-107-

Müminlerin başlarına gelen belalar:

ولنبلونكم بشيء من الخوف والجوع ونقص من الأموال والأنفس والثمرات وبشر الصابرين

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile de­neriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” (Bakara 155)

الذين إذا أصابتهم مصيبة قالوا إنا لله وإنا إليه راجعون  

“O sabredenler, kendilerine bir musibet veya bir bela geldiği zaman: Biz Allah’ın kulla­rıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.”(Bakara 156)

أولئك عليهم صلوات من ربهم ورحمة وأولئك هم المهتدون

“İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara 157)

Allah-u Teâla, bu ayette müminleri muhakkak şekilde imtihan edeceğine dair bir yeminde bulunuyor. Ayette “ولنبلونكم” geçi­yor. Burada ki “و” harfi yemin etmek için kullanılır.  “ل” harfi ise pekiştirmek için kullanılır. Muhakkak ve şüphesiz mana­sına gelir. “نبلوا” kelimesinin manası ise imti­han ediyoruz anlamında olup “bela” kö­künden gelir. Bela imtihan manasında geçmektedir. Türkçede musibet manasında kullanılır. Arapçada da ayni manada kulla­nılır. “Kum” siz zamiri manasına gelir.

Daha önceki ayette Allah-u Teâla müminlere; “Sabır ve Salat’la Allah’tan yardım isteyin, şüphesiz ki Allah sab­redenlerle beraberdir.” diye seslenirken onları bir şeye hazırladı. O ise, bu ayette geçmektedir. Sizi imtihan edeceğiz, dene­yeceğiz ki, sabredenleri bilelim. Peki, Rabbimiz bizleri ne ile imtihan edecek? İn­sanın korkulu durumları olacaktır.  Ancak korku emniyetsizlikten gelir. Allah-u Teâla, Nur suresinin 55. ayetinde salih amel işleyen kullarının korkularını güvene dönüştü­receğini vaat etti. Enfal suresi 26. ayette ise, insanların birtakım korkuları varken, Allah onları barındırdı ve yardımı ile des­tekledi şeklinde ifade ediliyor. Korku, in­sana zarar veya musibet dokunacağı ya da menfaat kaçırılacağı endişesinden doğar. Bugün müminler korkuyla imtihan ediliyor. Maalesef günümüzde Müslümanların çoğu, İslam davetini yüklenirken beraberinde ge­tireceği tehlikelerden korkuyorlar. Kafirler­den her an zarar ve musibet geleceğinden veya menfaatlerini kaybedeceklerinden korkuyorlar. Hapse atılabilirler, öldürülebi­lirler, görev ve mallarını kaybedebilirler. Açlıkla da imtihan edilebilir veya sıkıntıları olabilir. Eşleri, çocukları, ana, baba ve di­ğer akrabalarını kaybedebilirler. Allah-u Teâla bunların imtihan vesilesi olduğunu bildirdi. Müslümanlar bunlardan bir kısmı ile imtihan edilebilirler. Zira dünya imtihan yeridir ve hiç birimiz burada kalıcı değiliz. Cenneti kazananlardan olabilmek için bu­rada imtihan ediliyoruz. Bu imtihan netice­sinde, Allah-u Teâla bizlerin amellerine göre ya azap verir ya da ödüllendirir. Bu nedenledir ki Allah, “sabredenlere müjdeler olsun” dedi. Sabredenlerin önemli bir sıfatını gösterdi. Başlarına bir bela geldiği vakit; “Biz Allah’a aitiz ve O’na döneceğiz” derler. Mümin, kendisinin Allah’ın mülkü olduğunu bilir. Mademki in­san Allah’ın mülküdür, o halde mülk sahibi olan Allah, mülkünde dilediğini yapar ve onu yok edebilir. Zira Allah, bütün kainatın olduğu gibi insanın da yaratıcısıdır. Allah, insana sağlık verdi, mal ve zen­ginlikler verdi. Ona hastalık verir ya da her hangi bir uzvunu eksiltirse, bu zulüm değil adalettir. Bunları veren Allah’tır. Geri alma hakkı da O’na aittir. İnsanı inceledi­ğimiz vakit her birinin değişik vesilelerle imtihan edildiğini görürüz. Allah-u Teâla’nın adaleti böyle tecelli eder.

