-47-
Allah (cc)’nin İsrailoğuları’ndan misak alırken onların üzerine Tur Dağı’nı yükseltmesi:

وإذ أخذنا ميثقكم ورفعنا فوقكم الطور خذوا ما آتيناكم بقوة لعلكم تتقون.(63) ثم توليتم من بعد ذلك فلولا فضل الله عليكم ورحمته لكنتم من الخاسرين
“Sizden (Misak) sağlam bir söz aldık, Tûr dağını sizin üzerinize yükselttik, size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın dedik, umulur ki, takvalı olursunuz.
Ondan sonra sözünüzden döndünüz. Eğer sizin üzerinizde Allah’ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.” (Bakara 63-64)

Allah’u Teala, İsrailoğulları’ndan indirdiği Tevrat’ı uygulamalarını istedi. Hem de kuvvetli şekilde ona sımsıkı sarılmaları şartı ile. Bunun için onlardan söz ve ahd aldı. Bu ahdi alırken üzerlerine Tur Dağı’nı kaldırdı. Başka bir surede yüce Allah Celle Celaluhu şöyle buyurmuştur:
وإذ نتقنا فوقهم الجبل كأنه ظلة وظنوا أنه واقع بهم خذوا ما آتيناكم بقوة واذكروا ما فيه لعلكم تتقون
“Bir zamanlar dağı İsrailoğulları’nın üzerine gölge gibi kaldırdık da üstlerine düşecek sandılar. ‘Size verdiğimi (Kitabı) kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki takvalı olasınız (korunasınız) dedik.” (Araf 171)

Burada Allah Celle Celaluhu onlara tehdit göndermektedir. Eğer, sözünüze sadık olmazsanız ve sımsıkı şekilde ve bütün gücünüzle size verilene, Allah’ın sözlerini yerine getirmez iseniz bu dağ sizin üzerinize düşürülecektir. Çünkü Allah Celle Celaluhu’a söz veren kimse sözü yerine getirecektir, yoksa Allah’ın azabını hak etmiş olur. Allah Celle Celaluhu’a verilen söz ise iman ve onun gereğince amel etmektir. Kim Allah’a, Resulüne, Kitabına ve kıyamet gününe inandım derse, Allah’a söz vermiş olur. Öyleyse, bu imanın gereğince amel etmek zorundadır. Allah’ın Resulüne indirdiğine sımsıkı bağlanacak ve kitap içinde geçen bütün emirlere uyacak ve bütün nehiylerden uzak kalacaktır ve hep Allah Celle Celaluhu’nun azabını hatırlayacaktır. Kıyamet gününde hesaba çekilecek ve sonu ya cennet ya cehennem olacaktır. O hayat (ahiret hayatı) ebedidir. Dünya hayatı ise geçicidir. Bu şekilde insan takvalı olur, Allah’ın azabından korunmuş olur. Hep aklında bu imanı tutarsa, Allah’tan korkar ve dünyada ne kadar kazanırsa kazansın dünya hayatının geçici olduğu, ahiret hayatının ise sonunun sınırsız ebedi olduğu hakikatini sürekli düşünecektir. Ancak İnsan bu dünyada hep yaşamak ister, bunun için kendini korumaya çalışır, fakat eceli gelince gider. Buna karşı en ufak bir şey yapamaz, çünkü buna gücü yetmez.

