-127-

Orucun gecelerinde eşlerin alaka kurması:

Oruç gecelerinde yasaklar neydi?

Bunu neshetmekten hikmet nedir?

Eşlerin birbirine değeri nedir?

Camilerde cima yapmanın hükmü nedir?

Allah’ın sınırları bazı konularda niye aşılıyor?

أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَائِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَأَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللَّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتَانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ فَالآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَكُمْ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمْ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ مِنْ الْخَيْطِ الْأَسْوَدِ مِنْ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا الصِّيَامَ إِلَى اللَّيْلِ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tövbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.”  (Bakara 187)

Orucun gecesinde yatsı vaktinden sonra yemek, içmek ve kadınlara yaklaşmak Müslümanlara haramdı. Ancak, bazı Müslümanlar oruç gecesinde kadınlarına yaklaştılar, cima yaptılar. Ayette kadınlara yaklaşmanın manası cima yapmaktır. Allah-u Teala bu hükmü neshetti. Oysa oruç gecesinde yatsı namazından sonra veya akşam dan sonra yatılırsa yemek, içmek ve kadınlarla cima yapmanın yasaklığı bir ayette geçmedi. Ancak, bu hüküm Sünnette mevcuttur. Allah-u Teala, sünnette Resulüne mana olarak vahiy ettiği o yasaklığı bir ayette neshetmiştir. Burada şuna dikkat ediyoruz; Sünnet bir vahiydir, Allah’ın hükmüdür, Müslümanlar Kuran’a uydukları gibi ona uyarlar. Allah-u Teala, artık kadınlara yaklaşmanın helal olduğunu bildirdi. Oysa daha önce bir Ayette kadınlara yaklaşmanın haramlığını hiç duyurmadı, ancak Sünnette bir Hadis-i şerif şeklinde duyurdu. Sünnet hakkında şüpheleri olanlar biraz düşünsünler.

Ayrıca bu ayet, Kuran Sünneti de neshedebilir usul-ul fıkıh’taki kaideyi ispatlar, Kuran ayetleri birbirlerini nehedebileceği gibi ayet hadisi de neshedebilir.

Allah-u Teala, evliliğin değerinin yüksekliğini, kadınların erkeklere ve erkeklerin de kadınlara olan değerini, erkek ile kadın arasında farkın bulunmamasını şu ifadede bildiriyor; “Onlar (kadınlarınız) sizin elbisenizdir, sizde onların elbisesisiniz.” Kur’an’da geçen bu ifadenin belagati ve manası pek yüksektir. Allah-u Teala, erkek ve kadının birliğini tek bir elbise olarak gösterdi. Erkek kadın için bir elbise ve kadın da erkek için bir elbisedir, her biri diğerini örter ve himaye eder. Buna göre hiçbir erkek karısını horlamasın, hiçbir erkek evliliğin değerini düşürmesin. Kadın da aynı şekilde kocasını horlamasın, evliliği korumaya çalışsın. Zira Allah evliliğe yüksek değer verdi, erkek ve kadın evlendikleri zaman birbirlerine birer örtü oldular, birbirlerini koruyorlar ve destekliyorlar, yardımlaşıyorlar, kederlerini ve sıkıntılarını birbirleri üzerinden gideriyorlar, birbirlerini çekiyorlar, tahammül ediyorlar ve taşıyorlar, birbirlerine fedakarlık gösteriyorlar, tam manasıyla sıcak bir yuva kuruyorlar, ümmetin neslini de devam ettiriyorlar, kıyamet gününde onların nebilerini sevindirecekler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem onlarla övünecektir. Toplumda en önemli unsur bu kurumdur, ailedir. Zira ayet buna işaret etti: “Allah’ın sizin için takdir ettiklerini isteyin”. Burada çocuk yapmaya bir teşvik vardır. Evliliğin bir hedefidir. Allah’ın sizin için taktir ettiği ise çocuklar kast edildi.

Demokratik laik kapitalist Batı dünyasında aile yıkıldı, her kötülük yayıldı, nesiller tükendi. Bunun için bozulduğu gibi, dünyada ve özellikle İslam dünyasında aile, nesli ve toplumu bozmak üzere 1981’de Cedaw anlaşmasını çıkardılar ve buna dayalı olarak 2011’de İstanbul sözleşmesini çıkardılar.  Oysa erkeği ve kadını yaratan Allah bunların arasındaki ilişkiyi en güzel şekilde düzenlemek üzere sistem indirmiştir. İşte bu ayet bunun bir ilkesidir, birbirlerine elbise olurlar. Kadını şiddetten koruyan bu ayetten daha üstün bir fikir var mıdır? Elbet yoktur. Batı bakışı ile erkek ve kadın evlenseler de hiç birbirlerine elbise olmuyorlar, herkes ayrı oluyor, bütçesi ve hareketleri bağımsızdır. Onları şirket gibi iki ortak sayıyorlar, herkes kendi menfaatini düşünüyor, bencil oluyorlar, bu nedenle Batı’da pek aile kalmadı.     

