-105-

Sebatlılık için sabretmek ve dua etmenin gerekliliği:

اَيُّهَا الَّذِيۡنَ اٰمَنُوا اسۡتَعِيۡنُوۡا بِالصَّبۡرِ وَالصَّلٰوةِؕ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصّٰبِرِيۡن

“Ey iman edenler! Sabır ve salat ile (Allah’tan) yardım isteyin. Şüphe­siz ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (Ba­kara 153)

Arapçada “sabr” sözcüğü Türkçede aynı telaffuzla geçmektedir. Sabrın manası da­yanmak, tahammül etmek, başlattı­ğın şey üzerinde sebatlık göstermek, ba­şına gelen­ musibete ve sana dokunan her eziyete karşı dayanmak ve yılmamak­tır.

Bu nedenle, Allah Celle Celaluhu, daha ön­ceki ayette nimetlere karşı teşekkür etme­mizi istedi. Bu ayette ise, sabretmemizi is­tedi.

Bunun içeriği: Size yalnız nimetler do­kunmayacak, başınıza musibetler de gelecek­tir. Öyleyse sabredeceksiniz. İki durumda da kârlı çıkarsınız. Dünyada ve ahirette mutlu olursunuz anlamındadır.

Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem söyle buyurdu:

” عجبا لأمر المؤمن كله له خير، وليس ذلك لأحد إلا للمؤمن، إن أصابته سراء شكر فكانت خيرا له، وإن أصابته ضراء صبر فكانت خيرا له” (مسلم)

“Müminin durumuna ne kadar şaşırılır! Allah onun hakkında ne hüküm uygularsa o mümin için hayır olur.  Mümin dışında böyle bir hayır asla yoktur. Eğer ona iyilik dokunursa teşekkür eder, bu mümin için hayır olur. Ona bir zarar doku­nursa sabreder, bu da onun için hayır­dır.” (Müslim)

Bu Hadis-i şerife göre bu hayır sadece mümin için vardır, onun dışındaki kimseye böyle hayır yoktur. Bunun manası gerçek mümin ancak böyle davranır demektir;ona iyilik dokunursa Allaha teşekkür eder ve tasadduk ederek hakkını verir, şımarıklık göstermez ve kibirlenmez.  Ona bir zarar doku­nursa sabreder, feryat etmez, Allaha isyan etmez, Allaha hamd ederek sabreder ve dua eder.

Zira insanın tabiatında kendisine bir iyilik dokunursa nankörlük, cimrilik, şımarıklık ve kibirlilik gösterme vardır. Kendine bir zarar doku­nursa sabretmez, feryat eder, Allaha isyan eder, karamsar olur. Allah bu tabiatı şu ayetlerde gösterdi:

اِنَّ الۡاِنۡسَانَ خُلِقَ هَلُوۡعًا ۙ‏ اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوۡعًا ۙ‏ وَاِذَا مَسَّهُ الۡخَيۡرُمَنُوۡعًا ۙ‏ 

“Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır. Eğer başına bir şer, fenalık dokunursa sızlanır ve umutsuzluğa düşer. Eğer ona hayır, iyilik dokunursa cimrilik gösterir” (Meariç 19-21)

Ancak bu ayetler arkasında Allah cellecelalihu şu sıfatlara sahip olan insanları müstesna kıldı:

 اِلَّا الۡمُصَلِّيۡنَۙ‏ الَّذِيۡنَ هُمۡ عَلٰى صَلَاتِهِمۡ دَآٮِٕمُوۡنَ‏ وَالَّذِيۡن فِىۡۤ اَمۡوَالِهِمۡ حَقٌّ مَّعۡلُوۡمٌ  لِّلسَّآٮِٕلِ وَالۡمَحۡرُوۡمِ‏ وَالَّذِيۡنَ يُصَدِّقُوۡنَ بِيَوۡمِ الدِّيۡن‏  وَالَّذِيۡنَ هُمۡ مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِمۡ مُّشۡفِقُوۡنَ‌ۚ‏  اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَاۡمُوۡنٍ‏ وَالَّذِيۡنَ هُمۡ لِفُرُوۡجِهِمۡ حٰفِظُوۡنَۙ‏ اِلَّا عَلٰٓى اَزۡوَاجِهِمۡ اَوۡ مَا مَلَـكَتۡ اَيۡمَانُهُمۡ فَاِنَّهُمۡ غَيۡرُمَلُوۡمِيۡنَ‌ۚ‏ فَمَنِ ابۡتَغٰى وَرَآءَ ذٰلِكَ فَاُولٰٓٮِٕكَ هُمُ الۡعٰدُوۡنَ‌ۚ‏ وَالَّذِيۡنَ هُمۡ لِاَمٰنٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رٰعُوۡنَ وَالَّذِيۡنَ هُمۡ بِشَهٰدٰتِهِمۡ قَآٮِٕمُوۡنَۙ‏ وَالَّذِيۡنَ هُمۡ عَلٰى صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُوۡنَؕ‏ اُولٰٓٮِٕكَ فِىۡ جَنّٰتٍ مُّكۡرَمُوۡنَؕ

