Soru : Ahad haber akidede delil olur mu? ilim ifade edermi ?

Cevap:

Akidenin manası ve vakıası kesin delil ve kesin tasdik gerektirir.
Dilde akidenin manası; kalbin üzerine bağlandığı husustur. Istılahı manası: Vakıaya mutabık kesin delile dayalı kesin tasdiktir.
Bu nedenle Akidede zan, şüphe, şek, kuşku, endişe ve tereddüt olmaz, yakin, ilim ve kesin tasdik gerektirir ki sarsılmaz olsun, yoksa akide olmaz, insan tereddüt ve endişe içerisinde olur. Allah (cc) Resullerin kafirlerle tartışmasını şöyle arz ediyor:
وَقَالُوۡۤا اِنَّا كَفَرۡنَا بِمَاۤ اُرۡسِلۡـتُمۡ بِهٖ وَاِنَّا لَفِىۡ شَكٍّ مِّمَّا تَدۡعُوۡنَـنَاۤ اِلَيۡهِ مُرِيۡبٍ‏ قَالَتۡ رُسُلُهُمۡ اَفِى اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوٰتِ وَالۡاَرۡضِ‌ؕ يَدۡعُوۡكُمۡ لِيَـغۡفِرَ لَـكُمۡ مِّنۡ ذُنُوۡبِكُمۡ وَيُؤَخِّرَكُمۡ اِلٰٓى اَجَلٍ مُّسَمًّى‌ؕ قَالُوۡۤا اِنۡ اَنۡتُمۡ اِلَّا بَشَرٌ مِّثۡلُنَاؕ تُرِيۡدُوۡنَ اَنۡ تَصُدُّوۡنَا عَمَّا كَانَ يَعۡبُدُ اٰبَآؤُنَا فَاۡتُوۡنَا بِسُلۡطٰنٍ مُّبِيۡنٍ
“ kâfirler Resullere şöyle dediler: biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden korkunç bir şüphe ve şek (kuşku) içerisindeyiz. Resulleri kendilerine şöyle dediler: Gökleri ve yeri yaratan hakkında şüphe ve şek mi var? Günahlarınızı bağışlamak için sizi çağırıyor ve belli bir süreye kadar sizi erteler. Dediler ki sizde bizim gibi birer insansınız. Bizi babalarımızın kulluk ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir sultan (kesin delil) gösterin”. (İbrahim 9-10)
Allahuteala şöyle buyurdu:
ذٰ لِكَ الۡڪِتٰبُ لَا رَيۡبَۛ فِيۡهِۛ هُدًى لِّلۡمُتَّقِيۡنَۙ‏ الَّذِيۡنَ يُؤۡمِنُوۡنَ بِالۡغَيۡبِ وَ يُقِيۡمُوۡنَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقۡنٰهُمۡ يُنۡفِقُوۡنَۙ‏ وَالَّذِيۡنَ يُؤۡمِنُوۡنَ بِمَۤا اُنۡزِلَ اِلَيۡكَ وَمَاۤ اُنۡزِلَ مِنۡ قَبۡلِكَۚ وَبِالۡاٰخِرَةِ هُمۡ يُوۡقِنُوۡنَؕ‏
“ O kitap (Kuran) hakkında şek ve şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir. Gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızktan (Allah uğrunda) harcarlar. Sana indirilen kitaba ve senden önce indirilen kitaplara inanırlar, ahirete de yakinen (kesin olarak) inanırlar” (Bakara 2-4)
اَفَحُكۡمَ الۡجَـاهِلِيَّةِ يَـبۡغُوۡنَ‌ؕ وَمَنۡ اَحۡسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكۡمًا لِّـقَوۡمٍ يُّوۡقِنُوۡنَ
“ Cahiliye hükmü ( İslam dışında olan hüküm) mü istiyorlar?! Yakinen inanmış olanlar için Allah’ın hükmünden daha güzel hüküm mü var?” (Maide 50)
Yakinen inanmış olanların şeriatın hükmü hakkında kuşkuları olmaz, fakat İman ettiklerini iddia eden münafıklar tereddüt ediyorlardı, beşerin hükmüne müracaat etmek istiyorlardı. Bu günkü gibi Allah’ın hükmünü terk edip cahiliye olan demokratik laik hükümlere müracaat edenler gibidir. Mecliste küfür olan dinin hayattan ayırılmasını gerektiren laikliğe göre beşerin çıkarttığı kanunu kabul edenler vardır, bunlar yakinen inanmış veya meseleyi kavramış olsalardı bunu kabul etmezlerdi, hemen reddederlerdi. Zira meseleyi kavramak çok önemlidir. Bir kısım Müslümanlar Allaha ve hükmüne kesin olarak inanıyor, ama demokrasinin veya meclisin hükmünün Allah’ın hükmüne ters geldiğini veya cahiliye olduğunu idrak etmiyorlar.
