-182-

Allah uğrunda harcarken riyakârlık ve minnet gösteren kimselerin durumu, Allah’ın rızasını elde etmek ve imanı pekiştirmek için harcamak:

Riyakârlık ve minnet göstererek harcayan kimseler niçin kâfirlere benzetildi? Allah uğrunda harcamak nasıl imanı güçlendirir?

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

“Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara gösteriş için malını harcayan adam gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Bunun durumu, üzerinde biraz toprak bulunan bir kayaya benzer ki, şiddetli bir sağanak iner de onu kupkuru bırakır. Onlar, kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah kâfirleri hidayete erdirmez. Mallarını, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve kendilerinde olan (imanı) sağlamlaştırmak için harcayanların durumu ise, yüksekçe bir tepede bulunan, oraya sağanak yağmur isabet edince meyvelerini iki misli veren bir bahçeye benzer. Sağanak yağmur olmasa da orada bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 264-265)

Allahu Teala, sadaka verilirken, Allah yolunda harcarken başa kakıp minnet ve eziyet etmeyi bu ayette kötüleyip yasaklığını pekiştiriyor. Müminleri böylesi davranışlardan kesin şekilde nehyediyor. Böyle davranışta bulunanları Allah’a, ahirete inanmayan ve malını gösteriş için harcayanlara benzetmiştir. Bu benzetme pek ağırdır. Bunun manası; bu davranış, sadaka verirken ve Allah’ın uğrunda harcarken başa kakmak, minnet ve eziyet etmenin haram olmasından dolayı pek büyüktür. Çünkü gösteriş için malını harcayanların durumu kâfirlere benzetildi. Zira kâfirler Allah için harcamazlar, ahirete inanmazlar. Sırf gösteriş için mallarını harcarlar.

Ayrıca böylesi bir davranış şuna benzetildi: Üstünde biraz toprak bulunan kaya üzerine şiddetli bir sağanak iner fakat etki etmeyip onu kupkuru bırakır. Zira kâfirin sadakaları imana dayalı olmadığından dolayı hiç sevabı yoktur. Aynen biraz toprak bulunan kayaya şiddetli bir sağanağın inip onu kupkuru bırakması gibidir. Kazandıkları yani verdikleri sadakaları boşa çıkıyor. Nitekim kâfirler Allah’a veya ahirete veyahut ahiretteki mükâfatlara, cennete ve cehennem inanmadıkları için bir fakire sadaka veya bir hayırlı işe bağış verirken Allah’ın rızasını veya sevabını düşünmezler. Yalnız insanlara göstermek veya övgü toplamak veyahut menfaat sağlamayı düşünürler.

Öte yandan, kâfir insanlar kâfirlikleri üzerinde ısrarlı kaldıkları müddetçe Allah onları hidayete erdirmez. Fakat inanmayı düşünürlerse Allah onlara imanı bulmaları için yardım eder ve muvaffak kılar.

İşte, “Allah kâfirleri hidayete erdirmez” ifadesinin manası budur. Oysa Allah insanları zorla kâfirliğe sürüklemez, ancak O inanmalarını talep ediyor, iman etmeleri için onları zorlamıyor. Nitekim insan hidayet ve dalalet kabiliyetine sahiptir. Allah bu kabiliyeti veya özelliği insanda yaratmış ve onu serbest bırakmıştır. İnsan kendi iradesiyle bu kabiliyeti kullanarak ya hidayetli olur, Allah’ın dinine inanıp uyar ya da dalaletli olur Allah’ın dinini reddeder veya uymaz.