Oruç gecelerinde Müslümanlar kendilerine yazık ediyorlardı, Allah bunu bilmektedir. Fakat kullarını imtihan etmek istedi, ondan sonra rahmetini indirecektir. Nasih ve mensuh’un hikmeti budur. Önce ağır hüküm indirir, ondan sonra onu hafifletir. İnsanlara önce ağır olanı göstermek gerekir ki hafif olanından memnun olsunlar ve ona bağlansınlar. Yukarıdaki ayet bir misaldir.

Başka bir misal, Allah önce Cihatla ilgili ağır hüküm indirdi;

يٰۤـاَيُّهَا النَّبِىُّ حَرِّضِ الۡمُؤۡمِنِيۡنَ عَلَى الۡقِتَالِ‌ ؕ اِنۡ يَّكُنۡ مِّنۡكُمۡ عِشۡرُوۡنَ صَابِرُوۡنَ يَغۡلِبُوۡا مِائَتَيۡنِ‌ ۚ وَاِنۡ يَّكُنۡ مِّنۡكُمۡ مِّائَةٌ يَّغۡلِبُوۡۤا اَ لۡفًا مِّنَ الَّذِيۡنَ كَفَرُوۡا بِاَنَّهُمۡ قَوۡمٌ لَّا يَفۡقَهُوۡنَ

“Ey Nebi! Müminleri savaşa teşvik et! Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa kâfirlerden iki yüz kişiyi yener, sizden iki yüz (sabırlı) kişi olursa kâfirlerden bin kişiyi yener. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir (insanlardır).

 (Enfal 65)

İşte bu ayette Müslümanlar kâfirlerin onda birisi olurlarsa cihadı başlatmaları farz idi, cihadı başlatmak için bu yeterli bir sayı olarak gösterildi.

Allah müminleri bu farzla imtihan etti, bunun ağır olduğunu biliyordu, fakat ondan sonra rahmetini indirecek ve Müslümanlar yeni gelen daha hafif olan hükmü seve seve uygulayıp cihada gidecekler. Bunu nesheden ayet şudur:

  اَلۡـٰٔـنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنۡكُمۡ وَعَلِمَ اَنَّ فِيۡكُمۡ ضَعۡفًا‌ؕ فَاِنۡ يَّكُنۡ مِّنۡكُمۡ مِّائَةٌ صَابِرَةٌ يَّغۡلِبُوۡا مِائَتَيۡنِ‌ۚ وَاِنۡ يَّكُنۡ مِّنۡكُمۡ اَلۡفٌ يَّغۡلِبُوۡۤا اَلۡفَيۡنِ بِاِذۡنِ اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ مَعَ الصّٰبِرِيۡنَ‏

“ Şimdi sizin üzerinizden yükü hafifletti, zira sizde bir zayıflık olduğunu bildi (ilmini ortaya çıkardı, yoksa ezelden beri biliyor). Eğer sizden sabırlı yüz kişi olursa Allah’ın izniyle (kâfirlerden) iki yüz kişiyi yener. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler.  Allah sabırlı olanlarla beraberdir”

 (Enfal 66)

Bu şekilde cihadı başlatmak için düşmanın gücünün yarısı kadar yeter. İlk hüküm ağırdı; düşman gücünün onda biri idi, bu hüküm neshedildi, yerine bu hüküm geldi. Bunun için Allah şöyle buyurdu:

مَا نَنۡسَخۡ مِنۡ اٰيَةٍ اَوۡ نُنۡسِهَا نَاۡتِ بِخَيۡرٍ مِّنۡهَآ اَوۡ مِثۡلِهَا ‌ؕ اَلَمۡ تَعۡلَمۡ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىۡءٍ قَدِيۡرٌ‏

 “Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.” (Bakara 106)

Yeni hüküm ya daha hafif olur, müslümanlar için daha hayırlıolur, ya da bir hikmetten dolayı aynı dercede bir hüküm indirir.

İşte Allah kullarına rahmetli olduğu için oruç gecelerinde Resulüne hadisle vahyettiği ağır hükmü neshederek artık oruç gecelerinde evli olanlar arasında ilişki kurmanın yasaklığını kaldırıp bu hükmü hafifletti. Bu hükümden önce yasaklığı bozup günahı işleyeni affetti ve tövbelerini kabul etti. Çünkü pişmanlıklarını gösterdiler. Oruç tutacak Müslümanlara artık fecr vaktine kadar hanımıyla cima yapma müsaadesi verdi, yine de yiyebilir ve içebilir. Zira yemek ve içmek te yatsıdan yasaktı.

