-124-

Orucun farz kılınması:

Orucun hikmeti nedir? Ne zaman orucu bozma ruhsatı kullanılır? Azimet mi daha iyi yoksa ruhsat?

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمْ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَأَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

“Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvalı olursunuz, korunursunuz.

Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”(Bakara 183-184)

Bu ayetlerde, Allah-u Teala müminlere orucu farz kıldığını bildirirken İslam’dan önce gelip geçmiş milletlere de orucu farz kıldığını bildiriyor. İslam Ümmeti’ne bu oruç yeni bir ibadet olmayıp tarih boyunca bütün müminlere farz kılındı. Fakat eski milletlere kaç gün farz idi? Bu ihtilaflı bir konudur.

Muaz, İbn-i Mesut, İbn-i Abbas, Ata Katade ve Ed-dahak Hz. Nuh’a kadar oruç üç gündü. Ondan sonra Ramazan ayı farz kılındı. İslam’ın başlangıcında da üç gündü diye söylediler.

İbn-i Abi Hatem İbn-i Ömer yoluyla Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Ramazan ayını tutmayı sizden öncekilere Allah farz kılmıştır.”

Orucun hikmeti takvalı olmaktır.  Burada illetten değil hikmetten bahsedilmektedir. Çünkü hikmetin manası amelden doğabilecek neticedir. Sadece ayette veya hadiste belirlenmelidir. Bu ayette; “Umulur ki takvalı olursunuz.” Takva ise Allah’ın azabından sakınarak onun emirlerine ve nehylerine riayat etmektir. Müslüman Allah’ın emirlerini ve nehiylerini yerine getirirse kendini azaptan korumuş olur, bu şekilde takva sahibi olur. Normal olarak oruçtan takva doğar. Müslüman oruç tutunca günahtan uzaklaşabilir ve Allah’ın emirlerini yerine getirmek için daha fazla eğilimlidir. Bu nedenle Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem evlenemeyenlere oruç tutmayı tavsiye etmiştir. Şöyle buyurmuştur:

“يا معشر الشباب! من استطاع منكم الباءة فليتزوج، فإنه أغض للبصر وأحصن للفرج، ومن لم يستطع فعليه بالصوم فإنه له وجاء”

“Ey gençlerin topluluğu! Kim sizden evlenmeye muktedir olursa evlensin. Zira evlilik, gözü haramdan daha çok korur ve ferci de daha çok muhafaze eder. Kim evlenemeye gücü yetmiyorsa oruç tutsun. Çünkü oruç onun için bir koruma vesilesidir.” (Buhari, Müslüm)

Hikmet amelden doğabilecek neticedir. Doğması şart değildir. Allah-u Teala, insanda bu neticenin doğmasını istiyor. İnsanın iradesine aittir; eğer Müslüman orucu kimin için tuttuğunu ve gereğince Allah’a bağlanırsa bu netice doğar. Ama böyle değilse sırf yemekten ve içmekten kesilirse, sanki bir gelenek olarak tutarsa takvalı olamaz.

İllet ise, bir hükmün teşri sebebidir. Yani; bir hüküm farz ise niçin farzdır veya haram ise niçin haramdır diye Allah ve Resulü açıklarsa bu açıklama hüküm illetidir denilir. Misal olarak, Haşr Süresinde 7. Ayette mal ve para yalnız zenginler arasında dolaşmaması için savaşsız ganimetler, zengin olmayan yetimlere, miskinlere, yolda parasız kalanlar gibi muhtaçlara dağıtılmasını Allah emir verdi. Ayette Allah ve Resulüne de verilecektir diye açıklandı. Allah ve Resulünün manası İslam Devleti’dir. Bunun manası, savaşsız ganimetlerden İslam Devleti’ne bir pay verilecektir. Bu ayette niçin bunlara verileceğine dair sebep gösterildi. Bu ise; mallar ve paraların her ele geçmesi ve toplumda iktisadi denge sağlanmasıdır. Bu ise hükmün illetidir.

Kur’an ve Sünnet’in nasları incelendikten sonra ibadetlerin illeti olmadığı ortaya çıktı. Bunlardan tefsir ettiğimiz oruçla ilgili ayettir. Taharet, abdest, namaz, oruç, hac ve zekâtla ilgili ayetler ve hadislerin illeti değildir. Yine de giyim, yiyecek, içecek ve ahlakla ilgili hükümlerin hiç illeti yoktur. Ancak, bunların bir kısmında hikmetler vardır. Hikmet akli değildir, Şeri’dir. Ayette veya hadiste gösterilirse hikmet vardır deriz. Gösterilmezse akla veya çıkara veyahut fayda ve zarara göre bir hikmet vardır denilmez.

Şu var ki, Şeri Hikmet’in bulunmadığı halde ahkamın uygulanması neticesinde bir fayda gerçekleşirse veya bir zarar vuku engellenirse hikmet budur ve şudur demek yanlıştır. Ancak, hükmün uygulanmasının neticesi budur demek gerek. Misal olarak; ikişer veya üçer ve dörder kadınla evlenme mubahlığından doğan faydalara hikmetler denilmez. Bu faydalardan biri, bir erkek birkaç kadını barındırıyor. Bu şekilde, bir ekonomik problem çözülmüş olur. Ama buna hikmet denilmez, zaten illet değildir.

