-125-

Ramazan ayının üstünlüğü ve hilale göre oruç tutulması:

شهر رمضان الذي أنزل فيه القرآن هدى للناس وبينات من الهدى والفرقان، فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمْ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمْ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمْ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden kim ramazan ayına şahit olursa onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.”(Bakara 185)

Allah-u Teala, Ramazan ayını övdü. Çünkü içinde Kur’an’ı indirdi. Böylece onu oruç ayı olarak kıldı. İbn-i Hanbel, İbrahim Aleyhisselam’ın sayfaları, Tevrat ve İncil de Ramazan ayında indirildiğine dair Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in bir hadisini rivayet etti. Kuran Ramazan ayında Resulullah’a indirilmeye başlandı. İbn-i Abbas, Kur’an dünya göğüne tüm olarak indirildi ve ondan sonra parça parça Resulullah’a yirmi sene içerisinde indirildi dedi.

Ramazan ayının değeri Kur’an’ın değerine bağlandı. Kur’an’ın değerinin ne kadar yüksek olduğu tecelli olunur. Bilindiği gibi İslam Kuran’la tanınır, dinin bütün ahkâmı içindedir. Ramazan ayının değeri ve farzı Kuran’da geçti. Kuran insanlara bir hidayettir. Kuran bütün insanlar için indirildi, belli bir halk için indirilmedi. Dili Arapça olmasına rağmen bütün insanlara yönelik olup doğru yolu gösteren bir kitaptır. Arapça olarak indirilmeseydi, başka dille indirilecekti. Bu nedenle, hangi dille indirilirse indirilsin önemli olan bütün insanlara bir hidayet olmasıdır. Aynı anda beyyineleri içerir; Bu beyyineler ise deliller ve açıklamalardır. Buna göre, Kur’an hidayetin delilleri ve açıklamalarını içerir. Aynı anda, furkandır; hak ile batılı birbirinden ayırır. Artık Ramazan ayının tutulmasında muhayyerlilik yoktur. Kim hilali görürse onu tutmalıdır. Herkesin görmesi şart değildir. Bir Müslüman görürse bütün Müslümanlara geçerli olup tutmalıdır. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bir Müslüman hilali görürse bütün Müslümanların tutmasına emir verdi. Başka bir hadiste:

“Ayı gördüğünüz zaman tutun, ayı gördüğünüz zaman bozun, ayı göremediğiniz zaman ayı otuza tamamlayın.” (Müslim)

Müslümanlar tek bir ümmettir. Onun tekliği, birliği ve vahdeti aynı günde hepsinin tutması ve aynı günde hepsinin bayram etmesidir.

Yahudiler ve Hristiyanlar gibi dinlerini tefrik etmemelidir. Hıristiyan ve yahudi gruplar hem inançlarda ihtilafa düştüler, hem de ibadetlerde ve bayramlarda ihtilafa düştüler. Allah-u Teala Ali İmran süresinde 105. ayette ve başka sürelerde yahudiler ve Hristiyanların dinlerini tefrike ettirdikleri gibi onlar gibi olmamamıza dikkat çekiyor. Resullullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem birçok hadisinde bunu uyardı. Hilafet Devleti döneminde bütün Müslümanlar aynı günde tutuyorlardı ve aynı günde bayram ediyorlardı. Hilafet Devleti yıkıldıktan sonra İslam Ümmeti elliden fazla devletçiklere bölündü. Bu parçalanmayı pekiştirmek için İslamî olmayan bu devletler beraber Ramazanı tutmamaya ve bayram etmemeye çalışıyorlar.

Ayette,  “sizden kim aya şahit olursa veya kim görürse” deyince herkes ayrı ayrı tutsun demek değildir. Daha doğrusu, bir Müslüman ayı veya hilali görünce bütün Müslümanlar tutmalı veya bayram etmelidir. Hilafet Devleti kurulmadıkça Müslümanlar daha da parçalanacaklardır. Bu gerçeği herkes hissediyor, bu nedenle bu devletin kurulması en büyük farzdır, en önemli ve en acil iştir. Hayatta dinin mevcudiyeti, ümmetin vahdeti ve korunması ona dayalıdır. Daha önceki ayette kim hasta ve yolcu olup başka günlerde kaza etmzese fidye verecekler, kim tutarsa kendisi için daha hayır olur ifadeleri geçti. Çünkü İslam’ın ilk günlerinde Müslüman oruç tutmak ile fidye vermek arasında serbest idi. Ramazan ayı tutma farzı Medine’de geldi. Bakara Suresi Medine’de İslam Devleti kurulduktan sonra inmeye başladı.