 Fecr: Sabah vaktinde beyazlık belirlemesidir. Ayette hem fecr sözcüğü hem de -beyaz ipliği siyah iplikten ayırınca- ifadesi kullanıldı. Sahur vakti o anda bitiyor ve oruç başlıyor, oruç da gece başlayıncaya kadar devam eder. Güneş batınca gece başlar. Beyaz ipliğin siyah iplikten ayırma ifadesi mecazi bir anlam içeriyor; sabah beyazlığının belirlenmesidir, veyahut fecr manasıdır. Sabahın ilk vaktine fecr denilir. Kur’an’da bu iki ifade kullanılınca bir pekiştirme olur. Oruç tutacak Müslüman o ana kadar yiyebilir ve içebilir. Bundan on dakika veya yirmi dakika imsakı ilan etmek veya göstermek pek doğru değildir. Yine de akşam güneş battıktan sonra bir kaç dakika iftarı geciktirmek de doğru değildir. Çünkü, ayet müsaade ediyor, niye insanlar ihtiyat adı altında kendilerini sıkıntıya sokuyorlar veya sıkıntıya sokuluyor?! Hatta Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Müslüman’ın facr’e kadar yemesi ve içmesi ve güneş batar batmaz iftar etmesini övdü. Şöyle buyurdu:

” إذا رأيتم الليل قد أقبل من هاهنا، فقد أفطر الصائم” (متفق عليه)

“Gündüz hemen giderse ve gece gelirse artık Müslüman’ın orucu bozulmuş oldu.” (Buhari ve Müslim)

Artık, güneş battıktan sonra orucu bozmasa bile orucu bozulmuş sayılır. Çünkü oruç vakti bitti, o yalnız gündüzdedir. Başka bir hadiste Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyuruyor:

” لا يزال الناس بخير ما عجلوا الفطر” (متفق عليه)

“İnsanlar iftara acele ettikçe hayır içinde kalırlar.” (Buhari, Müslim)

Ve başka hadiste Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdu:

” قال الله عز وجل: أحب عبادي إلي أعجلهم فطرا” (أحمد، الترمذي)

“Allah-u Teala şöyle buyuruyor;  bana en sevgili kullarım iftara acele edenlerdir.” (İbni Hanbel, Tirmizi) Kutsi hadistir.

Bu bir ibadettir; Kur’an’da ve Sünnet’te geçtiği gibi yapılmalıdır, fazlalığı ve azlığı kabul edilmez. Çünkü Allah Celle Celaluhu böyle istiyor ve böyle seviyor. Öyleyse niye heva ve hevesimize veya aklımıza veya zevkimize ihtiyaten böyle veya şöyle olsun denilir? İhtiyaten diyerek on veya yirmi dakika gibi erken imsakı ilan etmek veya göstermek ve bir kaç dakika da akşamda iftarı geciktirmek sünnete aykırıdır. 

Bu ayette başka hüküm de gösterildi; Müslümanlar camide itikâf yaparken veya camilerde ibadete çekilmiş iken hanımlarına yaklaşamazlar. Gece de olsa bile itikâfa çekilen kimse cima yapamaz. Bu itikâfa çekilen kimselere özel bir hükümdür. Yine de camiler ibadete tahsis edildiği için buralarda cima yapmak caiz değildir.

İşte, Allah-u Teala oruçla ilgili sınırları gösterdi, hiçbir Müslüman bunlara yaklaşamaz. Ancak bu şekilde takvalı olurlar. Eğer Müslüman Allah’ın açıkladığı ayetlere ve hükümlere uyarsa takvalı olur. Allah’ın açıklamasından doğacak netice takvalı olmaktır. Müslüman takvalı olunca Allah’ı memnun eder, onun sevgilisi olur ve buna ödül olarak cennete girer, bundan daha güzel ödül var mı?

Allah’ın sınırları onun hükümleridir, her konuda ne hüküm vermişse onu aşmak onun sınırını geçmektir, bunu aşana ağır ceza gelir. Bu asırda küfür hakimiyetinin bulunduğu zamanda bazı Müslümanlar oruç ve itikaf meselesinde titizlik gösteriyorlar, fakat şaşırtıcı bir şey en büyük günahlardan biri olan ribayı yiyorlar, bu Allah’ın sınırı değil midir?! Küfür olan laikliği ve demokrasiyi uygulayan batıdan ithal edilen küfür kanunları ve sözleşmelerini uygulayan yöneticilere destek veriyorlar ve sevgi gösteriyorlar?! Bu oruç ve itikaftan daha ağır yasaklar değil midir?! Hatta bunların arasında bazı âlim ve şeyh sıfatını taşıyan kimseler vardır! Bu anormallik ve çarpıklık, bu Müslümanların İslam şahsiyetine sahip olmadıklarından kaynaklanır, her konuda İslam ahkâmına titizlik göstermiyorlar, oruç gibi bazı hükümlere önem verip çok titizlik gösterirler, İslam’daki yönetim ve ekonomi sistemine önem vermezler. Müslümanlara İslam şahsiyetini kazandırmak için mücadele etmek gerekir. Allah’ın izniyle yakında Hilafet devleti bütün Müslümanlara ilkokuldan itibaren bunu kazandırmaya çalışacaktır.