortaya atılır. Hepsinin hedefi rejimi düşürmek ve yerine daha iyi sistem getirmek olsa da bu durum olacaktır. Bu nedenle doğru fikrin egemenliği karşısında yeni zorluklar doğar. Bu fikrin sahipleri insanlara kendi fikirlerini kabul ettirme konusunda sıkıntılar ve zorluklarla karşı karşıya kalacaklar. Zira insanlar bozuk fikirlerin sahiplerinin devrime katılmasını görünce onlara değer vermeye başlarlar.

6.   Çoğu zaman durumları belli bir hal üzerinde oturtmak için ordu keskin role sahip olur. Ordu ya direk müdahale eder ya da tarafsız kalıp var olan rejimin düşmesini sağlar. Orduyu kendi tarafına çeken grup devrime liderlik edebilir ve istediği düzeni getirebilir.

Yönetime Ulaşmanın Metodu ve Devrim:

Yönetime ulaşmanın metodu ümmettir. Metottan maksadımız değişmeyen yoldur. İşte yönetime ulaşmanın tek yolu ümmet olur. Zira sultan veya otorite ümmete ait olup kendi evlatlarından istediği kimseyi seçip te ona vekalet vererek kendi otoritesini teslim eder. Devrim ise kendi elinde tutan rejimi düşürmek için ümmetin kullandığı üsluptur. Eğer ümmet başkaldırıp rejimi düşürürse hayatta, toplumda ve devlette külli ve köklü değişimi meydana getirmek üzere ondan yönetimi teslim almak için çalışırız. Başkaldıran insanlardan, temsilcilerinden, kuvvet ehlinden veyahut ta ehl-i hal ve akt’tan nusret ve yardımı alabilmek için diktatör ve istibdat rejimlerine karşı insanların silahsız intifadaları ve devrimlerini teşvik ettik. Silahlı devrime dönüşse de devrimcileri düşüncemize çekmeye ve onların nusretini kazanmaya çalışırız. İşte metot kapsamlı ve köklü değişim meydana getirmek için ümmet yoluyla ve elinden teslim almaktır.

Devrimin çalınması veya saptırılmasını kolaylaştıran husus insanlar nezdindeki uyanıklığın tam ve kamil olmamasıdır. Bu durumda devrimi çalmak veya saptırmak için onların arasına sahte liderler sokulur. Bu şundan kaynaklanır:

– İnsanların tam vuzuha kavuşmuş fikre sahip olmadıklarından dolayı tam şekilde ne sistem istediklerini bilemez duruma geldikleri gibi samimi ve ihlaslı liderler ile sahte liderler arasında farkı idrak edemez halde olurlar. Zira durum altüst olur kimin kime bağlı olması ve neyi istediği belli olmaz, herkes meydanda raks eder ve şarkı söyler. Durumu zapt etmek pek zor olur ve tam uyanıklığa sahip olmayanlar bu karışıklık içerisinde ezilir veya kullanılır. Bu nedenle ihlaslı ve uyanık liderlerin işi hayli şekilde zorlanır. Bu meydan hayır için ne kadar genişse şerr için o kadar geniş olur.

– Her örgüt ve grup meydana girip kendi fikrine ve tarafına çekmeye başlar.

-Yabancı devletler de değişik şekillerle karışmaya yönelip ajanları kazanmaya ve onları iktidara getirmeye çalışır. Medya ve enformasyon araçlarını kullanarak bunları ünlü yapmaya ve bariz kılmaya gayret sarf eder.

Arap dünyasında intifada ve devrimler plansız ve tam fıtri ve tabii şekilde patladı. Zira zulüm, istibdat, hakları çiğnemek, haysiyeti yok etmek, insanları alçaltmak, horlamak, ezmek ve memleketin her tarafında fesadın yayılmasından dolayı bu insanlar başkaldırıp rejimi ve yürütenleri düşürmek için hareket ettiler. İslam’ı tek başına istenilen sistem olarak bariz şekilde göstermediler. Oysa başkaldıranların ezici çoğunluğu Müslümandır.