İllet, muamelat ahkâmının bir kısmında bulunulur. Ukubat veya cezayla ilgili ahkamlarda bulunmaktadır.

Oruca dönelim; bunun hikmeti takvanın meydana gelmesidir. Müslüman bunu göz önünde tutsun, oruç tutarken Allah’a bağlılığı düşünsün ve pekiştirsin. Nitekim farz olmayan Sünnet veya nafile olan oruçlar haftada iki gün; Pazartesi ve Perşembe, beyaz günler; hicri veya kameri aylarının on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günlerdir. Bu günlerde ay pek aydın beyaz olur. Aşure, Şevval’den 6 gün, arife günü vs…

Allah-u Teala, pek rahmetli olduğu için hasta olanlar ve yolcuların tutmamalarına müsaade etti. Buna ruhsat denilir. Ramazan dışında bu nedenle tutamadığı günleri diğer aylarda kaza eder. Hiç tutamıyorsa her güne bedel olarak bir miskin veya bir fakir yedirir. Hiç kaza etmez. Çünkü oruç tutamıyor. Yaşlı insanlar ve bir kronik hastalığından dolayı tutamayanlar fidye verirler.

Buhari’nin Seleme bin El-akva’dan rivayet ettiğine göre; İslam’ın ilk döneminde isteyen tutuyordu, istemeyen yerine fidye veriyordu. Bu nedenle, oruç tutarsanız daha hayırlıdır veya sizin için daha hayırlı olur ifadesi ayette geçti. Ondan sonra bu hüküm nesh edildi, kalktı, yerine Ramazan ayında oruç tutulmasının farziyetini içeren ayeti nazil oldu.

Bu ayetlerde [عَلَى سَفَرٍ] ifadesi geçmiştir. “Seferlik hâlinde, yolculukta veya yolcu olursa” manası taşır. Âdeten insan seferilik veya yolculuk hâlinde zorluk çeker, rahat ve istikrar bulamaz. Zira ondan sonraki ayette (Bakara 185) “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” denilerek ayette buna işaret edilmiştir.

Ayrıca ayette geçtiği gibi “oruç tutmaya güçleri yetmeyenler” hakkında hüküm gösterirken gücü olan kimsenin tutmasını da gerekli kılmıştır. Bu ayette bir işaret vardır; oruçta asıl olan tutma gücüne sahip olmaktır, sırf yolcu olmak değildir.

Buna göre Müslüman kendi ikamet yeri dışında yolculuktan hedef edindiği yere varırsa ve orada zorluk ve sıkıntı bulmazsa istikrar ve rahatlık bulursa veyahut oradan hemen aynı günde dönmeyecekse birkaç gün kalacaksa oruç tutmalıdır. 

Namaz, oruç gibi değildir ve yolculukta namaz kazaya bırakılmaz. Namaz vaktinde kılınmalıdır. Fakat öğlen, ikindi ve yatsı ikişer rekât kısaltılarak kılınır. Akşam namazı 3 rekât ve sabah namazı iki rekât kılınır ve kazaya bırakılmazlar. 

İşte bu ayette hastalık ve yolculukta iken oruç bozmak ruhsat vermişse azimet olan oruç tutmanın daha hayırlı olduğu anlaşılır. Bunun manası Müslüman hem oruç sevabı alır hem de zorluğu katlandığı için sevap alır.

Aynen zalim yönetici karşısında hak sözü söylemek gibidir. Bu zalimden hakkı söyleyenlere ölüm tehdidi varken biri korkup susarsa ruhsatı kullanmış olur. Fakat söyleyip te Allah uğrunda ölümü tercih ederse daha hayırlı ve kat kat sevabı vardır, şehitlik mertebesine ulaşır.

  Yalancı Müseyleme iki Müslümanı yakalayınca ölüm tehdidi altında Müseylemeye sen de nebisin deyince onu serbest bıraktı. İkinci Müslüman işitmiyorum deyice onun kellesini vurup öldürdü. Bunun üzerine Resulullah sallallahu alayhi ve sellem şöyle dedi “ birincisi ruhsatı kullandı, ikincisine “ona ne mutlu” dedi.

Nitekim Resulullah şöyle buyurdu:

 «سَيِّدُ الشُّهَدَاءِ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَرَجُلٌ قَالَ إِلَى إِمَامٍ جَائِرٍ فَأَمَرَهُ وَنَهَاهُ فَقَتَلَهُ» )رواه الحاكم في المستدرك وإسناده صحيح(.

“Şehitlerin efendisi Hamza bin Abdul muttalip ve zalim yöneticiye karşı çıkıp ona marufu emredip münkeri nehyederek öldürülen kimsedir” (Elhakim Müstedrek hadis kitabında rivayet etti, senedi sahihtir)

İşte her zaman ruhsatı kullanmak iyi değildir, çok zaman ruhsatı kullanmamak ve azimete (asıl hükme) bağlanmak daha efdaldir. Özellikle zalim olan küfür sistemini kaldırıp hak dini olan İslam hâkimiyetini gerçekleştirmek üzere mücadele edilirken ölümü göz önünde tutarak sabretmek, sebat göstermek ve Allah uğrunda ölmek en üstün şeydir.