Soru:

İstihsan nedir?

Şer’i delil olarak ittihaz edilir mi?

İstihsan çeşitleri arasında fark var mıdır?

Cevap:

Arapça ’da istihsan bir şeyi güzel görüp ona doğru yönelmek, ondan hoşlanmaktır. Fakat usulü fıkıhta ise başkadır. Bu konuda şöyle tarifler geçti:

1- Tarif: “Müçtehidin içinde, zihninde parlayan bir delil olup da onu bir ifadeyle açıklayamadığından dolayı onun ne olduğunu gösteremiyor.”

Bu doğru değildir. “Müçtehidin zihninde parlayan bir delil” denilince meselenin akli olduğu anlaşılır, dolayısıyla şer’î değildir. Zihninde nasıl parlar ve onu bir ifadeyle nasıl açıklayamaz?! Böyle bir şey söylemek tamamen batıldır. Bunun manası şer’î delil yoktur. Müçtehidin zihninde parlayan şey şer’î delil olamaz, aklı olur. Bir şey Kur’an’dan veya Sünnet’ten olmazsa şer’î delil sayılmaz. Sahabe icması ise Sünnet’ten bir parçadır. Şer’î kıyas Kur’an ve Sünnet‘te bulunan illete dayalı olur. Bu ise şer’î illettir, teşrinin sebebidir. Kitap’ta veya Sünnet’te bir şey hakkında haram, mubah, farz, sünnet/mendup veya mekruhun sebebi gösterilirse şer’î illet denilir. 

2- Tarif: “Bir sebepten dolayı bir kıyastan vazgeçip daha kuvvetli bir kıyasa geçmektir.”

Eğer bu kıyas şer’î ise kabul edilir. Birinci kıyas şer’î bir illete dayalı olduğu hâlde ondan daha kuvvetli bir şer’î illet bulunursa doğru olur.

3- Tarif: “Kendisinden daha kuvvetli olan bir delile binaen bir kıyası tahsis etmektir.”

Eğer kuvvetli şer’î bir delile binaen kıyas yapılırsa doğru bir şeydir. 

4- Tarif: “Ondan daha kuvvetli bir nedenle lafızların kapsamlı olmadığı hâlde bir çeşit içtihattır. Ani bir hüküm mesabesindedir.”

Buradaki lafızlar şer’î delilin lafızları ise doğru olur.

5- Tarif: “Bir meseleyi benzerlerinden kesip daha kuvvetli olana gitmektir.”

6- Tarif: “Vazgeçmeyi gerektiren bir nedenle bir meselenin benzerlerinin hükmünden vazgeçmektir.”

 5. ve 6. tarifte kuvvetli şer’î delile binaen olursa doğru olur. Eğer aklın gördüğü bir maslahata göre olursa batıldır. Zira o aklı olur. Nitekim onlar bunu kastettiler. Çünkü istihsan yapılırken bu görülür. Ayrıca istihsanı dört çeşide böldüklerinden de anlaşılır.(Kıyasi istihsan, zaruret istihsanı, Sünnet istihsanı ve icma istihsanı.)

Kıyasi istihsan ve zaruret istihsanı batıldır. Çünkü aklın gördüğü bir maslahata ve zarurete göre olur. Şer’î bir delile binaen yapılmıyor.

Sünnet istihsanı ve icma istihsanı birer istihsan değildir, Sünnet’te ve icma-ı sahabe’de geçen şer’î delile binaen bir içtihat olur.

Bununla ilgili gösterdikleri deliller şer’îdir, istihsan değildir.

İstihsanın şer’î olduğunu gösterdikleri delillere gelince:

[وَالَّذِيۡنَ اجۡتَنَـبُـوا الطَّاغُوۡتَ اَنۡ يَّعۡبُدُوۡهَا وَاَنَابُوۡۤا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الۡبُشۡرٰى‌ ۚ فَبَشِّرۡ عِبَادِ ۙ‏ الَّذِيۡنَ يَسۡتَمِعُوۡنَ الۡقَوۡلَ فَيَتَّبِعُوۡنَ اَحۡسَنَهٗ‌ؕ اُولٰٓٮِٕكَ الَّذِيۡنَ هَدٰٮهُمُ اللّٰهُ‌ وَاُولٰٓٮِٕكَهُمۡ اُولُوا الۡاَلۡبَابِ]

“Tağuta tapmaktan sakınıp Allah’a dönenlere müjdeler olsun. Kullara müjde ver. Onlar ki sözü dinleyince onun en güzeline tabi olurlar. İşte bunlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir, onlar akıl sahipleridir.”[ZümerSuresi 18]

Bu ayet tağuta ve putlara tapmayı reddedip Allah’a dönüp O’na kulluk etmeye başlayanlar hakkında nazil oldu. Bunlar tevhit kelimesi olan en güzel sözü işitince Müslüman oldular. Allah’ın ayetlerinin hepsi güzeldir. Yine de bir meseleyle ilgili en kuvvetli şer’î delil ve kavrayışa göre hareket etmek ve düşünmek en güzeline tabi olmaktır. Akli bir mesele ise vakıaya mutabık, ona uyan fikrin en güzeline tabi olunmuş olur. Başta Allah’ın varlığı, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğu ve Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in peygamberliği tamamen vakıaya mutabıktır. 