İsrailoğulları gevşeklik gösterdiler, Allah’ın emirlerine sımsıkı bağlanmadılar, daha önce gösterdiğimiz ayetlerde Allah Celle Celaluhu’a isyan ettiler, Allah Celle Celaluhu onlara azap indirdi sonra onlara rahmetini indirdi. Yani, onları affetti ve kurtardı. Allah’ın fazlı, insanların bir iyilik yaptıklarından dolayı değil, Allah’tan insanlara bir fazlalık, bir ziyadedir. Yoksa onlar bunu hak etmiyorlar. Buradaki rahmet, onları azaptan kurtarmaktır. Yoksa kıyamet gününe kadar hep hüsranda kalırlardı. Burada Allah Celle Celaluhu insanlara bir fırsat veriyor ki tövbe etsinler ve verdikleri sözü hatırlayıp, ona tekrar bağlansınlar. Kitapta geçenleri tekrar tekrar hatırlasınlar ki takvalı olabilsinler. Zira insanlar bazen saparlar veya isyan ederler. Allah Celle Celaluhu onlara geçici ve hatırlatıcı bir azap indiriyor ki dinlerine tekrar sımsıkı bağlansınlar ve davetini taşısınlar. Allah Celle Celaluhu İsrailoğulları’na karşı defalarca böyle davrandı. Öyle olmasaydı, o kavmi helak ederdi de bir daha tövbe etmek için fırsat bile bulamazlardı.
Allah Celle Celaluhu bunu İslam ümmetine de uygulamaktadır. İslam ümmeti dinine bağlılıklarında gevşeklik gösterip, davasını ihmal ettikçe ve dünyaya fazla meyil gösterdikçe geçici azaba müstahak olacaklardır. Endülüs’te Müslümanlar dünyayı; müzik, şarkı, eğlence, güzel bina tesis etmek, lezzetli şeyleri elde etmek için fazla meyil gösterince, bölününce, her bölgede ve her şehirde sanki ayrı devlet olunca, cihadı ve daveti ihmal edince vahşi kafir olan Hıristiyan İspanyollar onlara saldırıp onları ezdi. Zira kafirler bu fırsatı bekliyorlardı. Abbasilerin son dönemlerinde Müslümanlar, cihadı ve daveti ihmal edince, vilayetlerde valiler bağımsızca hareket etmeye ve sadece ismen halifeye bağlı kalınca vahşi Haçlı Hristiyanlar onlara saldırdı, akabinde vahşi Moğollar saldırdı. Haçlılar Kudüs’te o kadar büyük vahşet yaptılar ki kendilerinin anlattıklarına göre atlarını kan gölüne sokuyorlardı, kan atların dizlerine kadar çıkıyordu ve at üzerindeki vahşi atlı kahkaha atıyor ve zehir olan içki kadehini havaya kaldırıyordu. Vahşi Moğollar ise Bağdat’ı yıktılar, Müslümanların yazdıkları eserleri Dicle Nehri’ne attılar, mürekkepten dolayı nehir sim siyah oldu. İspanyolların vahşeti hiç anlatılamaz. Bu azaplardan sonra Müslümanlar dinlerine döndüler, ona sımsıkı bağlandılar, cihadı ve daveti tekrar başlattılar. Haçlıları ve Moğolları yenilgiye uğrattılar. Ondan sonra, Avrupa’da fetihleri başlattılar. Osmanlı Devletinin ikinci döneminde (1700’lerden itibaren) daveti ve cihadı ihmal edince kafirler Müslümanlara musallat oldular. Ruslar bir taraftan Kırım’ı işgal ederlerken, diğer taraftan İngilizler Hindistan’ı, Fransızlar da Mısır’ı ve ondan sonra Cezayir’i, Hollandalılar ise Endonezya’yı işgal etti.

Bütün Avrupalılar yeni haçlı savaşı açıyorlar ve İslam memleketlerini tek tek işgal ediliyorlardı. 1918’de Hilafet’in Başkenti olan İstanbul’u ve aynı senede Müslümanların gelin tacı sayılan Kudüs’ü tekrar işgal edinceye kadar yeni haçlıların saldırıları devam etti ve Hilafeti yıktılar. Böylelikle İslam dinini devletten ve toplum hayatından uzaklaştırdılar. Küfür olan Laik sistemleri kurdukları yeni rejimleri yerleştirdiler. Osmanlı devleti son döneminde değişik fetvalar adı altında Batıdan küfür kanunları ithal ederek uyguladı. Faiz sistemi, bankalar, ceza kanunları, demokrasi, mahkemeleri bölmek v.s bu sebeple de cihadı ve daveti ihmal ettiği için yıkıldı. Kafirler kendi adamlarını kahraman yapıp hazırladılar ki, onların vasıtasıyla İslam sistemi olan Hilafeti yıktırıp, İslam’ı devletten ve toplumdan uzaklaştırdılar. Böylece İslam’a zıt olan ve Müslümanların hayatını ve huzurunu bozan laik sistemini tesis edebildiler.
Şimdi ise Müslümanlar devlette ve toplumda İslam’ı uygulamadıkları, bölündükleri, vatancı ve milliyetçi oldukları, cihad etmedikleri, İslam davetini yüklenmedikleri, zalimlere karşı gelmedikleri ve küfür rejimlerine boyun eğdikleri için, üzerlerinden azap ve belalar hiç eksik olmuyor. Zelzeleler, depremler, fakirlik, açlık, sıkıntılar, bölünmeler, kafirlerin saldırıları, Bosna ve Kosova’da vahşi Sırplar, Kafkaslarda Ruslar ve Ermeniler, Filistin’de Yahudiler, Hindistan’da Hindular, Buma’da Budistler v.s.
Umulur ki Müslümanlar Allah Celle Celaluhu’ya dönerler, tekrar sımsıkı şekilde dinlerine bağlanırlar, İslam’ı tekrar devlette ve toplumda uygularlar, tek İslam devleti çatısı altında bir vücut olurlar, daveti yüklenirler ve bütün dünyayı fethetmek için devlet yoluyla cihadı başlatırlar. O zaman Allah Celle Celaluhu onları kurtarır ve felaha kavuşturur. Onun fazlı ve rahmeti onların üzerlerine iner, yoksa İsrailoğuları’nın akıbetine uğrarlar. Nitekim İsrailoğulları Allah’a isyan edip Allah’ın dinini devletlerinde ve toplumlarında uygulamadıkları gibi iki bin seneden fazla zillet ve azapta kaldılar, hangi memlekete giderlerse horlanıyor, zillete uğruyor ve eziliyorlar.