-32-
Allah’ın indirdiğine inanmak ve ayetlerini satmamak:

وآمنوا بما أنزلت مصدقا لما معكم ولا تكونوا أول كافر به ولا تشتروا بآياتي ثمنا قليلا وإياي فاتقون
“Elinizdekini (Tevrat’ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur’an’a) iman edin. Sakın onu inkar edenlerin ilki olma¬yın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun.” (Bakara 41)

Allah onlara diyor ki sizdeki olan Tevrat’ı tasdik eden indirdiğim Kur’an’a inanın. Tevrat Hz. Musa’ya indirilmiştir. Tevrat’ın içerdiği akide Kur’anın aynısıdır. Orada Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in Peygamberliğinden söz edi¬liyor ve Hz. Muhammed’e iman etmeyi talep etti.
İlerdeki ayetlerde, Tevrat’ta ve İncil’de bunun ismini bulurlar ve onu çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar diye bildirilmektedir. Onun için onlara Kur’an’ı ilk inkar edenlerden olmayın diyor. Nitekim Hz. Muhammed’ Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in Peygamberliğine inanmayan kimse Kur’an’a inanmaz. Zira Kur’an’a inan¬mayan kimse Hz. Muhammed’in Peygam¬berliğine inanmaz. Çünkü Kur’an Hz. Muhammed’e indirildi ve Hz. Muhammed’in mucizesi ve onun Peygamberliğine dair en kuvvetli tek delildir. Hem de kıyamete kadar Hz. Muhammed’in Pey¬gamberliğine delil ve mucize olarak devam edecektir.
Fakat Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın mucizeleri ortada yoktur. Kur’an’ı Kerim onlara delildir. Kur’an’ı Kerim Tevrat’ı, İn¬cil’i, Peygamberlerin varlığını tasdik ediyor ve Allah’u Teala onları şöyle uyarıyor: Dünya malını ve şehvetlerinizi tercih ede¬rek bunu gizlemeyin. İşte az bir fiyat karşılığında Allah’ın ayetlerini satma olayı budur.
Kur’an, İsrail oğullarından Allah’ın şeriatını uygulamayı istedi. Onlar uymak istemediler. Çünkü dünyayı tercih ettiler. Ayrıca kitabı ve bu gerçeği bilen hahamlar kendi saltanatları için korktular. Allahu Teala; Tevbe sûresinde 34. ayette hahamlar ve rahiplerin çoğunun insanların mallarını haksızca yediklerini bildirdi. Birde Peygamber İsrail oğullarından gelmediği için kıskanarak haset ettiler. Tekrar Allah onların yalnız kendisinden korkup emrine uymalarını istedi.
Yahudiler bile bile hakkı gizleyip hakkı batılla karıştırdıklarından dolayı Al-lah’u Teala onları şöyle uyardı:

-33-

Hakkı gizleyip batılla karıştırılması:

ولا تلبسوا الحق بالباطل وتكتموا الحق وأنتم تعلمون
“Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.” (Bakara 42)

Yahudiler kendi peygamberlerini tekzip ettiler, hak olan Allah’ın indirdiğini batıl olan diğer felsefelerle ve insanların arzularıyla karıştırdılar. Hem de bunu bilerek yaptılar. Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem gönderilince bildikleri halde gerçeği ve hakkı gizlediler ve İslam’ı Yahudilikle karıştırdılar. İslam’ın Yahudilikten çıktığını iddia ettiler. Oysa İslam Allah’ın dinidir, fakat Yahudilik tahrif edilen dindir. Hatta Yahudiler, putlara tapan Kureyşlilere dininiz onun (Hz. Muhammed’in) dininden daha üstün dediler. Saltanatlarının yıkılaca¬ğından korktukları ve ırkçı oldukları için hakikati gizlediler ve batıl üzerinde kalmayı tercih ettiler.
İşte, bile bile hakkı gizleyip hakkı batılla karıştırmak işlenmiş en büyük cinayet sayılır. Haktan bir şey alıp batılla karıştırarak hakkı gizlemektir. Böylece insanlar hakkı görmez olur ve görünüşü hakla kaplanmış batılı kabul etmiş olurlar. Aldatıcıların yaptıkları gibi yaparlar. Misal olarak bazı aldatıcılar demiri altınla kaplarlar, ondan sonra altın ile demiri ayıramayan kimselere satarlar, böylece bu cahil kimseleri aldatmış olur ve paralarını haksızca yemiş olurlar.
Hâla Yahudiler bunu uyguluyorlar. İlerde bir ayette Allah Müslümanları böyle davranmaktan sakındırıyor. Maalesef, Müslümanlardan sayılan bazı kimseler ve alimler dünyayı ve malı tercih ettikleri ve saltanatlarını tercih ettikleri için az fiyatla Allah’ın ayetlerini sattıkları gibi hakkı gizlerler ve batıl olan demokrasi, veya laiklik, temel hürriyetler gibi Batı fikirlerini İslam’la karıştırıyorlar veya İslam’a uydurmaya çalışıyorlar. Bu şekilde, birçok Müslüman İslam’ın gerçeğini öğrenemedi. İslam dünyasındaki rejimler hem okullarda hem de medya, enformasyon araçlarıyla ve resmi partileri yoluyla bu işi yapıyorlar.
İsrail oğullarına Allah’ın indirdiğine inanmaya çağırıp, sadece Allah’tan korkmalarını istedikten, Allah’ın nimetlerine te¬şekkür etmelerini ve bundan dolayı Allah’ın ahdine vefakarlık göstermelerini talep eder¬ken, yalnız kedisinden korkmalarını, dünya karşılığında Allah’ın ayet¬lerini satmalarını nehyedip, hakkı batılla karıştırmamaları ve hakkı gizlememelerini emrettikten sonra onlardan şunu istedi:

-34-
İsrail oğullarının namaz kılmalarına ve zekat vermelerine davet:

وأقيموا الصلاة وآتوا الزكاة واركعوا مع الراكعين
“Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.” (Bakara 43)

Allah’ın insanlar üzerinde hakkı kendisine iman etmekle birlikte namaz kılmak, zekat vermek ve boyun eğmektir. Allahu Teala bu emri (namaz kılmak, zekat vermek ve rüku etmek) onları hakkı gizlemekten ve hakkı batılla karıştırmaktan nehyettikten sonra verdi. Zira bu aldatıcılar bu aldatma işinden vazgeçmedikçe ancak riyakarlıkla namaz kılar, zekat verir ve rüku ederler. Başka ifadeyle ibadetlerinde aldatıcı olurlar. Bu nedenle önce pis işlerinden vazgeçmeli, ondan sonra namaz kılsın ve zekat versinler.
Kafirler iman etmediklerinden dolayı nasıl azap göreceklerse namaz kılmadıkları ve zekat vermedikleri için de azaba çekilecekler. Müddesir sûresinde (41-47 ayetlerine bakın), müminler kafirlere sizi cehennemde yakan nedir diye sorunca kafirler; “namaz kılanlardan değildik, miskine ve fakire vermiyorduk, Allah’ın ayetleriyle alay ediyorduk ve kıyamet gününe inanmıyorduk” diye cevap verecekler. Zira bütün insanların Allah’a kulluk etmeleri farz kılındı. Allah’ın onları yaratmasındaki hikmet budur.
Yahudilerin söylediklerini yapmadıklarını ve yalnız Allah’a itaat edin ve emrine uyun derler, fakat kendileri uymazlar. Allah’u Teala onları kötüleyerek teşhir ediyor: