-117-

Kâfirlerin Allah’ın indirdiğine uymayı reddedip atalarından gelene uymaları:

Allah’ın indirdiğine uymayı ret edip atalardan gelene uymak akla uyar mı?

Bir şeyi izlemek için aklı çalıştırıp düşünmek gerekli mıdır?

Niçin Allah’ın indirdiği doğru olur ve dışındaki batıl olur?

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ اتَّبِعُوا مَا أَنزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ

“Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, “Ha­yır! Biz atalarımızı üzerinde buldu­ğumuz yola uyarız” dediler. Ya ataları düşünmez olup bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?” (Bakara 170)         

Kâfirler ve müşrikler Allah’ın indir­diğine uymak istemediklerini açıkladı­lar. Allah’ın indirdiğinin yerine babalarının adet, gelenek ve fikirlerine uy­mayı tercih ettiler. Belki babaları düşünmüyor ve hidayeti bilmiyorlardı! O halde onlara nasıl uyulacaktır?!. Bu­nun manası; babaları akletseydi ve hi­dayeti bulmuş olsalardı onlarda doğru yolu izlemiş olacaklardı. Nitekim İbra­him ve İsmail gibi babaları düşü­nen ve hidayetli insanlardı. Onlar an­cak Allah’ın indirdiğine uydular.

Aynı anda bu ayet; babalara körü körüne uymayı reddediyor ve düşünmeye çağırıyor. Öte yandan, nasıl in­san yaratıcının indirdiği şeriatı reddeder, kendileri gibi yaratılan insanların fikirlerine uyarlar?! Bu akıllı bir hareket midir? Nitekim insanların aklı sınırlıdır, çevrelerinden ve bulundukları şartlar­dan etkilenirler. Vakıalarından fikirle­rini alırlar.

Bu ayet insan aklını çalıştırmaya çağırdı, körü körüne taklit etmeyi yasakladı. İnsanın kendi fikrini doğru kaynak ve doğru delilden almasını talep etmiştir. Babaları böyle dediler veya onlardan böyle gördük diyerek yasaklandı.

Bu nedenle şeri hükümlere uymak farz kılındı. Müslüman ya bizzat Kuran’dan ve sünnetten direk şeri hükmü çıkarır, ya da bu kaynakalardan şeri hükmü çıkaran bir müctehitten alır. Bu babalara taklit sayılmaz, çünkü müctehit Allahın vahetti Kuran ve Sünnetten şeri hüküm çıkarır. Zira Allah insanlara bildirmek üzere Resulüne hem Kuran’ı indirdi hem de bunu açıklıyacak sünneti vahyetti. İnsan sadece bunlara tabi olmalıdır. Zira insan aklını çalıştırırsa bu kaynakların Allahtan geldiğini idrak eder.

Bu ayet te itikatta babalara taklit etmeyi nehyetmiştir. İnsan düşünerek akla ve fıtrata uygun bir delille itikat sahibi olmalıdır. Oysa akide kesin tasdiktir. Bu kesin tasdik doğru olmalıdır. Gerçeğe uygun olursa akla uygun olur ve doğru akide sayılır. Hem de fıtrata uygun olur. İnsanın bütün fikirleri akideye dayalı olur, eğer akidesi batıl ise buna dayalı olan fikir, kanun ve sistemleri batıl olur. Bu nedenle kapitalizm ve komünizm gibi ideolojiler, Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Hindu ve bunlara benzer dinler batıl oldu. İtikatları veya akideleri akla ve fıtrata aykırıdır.

 Sadece İslam dini ve ideolojisi doğrudur. Çünkü akidesi akla ve fıtrata tam mutabıktır, uygundur. Kainat, insan ve hayatın yaratıcısı vardır, o Allah’tır, batıl dinlerin dediği gibi bunun ortağı, eşi veya oğlu olamaz, yaratılmış şeylerde cisimleştirilemez. Bu ise akla aykırıdır. Bunların öncesi O yaratıcı vardır, bunların öncesiyle ilişkileri onların onun tarafından yaratılmış olmaları ve onun emir ve nehiyleridir, indirdiği sistemdir. Bu emir ve nehiyler, bu sistem hayattan, devletten ve siyasetten uzaklaştırılamaz. Nitekim Allah insanın vücudunda muntazam ve harikulade sistemler yarattı, bu şekilde insan yaşıyor. Sinir, teneffüs, solunum, kan dolaşımı, sindirim, işitme, görme vs. sistemler hareket edip çalışıyor. Bu sistemleri yaratan Allah’ın insanın hayatını ve maişetini düzenleyen, insanlar arasında ilişkiler ve sorunları çözen indirdiği sistemleri nasıl inkar edilir?! İnsan kendi vücudundaki sistemlere muhtaç olduğu gibi bu sistemlere muhtaçtır. Oysa Allah’ın vahyettiği Kuran ve Sünnette yönetim, ekonomi, öğrenim, ictimai ve ailevi sistemler, iç, dış ve harbi siyasetler, bunlara muhalif olanlara ceza vermek üzere ukubat sistemini beyan etmiştir. Eksik bir şey yoktur. Nasıl insanı ve içindeki sistemleri mükemmel şekilde yarattıysa hayat, toplum ve devlet için mükemmel sistem indirdi. Şöyle buyurdu:

اَلۡيَوۡمَ اَكۡمَلۡتُ لَـكُمۡ دِيۡنَكُمۡ وَاَتۡمَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ نِعۡمَتِىۡ وَرَضِيۡتُ لَـكُمُ الۡاِسۡلَامَ دِيۡنًا‌ؕ

“Bu gün dininizi kâmil mükemmel kıldım, sizin üzerine nimetimi (dinimi) tamamladım ve sizin için sadece İslamı bir din olarak razı oldum” (Maide3)

İnsan aklını iyice çalıştırırsa ancak bu dini kabul eder. Fakat aklını iyice çalıştırmayan kimseler bunu ve ondan fışkıran sistemleri reddediyor ve atalarından kalma adet, gelenek ve taklitleri izler ve ona göre davranırlar. Oysa kendilerini yoktan yaratan ve kendi vücudunu dakik ve muhteşem sistemlerle donatan ve yürüten Allah o sistemleri indirdi. Nasıl bunları inkar eder, kendileri gibi aciz, muhtaç, heva ve hevesine uyan insanlardan sistem ve kanunları kabul ederler?!

Şu anda dünya Batı’dan sistemi alıyorlar. Batılılar ise kapitalist sistem kurdular, kendilerinden adamlar seçip kendilerine kanun koydular. Komünizm ve sosyalizm de batıdan çıkmıştır. Dünyadaki insanlar değişik nedenlerle bunlara mağlup olunca düşünmeden onlara tabi oldular.

Oysa Kapitalist düşünürleri sürekli fikir­lerini değiştiriyorlar, insanları kobay yapıyorlar. Komünist düşünürleri de aynı durumdadır. Komünist düşünceleri iflas etmiş ve sona ermiştir. Kapitalist dü­şünceleri de iflas etmiştir. Fakat kapi­talist düşünür ve politikacıları bunu hilekar bir şekilde örtmeyi becerebili­yorlar. Ayrıca, bu hilelerini teşhir ede­cek günümüzde İslam Devleti yoktur. Çünkü insanlar alternatif ve doğru fikir arıyorlar. İslamiyet’i gösteren bir dev­letin bulunmamasından dolayı kapita­listler kendi fikir, çözüm ve iflaslarını öğretmeye çalışıyorlar.

Kemalistler; atamız Mustafa Ke­mal’dir, bize en iyi sistemi getirdi, diyorlar. Oysa Mustafa Kemal bu sis­temi Batıdan ithal etti. Bu nedenle Kemalistler hiç akıllarını çalıştırmadan yüzlerini batıya çeviriyor ve oradan batıl fikir ve çözüm alıyorlar. Babaları onlar oldu.