Bütün bu imtihan çeşitleri Allah-u Teâla’nın takdiridir. Bunları kabullenmemek ya da isyan etmek kişiyi küfre götürür. Türkiye eski cumhurbaşkanlarından Kenan Evren, petrol eksikliğinden şikayet ederken; “Allah bile adalet yapmadı, bir ülkeye pet­rol verdi diğerine vermedi” seklinde sözler sarf etti. Oysaki bu düzenin sahibi Allah’tır ve dilediğini artırır ya da eksiltir. Suudi Arabistan’a bol miktarda petrol ve­rirken orda bulunmayan yeşilliği ve suyu Türkiye’ye vermişse bu O’nun adaletinden­dir. Oysaki Müslümanlar bir bütün olarak tek bir İslam Devleti çatısı altında toplanır­larsa, iste o zaman bu zenginliklerin ta­mamına sahip olabilirler.

İnsanın başına her ne gelirse gelsin Allah’tandır ve bu da imtihandır. Ancak mümin, başına gelenlere rağmen kendisinin Allah’a ait olduğunu ve tekrar ona dönece­ğini bilir. Hiç kimse dünyada kalıcı olmadı­ğına göre insanların yeri ya cennet ya da cehennemdir. Bunu insanın amelleri belir­ler. Allah’ın Salat ve Rahmeti mümin kulla­rın üzerine vuku bulur. Allah’ın Salatı, O’­nun affı ve mağfireti demektir. Böylece, mümin başına bir musibet geldiği vakit, sabrederse, Allah’ın mülkü olduğunu ve yine O’na döneceğini hatırlarsa, Allah-u Teâla bu musibete karşı mümin kullarının günahlarını siler ve onlara rahmetini indirir.

Musibetlere karşı sabretmek ve Allah’ı hatırlamak karşılığında mağfiret ve rahmet gelir. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bunu şu ha­diste açıkladı:

“Bir kul, başına bir musibet ge­lince söyle derse: “Allah’ım bu musibete karşı bana ecir ve sevap ver, ye­rine bana bundan daha hayırlı şey de ver.” Allah hem ona sevap verir hem de daha hayırlı şey verir.” (Müslim)

Ümmü Seleme, kocası vefat edince bu sözleri söyledi:“Fakat dedi ki, “Peki be­nim için kocam Abu Seleme’den kim daha hayırlı olabilir ki? İddetim (dört ay on gün) geçtikten sonra baktım ki, Resulullah beni ziyaret ediyor ve bana evlenme teklifini su­nuyor, böy­lece Allah bana kocamdan daha hayırlı bir eş ve rahmeti temin etti.”dedi.(İbn-i Hanbel)

Bu şekilde hem Allah’ın mağfire­tini kazandı hem de en hayırlı kocayla Al­lah ona rahmet indirdi. İşte bu şekilde hareket edenler, hidayetli kimselerdir. İn­san kendi iradesiyle hidayetli olabilir. Önemli olan sabredip Allah’a sığınmaktır. Aksi durumda ise sabırsızlık (isyan) dala­leti (sapıklığı) getirir. Hidayet ve delalet insanın iradesiyle olur. Allah insanı hida­yete zorlamadığı gibi delalete de zorlamıyor. Zira Allah söyle bu­yurdu:

قل ياأيها الناس قد جاءكم الحق من ربكم فمن اهتدى فإنما يهتدي لنفسه ومن ضل فإنما يضل عليها

“Rabbinizden hak geldi, kim hida­yetli olursa kendisi için hidayetli olur, kim dalalet ederse ancak kendi aley­hine olur…”(Yunus 108)

Hak geldikten, Resul gönderildikten ve ayetler indikten sonra hidayet ve delalette insan serbesttir. Hidayet ve dalalet Allah’ın tarafından yaratıldı ve insan bunları seçme hakkına sahiptir. Ayrıca, hidayeti isteyene Allah yardım eder, dalaleti isteyene de yalnız bırakır ve ona şeytan musallat olur.