İnsanların ortak derdi rejimi ve onu yürütenleri düşürmek, bunları hesaba çekmek, kendi haysiyetlerini korumak ve hakları sahiplerine iade etmektir. Fakat açık şekilde alternatifi göstermeden bu hareket devam ediyordu. Bu nedenle Mısır’da eski rejimin adamları veya kalıntıları devrimciler arasına sokuldular. İnsanlar tam uyanıklığa sahip olmadıkları için bunları, askeri konseyi ve hükümetini kabul ettiler. Ayrıca gelecek sistem İslam’ mı yoksa laik mi olacak diye tartışmalar başladılar. Bazı İslam’i hareketler İslam’ı uygulamak üzere ısrarlı olmak yerine bir takım tavizler göstermeye başladılar. Keskin tutum edinmediler. Enformasyon araçları ecnebi laik fikir, siyaset ve ajanları lehine de rol oynadı. Buna rağmen bu araçlar yalnız fikir yayan ve propaganda yapan saptırma işi yapan gerçekleri gizlemeye veya örtmeye çalışan birer araçlar olarak kalır. Fakat meydanda bulunan ve memleketinin ahalisi karar sahibi olup İslam üzerine ısrarlı oldukça İslam’ı getirir.      

Hülasa

Her şeye rağmen insanlar arasında fikirlerimizi yaymakla, çözümlerimizi sunmak ve Raşidi hilafet sistemini güzel model olarak takdim etmekle devrimi kendi tarafımıza çekmeye, elde etmeye çalışıyoruz. Ümmette kuvvet sahibi, etkili olan ve devrimcilerden nusreti almaya çalışıyoruz. Zira yönetimi almada tek yolumuz ümmettir.

Şu var ki değişimde en sağlam, güvenilir ve en iyi olan yol Resulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem’in yoludur. Şöyledir:

-Taşıdığımız fikri insanlara kabul ettirmek… Onlar ne zaman kanaat getirirlerse hemen o fikri iktidara getirmeye çalışırlar. Bu fikrin sahiplerine otoriteyi teslim ederler. Resulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem bunu Mekke’de gerçekleştirmeye çalıştı fakat buradaki kuvvet ehli olan liderler reddettiler. Birçok memlekette ve kabilede teşebbüs etti fakat bir kısım reddederken bir kısım Resulullah’ SallAllahu Aleyhi Ve Sellem’den sonra yönetici sahibi olmak şartıyla kabul etmeye hazır olduklarını göstermeye çalıştılar. Fakat Resulullah bunu kabul etmeyerek, her hangi bir taviz göstermeyerek İslam’ın tek başına, kayıtsız ve şartsız hakimiyeti noktasında ısrarlı kaldı. Ancak bu Medine’de istediği şekilde gerçekleşti. Resullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem’in yaptığı gibi tamamen yapmak gerekir. Buna göre;

– Sahabeler gibi kitle tesis edip daveti yüklenmek için bunu hazırlamak, yoğun kültür vermekle bunun mensuplarını birer büyük şahsiyetlere sahip olmak üzerü yetiştirmek,

– Sahbeler gibi yetişen İslami şahsiyetlere sahip olanlarla İslam’a aykırı fikirlere karşı fikri çatışmayla zalim rejimlere karşı siyasi mücadele vermek,

– Daveti topluma taşıyıp bütün insanlara camai kültür vermek,

– Ümmete fikirleri benimsettirmek,

– Tam uyanıklığa dayalı kamuoyu oluşturmak,

– Sadece sahabeler gibi yetişen bu ihlaslı ve uyanık elemanlarla ümmete liderlik etmek,

– Sahte ve ihlaslı olmayan veya uyanık olmayanları meydandan ve siyasi ortamdan uzaklaştırmak,

– Ümmetin temsilcileri olan ehl-i hal ve akt’tan, kuvvet ehlinden ve etkili olanlardan nusret alıp iktidara ulaşmak, otoriteyi onlardan elde edip biati almaktır.