Bu ayet, dedikleri kıyasi istihsan ve zaruret istihsanıyla ilgili bir delil değildir. Şu ayeti delil olarak gösterdiler: 

[وَاتَّبِعُوۡۤا اَحۡسَنَ مَاۤ اُنۡزِلَ اِلَيۡكُمۡ مِّنۡ رَّبِّكُمۡ مِّنۡ قَبۡلِ اَنۡ يَّاۡتِيَكُمُ الۡعَذَابُ بَغۡتَةً وَّاَنۡتُمۡ لَا تَشۡعُرُوۡنَۙ‏]

“Siz hissetmeden, birden size bir azap gelmeden önce Rabbinizden indirilenin en güzeline tabi olun.”[ZümerSuresi 55]

Bu ayet Allah’ın indirdiğine tabi olmamızı emrediyor. Allah’ın indirdiğinin dışına çıktığımızda hissetmeden ani bir azap gelir. Yine de Allah’ın indirdiğine tabi olurken bir meseleyle ilgili en kuvvetli kavrayış ve içtihadı tercih ederek en güzel olana tabi olmuş oluruz.

Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

[اَفَحُكۡمَ الۡجَـاهِلِيَّةِ يَـبۡغُوۡنَ‌ؕ وَمَنۡ اَحۡسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكۡمًا لِّـقَوۡمٍ يُّوۡقِنُوۡنَ]

“Cahiliye hükmü mü istiyorlar? Oysa yakinen (kesin olarak) inanmış kimseler için Allah’ın hükmünden daha güzel hüküm yoktur.”[Maide Suresi 50i

Allah’ın hükmü dışındaki hükümler cahiliye hükümleridir. Onlar çirkindir, asla güzel olamazlar. Güzel olan hüküm sadece Allah’ın hükmüdür. Bu nedenle “en güzel hüküm” denildi. Ayrıca “Cahiliye hükümleri güzeldir ama Allah’ın hükümleri daha güzeldir.” denilemez. Çünkü daha önceki ayetlerde Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenleri alçaltıp kâfir, fasık ya da zalim olarak niteledi. Ayrıca sair ayetlerde cahiliyeyi yerdi, kötüledi, bu nedenle cahiliye adını verdi, bunun manası bilgisizlik ve akılsızlıktır.

Yine bu ayet kâfirlerin kendi cahiliye hükümlerinin güzel olduğuna dair iddialarına karşı bir cevaptır.  İman sahipleri için Allah’ın hükmünden daha güzel bir hüküm olmaz.

Şu ayete de benziyor:

فَتَبٰـرَكَ اللّٰهُ اَحۡسَنُ الۡخٰلِقِيۡنَ ؕ‏

“Yaratıcıların en güzeli olan Allah mübarek olsun”(Müminun 14)

Kâfirler güzel bir şey yaptıkları zaman biz yaratıcıyız derler. Allah bu ayetlerde, (Müminun suresinin 12. İle 14. Ayetleri arasında) insanın aslını topraktan nasıl yarattığını, sonra su damlasından yaratmaya başladığını, bunu kan pıhtısı haline getirip sonra da et parçasına çevirdiğini, akabinde kemik haline getirip bu kemiği etle kapladığını, sonunda bambaşka bir hale getirip onu tam güzel bir insan haline getirdiğini anlatıyor. Bu ayetlerin sonunda: “Yaratıcıların en güzeli olan Allah mübarek olsun” diye bitirdi. Kâfirlere meydan okuyor, siz bunu yapabilir misiniz? Siz güzel bir şey yaparsanız kendinizi yaratıcı olarak sayarsınız, ama yoktan insanı meydana getiren gibi yaratıcı olabilir misiniz? İşte en güzel yaratıcı elbet Allah’tır, hem yoktan meydana getiriyor, hem de bunu en güzel hale çeviriyor.

Bu nedenle Allah’ın hükmü en güzel hükümdür ifadesi bu baptandır, kâfirlerin hükümlerine meydan okuyor, ne kadar hükümlerinin güzel olduğunu iddia etseler de Allah’ın güzel hükümlerinin derecesine kesinlikle ulaşamaz. Nitekim eski asırlarda olduğu gibi kâfirler bugün de demokrasi ve laikliği en güzel sistemler olarak sayıyorlar, burada Allah onların iddialarını çürütüyor ve en güzel hükmün onların hükmünün değil Allah’ın hükmü olduğunu; Kitabında belirledi ve onun Resulü Sallallahu Aleyhi Vesellem yolu ile sünnette detaylarını açıkladı.