وَنَفۡسٍ وَّمَا سَوّٰٮهَاۙ‏ فَاَلۡهَمَهَا فُجُوۡرَهَا وَتَقۡوٰٮهَاۙ‏ قَدۡ اَفۡلَحَ مَنۡ زَكّٰٮهَاۙ‏  وَقَدۡ خَابَ مَنۡ دَسّٰٮهَا ؕ‏

“ Allah insanın nefsini (içgüdüler ve uzvi ihtiyaçların toplamı) yarattı, onda takvalı olma ve facir olma kabiliyetini de yarattı. Kim kendi nefsini tezkiye ederse (Allah’ın emirlerine uyarak temiz tutarsa) felaha kavuşur (cenneti kazanır), kim nefsine ihanet ederse (Allah’ın nehyettiği kötülüklere uyarsa) hüsrana uğrar (cehenneme girer) (Şems 7-10)

Allahu Teala kafirleri hidayete erdirmeyeceğini, kafirlerin kazandıkları amellerin boşa çıkacağını açıklarken buna minnet ve eziyet etmek üzere ısrarlı olanların sadakaları ve Allah uğrunda harcadıklarını da ekleyerek asla kabul etmeyeceğini bildirmektedir. Onlar boşuna harcıyorlar ve bu hal üzere oldukları müddetçe de hiç sevap kazanamayacaklardır.

Buna mukabil sırf Allah’ın rızası için, Allah’a tam inançla ve iman üzerine sebatlılık göstererek harcayanların misali gösteriliyor. Böyle olması gerektiği vurgulanıyor. Gösteriş içinse asla caiz değildir, kabul de edilmez. Daha doğrusu bu şekilde harcayan kimse günah işlemiş, boşuna parasını harcamış olur. Nitekim sadaka ve zekât vermek, İslam daveti ve cihad için Allah uğrunda harcamak birer ibadettir. Yapılırken sırf Allah için olmalıdır. Burada Allah için niyet etmek temeldir. Sırf Allah’ın rızası için ve Allah uğrunda harcayan müminlerin sevapları katlanır. Bu tepe üzerindeki bahçeye benzer. Zira tepe üzerindeki ağaçlar daha verimli olur, güneş onlara daha çok yansır ve bol rüzgâr eser. Bu nedenle yağmur yağınca tepedeki toprak daha verimli, meyvesi bol olur.

İşte, sırf Allah’ın rızası için yakîni kesin imanla verilen sadaka, Allah uğrunda yapılan cihad ve İslam daveti için yapılan harcamanın sevabı katlanır. Allahu Teala bu şekilde harcayan kimseleri görüyor ve niyetlerini biliyor. Müslüman Allah’ın kendisini gördüğünü ve niyetini bildiğini düşünerek hareket etmelidir. Böyle olunca Müslüman sırf Allah’ın rızası için ve tam imanla işini yapar. Şu var ki, Müslüman Allah için sadaka ve bağış verdikçe imanı ve bunun üzerindeki sebatlılığını artırır. Bunun manası Allah’la alakayı pekiştirmiş olur ve dinine daha fazla bağlı olur. Allah uğrunda veya dini uğrunda fedakârlık gösterir ve daha fazla mücadele eder. Zira mal ve para gibi dünyada en sevdiği şeylerden sırf Allah için verip harcıyor, dünyada karşılığını görmüyor, bu gaybla ilgilidir, bu nedenle imanında sebatlığını yansıtıyor. Nitekim hiç gösteriş veya itibar kazanmak veya ilgi ve övgü toplamak veyahut menfaat ve maslahat temin etmek için harcamıyor. Bunun için harcarsa dünyada bunları elde edebilir, ama imanın tadını tadamaz. İşte iman bu şekilde güçlendirilir, Allah’la alakayı pekiştirmekle olur. Her salih ameli yapmaya kalkışırken niyetini sırf Allah için halis kılmaya çalışacaktır. Ahiret sevabını düşünsün, o daimidir, dünya çok kısadır, ne kadar övgü ve şöhret kazanırsa kazansın gidecektir, fakat ahirette bütün insanlar önünde şöhret ve Allah’ın övgüsü o daha büyüktür. Ayrıca cennette en üstün derece sahibi olur, Nebilerle beraber, sıddık, şehit ve salih kimselerle beraber olur. Dünyada nasıl üstün insanlar vardır, diğer insanlar onları görmek isterler, onları överler, onların yanında olmak isterler. Ahirette de aynı şey olacaktır. Onların yeri ve makamı daha üstündür, elde ettikleri köşkler ve güzel şeyler daha fazladır. Allah birçok ayette kendi uğrunda harcayanları ve mücadele edenleri övdüğü, üstün derecelerde yerleştireceği güzel ve büyük şeyleri hazırladığını vurguladı. Şöyle buyurdu: 