Böylece ümmeti basiretle ve gözlerimizin önünde yetiştirmiş ve devleti de bu şekilde inşaa etmiş oluruz. Toplumun fikirleri, duyguları ve sistemi sırf ve saf bir şekilde İslam’dan oluşmuş olur. Böylece safiyetle İslam’i fikirlerle donatılmış ve şeffaf İslam’ı duygularla yüklenmiş insanlarla azametli Hilafet devleti kurulmuş olur ve onları tam adaletle ve güzel idareyle yürütmeye başlar. Böyle çalışmayla fitnelerden, bütün şerli mihraklardan ve şer sahibi olan ecnebi sömürgeci devletlerin karışmasından, bu devletlere bağlı olanlar ve münafıkların insanlar arsına sokulmalarından ümmet korunmuş olur. Yine de gayri İslami fikir ve duygulara sahip olan akım, parti, grup, cemiyet, dernek ve vakıf gibi değişik isimler taşıyanlar bu izzetli ümmet arasında yer bulmaz. İşte Resulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem insan, kitle, ümmet, toplum ve devleti böyle bina etmiştir. İnsanların güvenini kazanınca onlara liderlik edebildi. Bunu yaparken bir kandamlası dahi akıtmadı. Medine halkı ona ve davetine inanıp liderliğine güvenince onu korudular, barındırdılar ve ona yardım edip nusret verdiler. Resulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem kendi fikri yanında başka bir fikrin bulunmasını kesin bir şekilde reddetti. Açık ve net şekilde sadece ve sadece İslam’ın hakimiyeti üzerine ısrarlı kadı. Kendi liderliği yanında başka gayri İslami liderliklerin bulunmasını geri çevirdi. Her hangi bir taviz veya pazarlık yapmayı tamamen reddetti. Mekke’deyken Kureyş  Resulullah’a kendi sistemleri gölgesinde kral olmasını, beraberce Mekke’yi yönetmek üzere milli bir hükümet kurmakla beraber kendi dinleri ile İslam’ın bir arada bulunmasını da tekliflerinde sunarak onu kandırmaya çalıştı. Resulullah bunu kesin şekilde reddederek onların Müslüman olmalarını ve kendi liderliğine tabi olmaları üzerinde ısrarlı kaldı. Kureyş Allah’ı ve melekleri yanımıza, önümüze indirsen dahi sana inanmayacağız diye inatçı cevap vererek karşılık verdi. Resulullah onları terk edip diğer memleketlere ve kabilelere yöneldi. Amir bin Sa’sa’ oğulları ve Yemen’de Kende oğulları gibi bunların bir kısmı kendisinden sonra yönetimin kendilerine ait olması şartıyla İslam’ı ve ona nusreti vermeyi kabul ettiyse de Resulullah bunu kesin şekilde reddetti. Sadece İslam’ın egemenliği üzerinde ısrarlı kaldığı gibi yönetimin bütün Müslümanların hakkı olarak gösterip ümmet kimi seçerse ve biat ederse o ümmetin vekâletiyle ve Allah’ın izniyle yönetimde bulunur. “Ya İslam hakim olacak ya onun uğrunda ölürüm” diyerek keskin ve ısrarlı tutum edindi.

Oysa bu gün İslamcı adı taşıyan bazı kimseler ve gruplar kafirlerin otoritesi gölgesinde, onlarla beraber koalisyon kurmak ve onların kanunlarını uygulamak şartıyla iktidara geçmeye rıza gösterirler. İslam ile küfür bir arada bulunmasını kabul ederler. İslam’ın tek olarak hakim olmasından taviz gösterdikten sonra küfür kanunlarını uygulamaya başlarlar. Örnek olması gereken Resullerin metotlarına sırt çevirerek dinlerine muhalefet ederler ve ümmetlerini tehlikeye sokarlar. Allah’ın gadabına maruz kalırlar.

Ve tam özetle söylüyoruz; mademki ümmetin mübarek devrimleri alevlendi, bunları doğru yola yönlendirmeye ve kazanmaya çalışırız. Bu nusret isteme meselesine aykırı değildir. Zira son merhale olduğumuz hesabıyla ümmet yoluyla İslam’ı uygulamak maksadıyla yönetimi teslim almaya çalışmaktayız.

  • SON –

Esad Mansur