Bu nedenle iman şek ve şüphe olmaksızın (kuşkusuz), yakinen, yakin (kesin) olarak olmalıdır. Bu ise kesin delil gerektirir. Eğer delil kesin değilse insan yakinen inanamaz, herhangi bir haberi kabul ettiği gibi tasdik eder ve kabul eder. Aynı konuyla ilgili başka bir haber gelirse düşünmeye başlar, en azından kalbine şek ve şüphe düşer. Fakat kesin delille bir habere ve bir şeye inanırsa ters bir haber veya bir görüş gelse de onu hemen reddeder. Kuran’da kesin delaletle geçen kesin delile göre ahirete inandı. Buna ters bir haber gelirse onu reddeder. Yine Kuran’da kesin delaletle geçen kesin delille ilk insanın Adem (as) olduğunu ve direk topraktan yaratıldığına inandık, bununla ilgili bir safsata maymundan geldi diye iddia etti. Bunun gibi ters bir haber gelince hemen Müslüman onu reddeder.
İşte bir şeyle ilgili kesin delalet (tek mana ifade eden) kesin bir delil gelince insan inanır, kesin olarak tasdik eder, iman eder. Bir kaç mana taşıyorsa veya zanni olursa bir manayı tercih eder veya bu zanni haberi tercih eder, başka manaları veya başka zanlı haberleri tam reddetmez, benim için doğru değil der, tercih ettiğim budur bununla amel ederim der ve iş yaparım der.
Akide bir şeyin varlığına inanmakla alakalıdır. Buna göre bunun var olduğunu ispatlamak gerekir. Bu nedenle kesin delil gerekir, yoksa o şeyin var olup olmadığına dair kuşku olur. Bunun için Kuran’da birçok ayette burhan ve sultan kelimeleri geçti. Bunların manası kesin ispat ve kesin delildir.
Bu ayetlerden bir kaçı şöyledir:
وَمَنۡ يَّدۡعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۙ لَا بُرۡهَانَ لَهٗ بِهٖۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهٗ عِنۡدَ رَبِّهٖؕ اِنَّهٗ لَا يُفۡلِحُ الۡـكٰفِرُوۡنَ
“ Kim Allah ile beraber varlığına hiç bir burhan bulunmayan (kesin delille ispatlanmayan) başka bir ilah edinip ona çağırırsa onun hesabı Rabbinin yanındadır. Şüphesiz ki kafirler felaha kavuşmazlar (cennete giremezler)”. (Mü’minun 117)
اَمِ اتَّخَذُوۡا مِنۡ دُوۡنِهٖۤ اٰلِهَةً ؕ قُلۡ هَاتُوۡا بُرۡهَانَكُمۡ‌ ۚ هٰذَا ذِكۡرُ مَنۡ مَّعِىَ وَذِكۡرُ مَنۡ قَبۡلِىۡ‌ ؕ بَلۡ اَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُوۡنَ ۙ الۡحَـقَّ‌ فَهُمۡ مُّعۡرِضُوۡنَ
“ Yoksa O’nun dışında ilahlar mı edindiler? Deki bunun için burhanınızı getirin, kesin delille ispatlayın. İşte bu (Kuran), benimle beraber olanların ve benden öncekilerin uyarısıdır. Çoğu bilmezler, daha doğrusu haktan yüz çevirirler”. (Enbiya 24)
قَالَ قَدۡ وَقَعَ عَلَيۡكُمۡ مِّنۡ رَّبِّكُمۡ رِجۡسٌ وَّغَضَبٌ‌ؕ اَتُجَادِلُوۡنَنِىۡ فِىۡۤ اَسۡمَآءٍ سَمَّيۡتُمُوۡهَاۤ اَنۡـتُمۡ وَاٰبَآؤُكُمۡ مَّا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنۡ سُلۡطٰنٍ‌ؕ فَانْتَظِرُوۡۤا اِنِّىۡ مَعَكُمۡ مِّنَ الۡمُنۡتَظِرِيۡنَ‏
“ Dedi ki; Rabbinizden sizin üzerinize bir azap ve bir gazap hak olmuştur. Allah sizin ve atalarınızın taktığı isimler (Allah’ın dışında edindikleri ilahlar) hakkında bir sultan (kesin delil) indirmediği halde benimle tartışıyor musunuz: öyleyse (Allah’ın azabını) bekleyin, bende sizinle bekleyenlerdenim”. ( Araf 71)
قَالُوۡا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًا‌ سُبۡحٰنَهٗ‌ ؕ هُوَ الۡـغَنِىُّ‌ ؕ لَهٗ مَا فِى السَّمٰوٰتِ وَمَا فِى الۡاَرۡضِ ‌ؕ اِنۡ عِنۡدَكُمۡ مِّنۡ سُلۡطٰنٍۢ بِهٰذَا ؕ اَتَقُوۡلُوۡنَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعۡلَمُوۡنَ‏
“ Dediler ki Allah bir çocuk, bir evlat edindi! O dediklerinden münezzehtir, O buna muhtaç değildir. Göklerde ve yerde ne varsa onun mülküdür. Peki sizde bununla ilgili sultan (kesin ispat, delil) var mıdır? Allah hakkında bilmediğinizi (ispat ve delil olmadan) mi konuşuyorsunuz?” (Yunus 68)
İşte Allah (cc) kafirlerden akide ile ilgili iddialarına karşı kesin ispat ve delil istedi. Bu şekilde kâfirlere sert bir şekilde çattı ve azapla tehdit etti. Zira akideyle ilgili kesin delile sahip olmadıklarından dolayıdır. Bu nedenle akide ve imanla ilgili bir husus varsa onun hakkında kesin delil gerekir.