   “Ancak namaz kılanlar müstesnadır, onlar ki namazlarda daimidirler, kesintisiz daima kılarlar, isteyene ve mahrum olana onların mallarında belli bir hak vardır, kıyamet gününü tasdik ederler, Rab’larının azabından çok korkarlar, gerçekten Rablarının azabından emin olunmaz, onlar mahrem yerlerini (iffetlerini) koruyan kimselerdir. Ancak eşleri ve cariyeleri dışında olup bundan dolayı kınanmazlar, ama kim bunun ötesine geçmeye kalkışırsa böyleleri haddi aşanların ta kendileridir. Onlar emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler. Onalar namazlarını muhafaza ederler (hiç bir vakti kaçırmazlar). İşte onlar cennetlerde ikram olunurlar(Meariç 22-35)

İşte, bunalar, gerçek mümin sıfatlarından bir takım sıfatlardır. Eğer bir insan böyle ise gerçek mümin olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in yukarıdaki hadiste vasıfladığı mümin budur; “Eğer ona iyilik dokunursa teşekkür eder, bu mümin için hayır olur. Ona bir zarar doku­nursa sabreder, bu da onun için hayır­dır”.  

Zira Allah-u Teala şöyle buyurdu:

اِنۡ يَّمۡسَسۡكُمۡ قَرۡحٌ فَقَدۡ مَسَّ الۡقَوۡمَ قَرۡحٌ مِّثۡلُهٗ ‌ؕ وَتِلۡكَ الۡاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيۡنَ النَّاسِۚ وَلِيَـعۡلَمَ اللّٰهُ الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡا وَيَتَّخِذَ مِنۡكُمۡ شُهَدَآءَ‌ؕ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظّٰلِمِيۡنَۙ‏ وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡا وَيَمۡحَقَ الۡكٰفِرِيۡنَ‏

 “Eğer size bir yara, zarar dokunmuşsa (savaştığınız) o kavme de onun misli dokundu. Günleri insanlar arasında değiştiririz Ki Allah müminleri bilsin(ortaya çıkarsın) ve sizden şehitler edinsin. Allah zalim insanları sevmez. Müminleri imtihan edip arındırsın ve kâfirleri mahvetsin.” (Al-i İmran 140-141)

 Bunun manası, bir gün iyi, bir gün kötü olabilir. İnsana bir gün iyilik gelir, başka bir gün kötülük gelir. Bir savaşta kazanırsın başka savaşta kaybedersin. Bu nedenle in­san hem teşekkür eden kimse olacağı gibi sabreden de olacaktır. İnsan bu haliyle  “kaza ve kadere” tam inanmış olur. Çünkü insanın iradesi dışında birtakım musibetler ve iyilikler gelir.

Öte yandan, sabretmek yine de Allahu Teala’ya itaat etme de ve isyan etmemede olmalıdır. Farzları yerine getirmek ve günah islememek için sabretmek gerekir. Nitekim farzları yerine getirmek canlılık ister, insan tabiatında tembeldir. Kendisine canlılık getirmek için Allah’tan yardım dileyecektir.

Ayrıca, nefis günah işlemeye meyilli­dir. Öyleyse nefsi günahtan alıkoymak için güç ve irade gerekir. Bundan dolayı, insan farzları yapmak ve yapmaya devam etmek için sabır ister. Örneğin; İslam davetini yüklenmek uğurunda mücadele etmek ağır bir görevdir. Bunu sürdürebilmek için sabır gerekir. Sabredenler kuvvetli irade sahibi olurlar. Bu davette insan çok eziyet çeker, özellikle başka insanlardan ve zalim devletlerden. Bu görevi devam ettirmek sabır isteyen bir farzdır, kusur gösterip vazgeçmek ise in­sani günahkâr yapar.

Bir kısım insanlar, işin başında iken daveti yüklenmek için heyecanlanır ve canlı olurlar. Bir müddet sonra gevşemeye baş­lar. Bunun nedeni sabırsızlıktır. Eğer insan davetine tam inanır, güvenir ve onu kav­rarsa sabreder. Bu daveti yüklenmek ağır bir görevdir. Yol uzayabilir, engel ve zor­luklar çıkabilir. Bu durumda sabretmek ve dayanmak gerekir. Hedefi gerçekleşinceye kadar davetinden ve fikrinden kıl payı taviz göstermeden mücadele eder. Bu kişiye sahih ve samimi irade sahibi denilir. Akaidi veya ideolojik kimse de denir. Nitekim insanların çoğu öyle değillerdir. Zorluk ve sıkıntıyla karşılaşırsa veya yol uzarsa hemen taviz gösterir. Bu nedenle Allah yarattığı insanı bildiği için onlarca ayetlerde sabır ve sebatlık üzerinde durdu ve inanlardan bunu istedi.

Allah-u Teâla, Kur’an-ı Kerim’de olumlu manada sabır kelimesini 97 defa kullandı. Ayrıca cehennemde ve azapta kâfirlerle alay ederek birkaç yerde sabır keli­mesini kullandı.