اَجَعَلۡتُمۡ سِقَايَةَ الۡحَـآجِّ وَعِمَارَةَ الۡمَسۡجِدِ الۡحَـرَامِ كَمَنۡ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالۡيَوۡمِ الۡاٰخِرِ وَجَاهَدَ فِىۡ سَبِيۡلِ اللّٰهِ‌ ؕ لَا يَسۡتَوٗنَ عِنۡدَ اللّٰهِ ‌ؕ وَ اللّٰهُ لَا يَهۡدِى الۡقَوۡمَ الظّٰلِمِيۡنَ‌ۘ‏  اَلَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡا وَ هَاجَرُوۡا وَجَاهَدُوۡا فِىۡ سَبِيۡلِ اللّٰهِ بِاَمۡوَالِهِمۡ وَاَنۡفُسِهِمۡۙ اَعۡظَمُ دَرَجَةً عِنۡدَ اللّٰهِ‌ؕ وَاُولٰٓٮِٕكَ هُمُ الۡفَآٮِٕزُوۡنَ‏ يُبَشِّرُهُمۡ رَبُّهُمۡ بِرَحۡمَةٍ مِّنۡهُ وَرِضۡوَانٍ وَّجَنّٰتٍ لَّهُمۡ فِيۡهَا نَعِيۡمٌ مُّقِيۡمٌ ۙ‏  خٰلِدِيۡنَ فِيۡهَاۤ اَبَدًا‌ ؕ اِنَّ اللّٰهَ عِنۡدَهٗۤ اَجۡرٌ عَظِيۡمٌ‏

“Hacılara su vermek ve mescid-i haramın imarı ve bakım işini, Allaha ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihad edenlerle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez. İman eden, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki dereceleri, mertebeleri pek büyüktür, kazananlar bunlardır. Rableri onları kendi rehmeti, hoşnutluğu ve cennetleriyle müjdeliyor, onlar için kesintisiz nimetler vardır. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır, kuşkusuz en büyük ödül Allah katında olandır”(Tevbe 19-22)

En değerli mescit Mescid-i haramdır, oradaki hacılara su vermek te sevaplıdır. Fakat cihat ve mücahitlere harcamak bundan daha da üstündür. Bu asırda birçok insan normal mescitlere harcamayı ve onun için çalışmayı büyük görüyor, bütün vaktini buna tahsis ediyor! Zannediyor ki büyük iş yapıyor! Hem de çok zaman böyle mescitlere ihtiyaç yoktur, başka nedenlerle açılıyor ve kullanılıyor! Bunlara İslam davetine önem verin, onun için harcayın denildiğinde bunların bir kısmı yüz çevirir, dinlemek bile istemez! Hep mescit yapmak ve bakımıyla meşgul olmak ister, asıl ve büyük işle meşgul olmak istemez. 

İşte en büyük iş; imandan sonra malla ve canla cihat etmektir. Allah uğrunda harcamak budur. İslam davetini yüklenmek ve cihadı ilan edecek ve İslam’ı uygulayacak Hilafet devletini kurmaya çağırmak ve harcamak en üstün iştir, en büyük sevaptır. Müslümanlar işlerini bunun üzerinde yoğunlaştırmalı ve harcamalarının çoğu bunun için olmalıdır.