Allahu Teâlâ şöyle de buyurdu:

[وَمَنۡ اَحۡسَنُ قَوۡلًا مِّمَّنۡ دَعَاۤ اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَّقَالَ اِنَّنِىۡ مِنَ الۡمُسۡلِمِيۡنَ]

“Allaha davet eden, salih amel yapan ve ben Müslümanlardanım diyen kimsenin sözünden daha güzel söz var mıdır?”[FussiletSuresi 33]

Bu müminlere Allah’ın bir emirdir. Müslümanlar bu şekilde olacaklar; Allah’a daveti yüklenecekler, Allah’ın emirlerini yerine getirerek salih amel yapacaklar ve sadece Müslümanlıkla övünecekler. Şahıslarıyla ırklarıyla halklarıyla ve milliyetleriyle övünmeyecekler. Yoksa en çirkin sözü söylemiş olurlar. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

[يٰۤاَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقۡنٰكُمۡ مِّنۡ ذَكَرٍ وَّاُنۡثٰى وَجَعَلۡنٰكُمۡ شُعُوۡبًا وَّقَبَآٮِٕلَ لِتَعَارَفُوۡا‌ ؕ اِنَّ اَكۡرَمَكُمۡ عِنۡدَ اللّٰهِ اَتۡقٰٮكُمۡ‌ ؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيۡمٌ خَبِيۡرٌ‏]

“Ey insanlar’ sizi erkek ve dişi olarak yarattık, birbirilerinizi tanımak için birer halk ve kabileler hâline getirdik. Şüphesiz ki Allah katında en değerli olanınız en takvalı olanınızdır. Şüphesiz ki Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”[HucuratSuresi 13]

Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellembirçok hadiste ırkçılık ve milliyetçiliğin en çirkin şey olduklarını söyledi ve bunları cahiliye naraları olarak niteledi. Bir hadiste Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

” دَعُوهَا فَإِنّهَا مُمْتِنَةٌ”

“Onu (milliyetçiliği) terk edin, çünkü o kokuşmuştur” (Buhari)

İstihsanla ilgili şu delili de gösterdiler:

[فما رأى المسلون حسنا فهو عند الله حسن]

“Müslümanların güzel gördükleri, Allah katında da güzeldir.”[İbniHanbel]

Bu hadis-i şerif değildir, Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in sözü değildir. İbni Mesud’un sözüdür ve yukarıdaki ayetlerle çelişir. Yukarıda Allah’ın indirdikleri, emri, sözü ve hükmü en güzel sözler olarak gösterildi. İbni Mesud’un bu sözden maksadı mubah dairesinde Müslümanların gördükleri güzel şeyler Allah katında güzel olur demektir. Çünkü Allah mubah kıldı, onlara mubah dairesinde seçme hakkı verdi, en güzelini arayıp bulsunlar, Allah bunu seviyor. Fakat farz, mendup, haram, mekruh, batıl veya fasit ise seçme hakkı yoktur, bu hükme uyacaklar. Bunlar Allah’ın hükümleridir, bunlardan daha güzel hüküm olur mu?!

Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

[وَمَا كَانَ لِمُؤۡمِنٍ وَّلَا مُؤۡمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُوۡلُهٗۤ اَمۡرًا اَنۡ يَّكُوۡنَ لَهُمُ الۡخِيَرَةُ مِنۡ اَمۡرِهِمۡ ؕ وَمَنۡ يَّعۡصِ اللّٰهَ وَرَسُوۡلَهٗ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلٰلًا مُّبِيۡنًا]

“Allah ve Resulü bir konuda hüküm verirlerse erkek olsun kadın olsun o konu hakkında kendi isteklerine göre bir seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse apaçık bir sapıklığa saplanmış olurlar.”[AhzapSuresi 36]

Bu nedenlerle, istihsan, daha doğrusu; kıyasi istihsan ve zaruret istihsanı şer’î delil olmaz, Allah ve Resulü ne hüküm vermişlerse o güzeldir ve uygulanır. Akıl değil sadece Allah ve Resulü maslahatı ve zarureti gösterir. Bu nedenle şu şer’î kaide çıkarıldı:

[مَا حَسّنَهُ الشّرْعُ فَهْوَ حَسِنٌ، وَمَا قَبّحُهُ الشّرْعُ فَهْوَ قَبِيْحٌ]

“Şeriat neyi güzel gösterdiyse o güzeldir. Şeriat neyi çirkin gösterdiyse o çirkindir.”

Esad Mansur