İnsan her zaman her istediğini ger­çek­leştiremeyebilir. Bu nedenle hedefine ulaş­mak için sabretmesi gerekir. Hayatının son dakikasına, Allah’ın rahmetine kavuşuncaya kadar tam ciddiyetle mücadele edip sabreden Alim Takiyyuddin en-Nebhani “Düşünme Metodu” kitabında ciddiyeti açıklarken bunun üç şar­tından birinin sabır olduğunu söylemiş­tir.

“Şartlar şunlardır:

1. Hedefi tayin etmek,

2. Bunu gerçekleştirmek için gerekli olan üslup, vesile ve araçları kullanmak,

3. Bunu gerçekleştirinceye kadar her zorluğa ve eziyete dayanmak ve sabret­mektir”.

Ancak bu şekilde insan işinde ciddi olur. Ciddi olanlarda böylece veya bu şart­larla tanınırlar.

Allah-u Teâla birçok ayette sabret­meye davet etti ve sabredenleri övdü. Hatta söyle buyurdu:

قُلۡ يٰعِبَادِ الَّذِيۡنَ اٰمَنُوا اتَّقُوۡارَبَّكُمۡ‌ؕ لِلَّذِيۡنَ اَحۡسَنُوۡا فِىۡ هٰذِهِ الدُّنۡيَا حَسَنَةٌ ‌ ؕ وَاَرۡضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌ ‌ ؕ اِنَّمَا يُوَفَّى الصّٰبِرُوۡنَ اَجۡرَهُمۡ بِغَيۡرِ حِسَابٍ‏ ﴿۱۰﴾ 

 “Deki ey kullarım! Rabbinizden korkun. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır (netice mutluluk ve zafer). Benim arzım geniştir (dininizi korumak için ezilirseniz emniyetli yere hicret edebilirsiniz, ama önemli olan sabretmenizdir). Sabredenler ecirlerini hesapsız alır.”(Zümer10)

Bundan daha güzel haber ve ödül var mıdır?İnsan sabırlı olursa ağır başlı, hikmet sahibi, sakin, derin ve aydın düşünen birisi olur. Başka bir ifadeyle büyük adam olur.

Dava adamlarının en önemli sıfatı bu­dur. Ölünceye kadar daveti üzerinde so­ğukkanlı olarak devam etmelidir.

Ayette geçtiği gibi sabırla beraber salata (namaza) başvuracağız. Salatın manaları vardır. Namaz, dua, mağfiret ve bunu dilemektir (istiğfar etmektir). Hangi manayı kabul edersen doğrudur.

Daha doğrusu bu manalarla amel edilir. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in bir hadisinde şöyle geçti:

“إن الغضب من الشيطان، وإن الشيطان خلق من النار، وإنما تطفأ النار بالماء، إذا غضب أحدكم فليتوضأ”

“Sinirlenmek şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratıldı. Ateşi söndüren sudur. Biriniz sinirlenirse abdest alsın, çünkü abdest ateşi söndürür..”(İbni Hanbel, Ebu Davut). İbni Hibban bunu sahih hadis olarak gördü.

Bir başka hadiste ise;

” إذا هم أحدكم بالأمر فليركع ركعتين من غير الفريضة”

“Biriniz bir iş yapamaya kalkışırsa farz namazı dışında iki rekât kılsın.” (Buhari)  Bu hadis bu namazın arkasında Müslümanın edeceği duayı söyledi. Bu dua istihare duası olarak biliniyor. Bunun yapılması bütün mezheplerde bir sünnet olarak kabul edilir.

Özellikle önemli bir iş yapmayı düşünüyorsa bir karar almak için veya karar aldıysa bu işe başlayacaksa da iki rekâtın kılınması ve arkasında dua edilmesi mümine huzur ve rahatlığı temin eder, sakin kafayla ve derin düşünceyle bu işi yapmaya sevk eder. Mümin Allah’ın yardımı ve muvaffakiyetini diler ve umar.   

İnsan namaz, istiğfar ve duaya başvurursa Allah’a yaklaşır ve huzur bulur. Nitekim Allah-u Teâla bir ayette söyle buyurdu: 

اَلَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡا وَتَطۡمَٮِٕنُّ قُلُوۡبُهُمۡ بِذِكۡرِاللّٰهِ‌ ؕ اَلَا بِذِكۡرِاللّٰهِ تَطۡمَٮِٕنُّ الۡقُلُوۡبُ ؕ‏

 “Onlar ki iman ederler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain, huzurlu olur. Muhakkak ki kalpler ancak Allah’ın zik­riyle mutmain olur.” (Ra’d 28)

Zira mümin her tedbiri alarak Allaha tevekkül eder. Kul iradesi dışında olan her şeyin Allah’tan olduğuna inanır. Bu kaza ve kaderden­dir. Öyleyse mümin daima Allah’a başvurup O’na sığınmalıdır. Bu şekilde sabırlı ve başarılı olur.