Akideyle ilgili zannı reddetti ve kâfirlerin akaidi zanlı olduğundan dolayı onlara çattı. İlim istedi, buradaki ilim kesin delildir. Bu hususla ilgili birçok ayette geçti. Bunlardan birkaç ayet şöyledir:
اِنۡ هِىَ اِلَّاۤ اَسۡمَآءٌ سَمَّيۡتُمُوۡهَاۤ اَنۡتُمۡ وَاٰبَآؤُكُمۡ مَّاۤ اَنۡزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنۡ سُلۡطٰنٍ‌ؕ اِنۡ يَّتَّبِعُوۡنَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى الۡاَنۡفُسُ‌ۚ وَلَقَدۡ جَآءَهُمۡ مِّنۡ رَّبِّهِمُ الۡهُدٰىؕ‏
“ Bunlar (ilah olarak edindikleri putlar) ancak sizin ve atalarınızın taktığı isimlerdir. Allah bunlar hakkında bir sultan (kesin delil) indirmedi. Onlar ancak zanna ve nefsin hoş gördüğü şeye tabi oluyorlar. Oysa onlara Rablerinden hidayet geldi”. ( Necim 23)
اِنَّ الَّذِيۡنَ لَا يُؤۡمِنُوۡنَ بِالۡاٰخِرَةِ لَيُسَمُّوۡنَ الۡمَلٰٓٮِٕكَةَ تَسۡمِيَةَ الۡاُنۡثٰى‏ وَمَا لَهُمۡ بِهٖ مِنۡ عِلۡمٍ‌ؕ اِنۡ يَّتَّبِعُوۡنَ اِلَّا الظَّنَّ‌ۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغۡنِىۡ مِنَ الۡحَـقِّ شَيۡـًٔـاۚ‏
“Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar melekleri dişi olarak isimlendirirler. Oysa onlarda ilim (kesin delil) yoktur. Onlar ancak zanna tabi olurlar. Nitekim zan hakka bir şey kazandırmaz, fayda getirmez”. ( Necim 27-28)
Bu nedenle akide ile ilgili deliller, kesin olmalıdır. Bu delil ya Kuranda ya da Mütevatir hadiste geçmelidir. Hem de delaleti de kesin olmalıdır. Eğer delalet kesin değilse akide olmaz, zira bir kaç görüş çıkar, bu hususta Müslümanlar arasında ihtilaf olur, herkes bir görüş tercih eder, hiç bir kimse diğerini tekfir etmez. Ama delaleti kesin olursa, tek mana taşırsa akide olur, bunun dışında Müslüman başka görüş tercih edemez. Allah (cc), Muhammed (sav)’in peygamberliği ve Kuran kesin akli delille sabittir, her akıl sahibi bunu düşünürse kesin olarak bunlara inanır. Melekler, ahiret, eski nebiler ve kitaplar, cennet ve cehennem gibi gayıp olan akait Kuran’da kesin delaletle kesin delille geçti. Bunlarda birer akidelerdir.
Şu da var; Haber ahad’ın veya kesin olmayan delil veyahut delaletin ne olduğunu birçok kimse kavramıyor. Bu konuyu kavramak çok önemlidir.
Haberi ahad hadisi sahih rivayetle gelince kabul edilir, fakat mütevatir derecesine ulaşmadığı için akide için delil olmaz. Ama bunu kabul ederiz, tasdik ederiz ve onunla amel ederiz, fakat onu akide için delil gösteremeyiz. Çünkü zanni sayılır. Zan ile amel edilir, ama itikat olmaz.
Müslümanları birleştiren en önemli unsur budur. Müslümanlar hepsi kesin delil ve kesin delalete göre akaitlerini alırlarsa, birbirlerini tekfir etmezler ve birleşirler. Yahudi grupların veya Hristiyan grupların birbirlerini tekfir ettikleri gibi olmazlar. Bu nedenle Allah (cc) onlar gibi olmaktan Müslümanları şu tehditle uyardı:
وَلَا تَكُوۡنُوۡا كَالَّذِيۡنَ تَفَرَّقُوۡا وَاخۡتَلَفُوۡا مِنۡۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ الۡبَيِّنٰتُ‌ؕ وَاُولٰٓٮِٕكَ لَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيۡمٌۙ‏
“ Kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünenler ve ihtilafa düşenler gibi olmayın. Onlar için büyük bir azap vardır” (Al-i İmran 105)
Buna göre Hilafet devleti zanna göre akaidi edinmeyi yasaklayacaktır. Kesin olmayınca herkes istediği görüşü tercih edebilir ve diğer Müslümanları tekfir edemez, zanna göre tekfir ederse onu cezalandıracaktır. Böylece ümmetin birliği sağlanır ve onun fertleri birbirlerini tekfir eden fırkalara bölünmezler.

Esad Mansur