İlk zamanlarda hastalar ve yolculara orucu tutmamaya müsaade verdi, tekrar Allah-u Teala bu müsaadeyi bildiriyor. Buna ruhsat denilir. Hükmün aslı azimettir. Oruç tutmak azimettir, hastalık ve yolculuk esnasında oruç tutmamak ruhsattır. Allah-u Teâla, rahimdir; kendi kullarını sıkıntıya sokmayı hiç istemez. Bir kul Allah’ın bir emrini yerine getiremese ondan kabul ediyor. Bu Bakara suresinin son ayetinde bunu beyan etti ve her nefis gücü kadar mükellef kılındı diye buyurdu. Yine başka surede her Müslümanın gücü yettiği kadar takvalı olmaya çalışması emredilmektedir.

فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا وَأَنفِقُوا خَيْرًا لِأَنْفُسِكُمْ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ

“O halde gücünüz yettiğince Allah’a isyandan kaçının, takvalı olun. Dinleyin, itaat edin, (Allah’ın uğrunda) kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”(Tağabun 16)

Fakat gücü varsa ve gücüm yok derse veya hiç teşebbüs etmeden ve gayret sarf etmeden gücüm yok derse Allah ondan kabul etmez. Müslüman Allah’tan korksun, Allah’ın insanların niyetlerini, her gizli şeyi ve insanın ne gizlediğini bildiğini sürekli hatırlasın. Takvalı Müslüman gerçek mazereti varsa bile azimete başvurmaya çalışıp daha fazla takvalı olmaya gayret sarf eder. Bir kısım Müminler güçsüz ve başka bir kısım hasta ve başka bir kısım cihada gitmek için aracı yoktu, buna rağmen bunlar cihada gitmek istiyorlardı, oysa mazeretleri vardı, Tevbe suresinde beyan edildiği gibi Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem onlara imkânım olmadığı için sizi cihada götüremem deyince üzülüp ağlamaya başlıyorlardı. Ama kalpleri hasta veya bozuk olanlar ve münafıkların gerçek mazeretleri yoktu ve bir mazeret uydurmaya çalışıyorlardı. Allah onları kötüledi ve onlar için acılı azap hazırladı. Tevbe Suresi’nde bu tür insanlarla ilgili birkaç ayet geçti. Bir insan bir farzı yerine getirmek istiyorsa gücünü toplar, niyetini temizler ve her imkânı aramaya başlar. Tevbe Suresi 46. ayete bakın.

İşte, Allah’ın rahmeti gerçek mazerete sahip olanlara aittir. Yalnız oruç değil, her hükümde böyledir. Ama kolaylık ve sıkıntı getirmemek hükümlerin illeti değildir. Sadece bir mazeret olunca bir ruhsattır. Bu asırda bir takım insanlar ortaya çıkıp azimeti yerine getirmemek için -önemli olan kolaylıktır sıkıntı getirmemek- diyerek farzları terk etmeye başladılar. Bu en tehlikeli husustur, dini ortadan kaldırtır.

Ramazan günlerinin tamamını tutmak Allah’a bir teşekkürdür. Çünkü bize hidayet etti, doğru yolu gösterdi. Bize hidayet etmeseydi şaşkın olurduk, hayvanlardan farksız olmazdık. Bu pek büyük nimettir. Bu nedenle de Allah’ı yüceltmeliyiz, sürekli tekbir getirmeliyiz. Ayette sayılı günleri tutarak tamamlarsınız, dendikten sonra Allah’ı yüceltmeye çağırdı. Arapçasında tekbir getiresiniz ifadesi geçti. Bu ifade, oruç günlerini tamamladıktan sonra tekbir getiririz, Ramazan bayramına işarettir; çünkü Ramazan’ı tuttuğumuz için sevinerek tekbir getiririz. -Allah sizi Hidayete erdirdiği için- ifadesi bu orucu tutabildiğimiz için tekbirle kutlarız manasında gelir. Müslüman bir ibadet yapınca ve tamamlayınca sevinmeli ve Allah’a çok teşekkür etmelidir. Büyük başarı gerçekleşti, imtihanı geçti, cennete yolunu tuttu. İbadetleri ve Allah’ın her emrini yerine getirmek cennete giden yolu katetmekte birer adımdır. İşte, cennete girmek hedefimizdir, en büyük başarıyı elde etmiş oluruz.