Atalarının, babalarının, büyükleri­nin ve düşünürlerinin çözümlerini Al­lah’ın indirdiği çözümlere tercih eden­ler kesinlikle Müslüman olamazlar ve de mümin değillerdir. Bu nedenle Al­lah-u Teala şöyle buyurdu:

وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَاءً وَنِدَاءً صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

“Kâfirlerin durumu, sadece ço­banın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Zira onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmez­ler.” (Bakara 171)

Kâfirler Allah’ın indirdiklerini red­dedince hep bağıran ve çağıran kim­seler oldular. Yer ve gökleri bağırmakla ve çağırmakla doldururlar ki, böylece âlim ve düşünür olarak bilinsin ve anıl­sınlar. Oysa onlar gerçeği görmeyen kör, işitmeyen sağır ve konuşamayan dilsiz kimselerdir. Gerçek ve hak Al­lah’ın indirdiğidir. Fakat onlar bunu görmek, işitmek, tanımak istemezler. Daima kendilerini daha üstün görürler. Bu gerçeği bağırış ve çağırışlarla da örtmeye çalışırlar.

İşte, bu asırda bunu görüyoruz. Kâfirler dünyayı boş laflarla ve kakırtı­larla doldurdular. Fikirlerini yüksek ve görüşlerini parlak olarak göstermeye çalıştılar. Oysa fikirleri akla ve fıtrata uymayan, sadece boş gürültü dolu sözlerdir. Aynı anda, doğru fikirleri söyleyenlerin ağızlarını kapatırlar, hapse atarlar veya öldürürler. Ayrıca doğruyu söyleyenlere değişik ithamlar yapıştırırlar. Terörist, fundamentalist, radikal, muta’ssıb, gerici, ajan, fitneci v.s. gibi. Bununla beraber kendi fikir­lerini süslerler ve diğerlerininkini kö­tülerler. Fakat karşıt fikirlere müsaade etmezler, sahiplerini ezerler, kötülerler ve itham ederler. Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’e karşı da öyle yapıldı. Bu asırda aynı şeyi yapıyorlar.

Allah onlar bu şekilde davrandıklarından, hakikatı araştırmayı ve doğruyu görmek istemediklerinden dolayı düşünmeyen insan olarak saydı. Hatta onları hayvanlara benzetti, sadece yemek, içmek, oynamak, eğlenmek ve şehvetlerini tatmin etmek isterler. Şöyle buyurdu:

 وَالَّذِيۡنَ كَفَرُوۡا يَتَمَتَّعُوۡنَ وَيَاۡكُلُوۡنَ كَمَا تَاۡكُلُ الۡاَنۡعَامُ وَالنَّارُ مَثۡوًى لَّهُمۡ‏

“Kâfirler ise nimetleri tadıyorlar, tıpkı hayvanlar gibi yiyip içerler. Ebedi kalacakları yer ise cehennemdir” (Muhammed 12)

Onları sadece heva ve heveslerine tabi oldukları ve kötü işlerini güzel gördüklerini ifşa etti. Onlar aşağılık olarak saydı, Rabbinden gelen akılla ispatlanan apaçık delili izleyenleri üstün kıldı. Şöyle buyurdu:

اَفَمَنۡ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِّنۡ رَّبِّهٖ كَمَنۡ زُيِّنَ لَهٗ سُوۡٓءُ عَمَلِهٖ وَاتَّبَعُوۡۤا اَهۡوَآءَهُمۡ‏

“Rabbinden gelmiş kesin bir kanıta dayanan kimse, kötü işini kendine güzel gösterilen ve arzularının peşinde giden kimse gibi olur mu hiç!” (Muhammed 14)

Bu nedenle tamamen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi sadece Müslümanları değil, bütün insanları kurtarmak üzere Allah’ın indirdiğini uygulayacak İslam devletini tesis etmek elzemdir, bütün şeri ve aklı delillerin gösterdiğine göre şeri bir farz olduğu gibi insani bir görevdir. Zira insanlar zalim kapitalist ve sosyalist sistemlerin ateşiyle yanıp eziliyorlar.