-90-
Kâbe’nin Tesisi ve İslam ümmetinin oluşması:

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ(127)
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُّسْلِمَةً لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَآ إِنَّكَ أَنتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
“Ey Muhammed şunu hatırlat! İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
Ey Rabbimiz! Bizi sana Müslümanlardan (boyun eğenlerden) kıl, neslimizden de Müslüman (sana itaat eden) bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (Bakara 127-128)
İbrahim Aleyhisselam ve onun oğlu İsmail Aleyhisselam Kâbe’nin temellerini yükseltiyorlar. Acaba temeller daha önceden atılmış mıydı? Atıldı ise kimin tarafından atılmıştı? Veyahut temeller İbrahim Aleyhisselam ve oğlu tarafından daha önce atılmışmı idi, Kur’an ise sadece onların temelleri yükseltmesinden mi bahsetmektedir. Çünkü yükseltme işi temellerin atılmasından sonra olan bir iştir.
Bazı müfessirler, Kâbe’nin İbrahim Aleyhisselam’den önce tesis edilip yıkıldığını İbrahim Aleyhisselam’ın burayı yeniden inşa ettiğinden bahseder. Bahsettikleri hususta kat’i bir delil yoktur. Ama bu görüş tercih edilebilir. Bu akideyle alakalı olup kati delil ve manaya delalet eden bir durum olduğundan kesin tasdikle İbrahim Aleyhisselam ve oğlunun Kâbe’nin temellerini yükselttikleri kabul edilir. İbrahim Aleyhisselam ve İsmail Aleyhisselam Kâbe’yi Allah için inşa ediyorlardı. Çünkü “Rabbimiz bunu bizden kabul buyur” diye dua ediyorlardı.
Müslüman bir kişi Allah için bir amel yaparsa ayrıca bunun kabulü için de Allah’a dua edebilir. Bu aynen İbrahim Aleyhisselam’ın duası gibidir. Nitekim Allah işiten ve bilendir. Eğer amel Allah için olmazsa kesinlikle kabul edilmez.
İbrahim Aleyhisselam Allah’a tam teslimiyet ile bağlı idi. Kavminin de aynı şekilde teslimiyetin gereklerini yerine getirmeleri için dua ediyorlardı. Tam teslimiyetin anlamı; tek kelime ile Müslüman olmaktır. Müslüman olduğunu iddia eden kişi Allah’a tam teslim olmalıdır. Bu şekilde o kişi sadece Allah’ın emrine uyar, yasakladıklarından da uzaklaşır. Kur’an’ı Kerim’de, birçok ayette Allah’ın emrine uymak veya Allah’a itaat üzerinde yoğun bir şekilde durulmaktadır. Eğer insan Allah’a tam teslim olmaz, emirlerine uymazsa nasıl Müslüman olabilir ki? Nitekim İslam’ın manası da Allah’a teslim olmak ve O’nun emrine kesin bir şekilde uymaktır.
Bazıları İslam’ın manasının; barış olduğunu iddia ederek Allah’ın emri olan cihadı terk ederler. Oysa Allah’ın emri veya İslam’ın hâkimiyetinin gerçekleşmesiyle insanlar arasına barış gerçekleşir, emniyet ve huzur hâsıl olur. Fakat İslam hâkimiyeti olmadan barış çağrıları yerini bulamaz. Zira insanlar birbirlerini ezmek için çalışır. Şu bilinmeli ki; adalet ve barış ancak İslam’ın varlığıyla mümkündür. Vakıada bunu bizzat yaşamaktayız. ABD ve diğer kâfir güçler barışa çağırdıkları halde bir türlü barış gerçekleşmemektedir. Çünkü herkes barışı kendisi ve çıkarı için kullanmaya çalışıyor. Fakat İslam hâkim olursa, bunu bütün insanlar için gerçekleştirecektir. Bu nedenle küfür hâkimiyetini yıkmak için cihad farz oldu.
İbrahim Aleyhisselam kendisi için dua ettiği gibi nesli içinde dua etti. Bu günde Müslümanlar aynı işi yapmalıdırlar. Dua bir ibadettir ve Müslüman sürekli dua etmelidir. Bunun için Kur’an dua örnekleriyle doludur. Dua karşılığın da çok sevap kazanılır. İnsan bir gayesi olduğu için dua eder.
Müslüman kendi ve neslinin Müslümanlığının devamı için çabalamalıdır. Zürriyetinin imanlı ve Salih kimseler olmaları için gayret sarf eder. Fakat bunun için de çevre ve toplum da temiz olmalıdır. Yoksa çocukların imanları ve Salih sıfatları korunamaz. Bunu sağlayan ümmetin ve cemaatlerin marufu emretmeleri, münkeri nehyetmeleri ile beraber sağlam, samimi ve adaletli bir nizamın var olması kaçınılmazdır.
İbrahim Aleyhisselam ibadetin nasıl olacağını Rabbinden gösterilmesini istemiştir. Çünkü ibadet edilecek olan Allah’tır. İnsanda ibadet etme içgüdüsü vardır, ibadet etmeye muhtaçtır. Bu nedenle Allah’tan ibadet etme nizamının gelmesini ister. Zira insan Allah’ın zatını idrak edemediği için ibadet nizamını tayin edemez. Allah ise, insanı yarattığı gibi bunun zatını ve içini tam olarak bilmektedir. Allah’ın nizamını tebliğ edenler Allah’ın resulleri ve nebileridir. Bu nedenle, bir resulün gelmesine insanın muhtaç olduğunu aklen fark edebilir.
İbrahim Aleyhisselam peygamber olarak seçilmiştir. Zira o pek akıllı ve hikmet sahibi idi. Bu gerçeği idrak etmiştir. Aklını çalıştıran her kimse hikmet sahibi olup bu gerçeği (peygamberlik gerçeğini) idrak eder. Ayrıca, hayat için Allah’tan bir nizamın gelmesinin gerekliliğini anlar.
İnsan, Allah’ın affına muhtaçtır. İbadet ve tövbe bunun için yapılır. Bu sebeple İbrahim Aleyhisselam ibadet nizamını istedikten sonra Allah’tan affını istemiş tövbe etmiştir. Aslında insan bu dünyada sırf Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmalıdır. Zira İbrahim Aleyhisselam Allah’ın affı ve mağfireti için dua etmektedir. İnsan bunu kazanırsa mutlu olur ve ahretini kazanır.