-183-

Salih amel işlemekten vazgeçenlerin veya bozanların misali:

İnsan iyi amelini neyle bozar?

Sebatlıktan sonra nasıl kayar?

Kendini nasıl korur?

أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاء فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

“Sizden biri arzu eder mi ki, hurma ve üzüm bağları bulunan ve içinden ırmaklar akan, ayrıca içinde meyvenin her çeşidi bulunan bir bahçesi olsun da, tam kendisine ihtiyarlık çöküp, küçük ve güçsüz çocuklarının bulunduğu bir anda ateşli bir kasırga kopsun ve bahçesini kasıp kavursun? İşte Allah, ayetlerini, düşünesiniz diye böyle açıklıyor.” (Bakara 266)

İslam Hilafet devletinin ikinci halifesi olan Hz. Ömer bir sefer sahabelere şunu sordu: “Bu ayet kimin hakkında nazil oldu biliyor musunuz?”  Dediler ki; “Allah-u alem/Allah daha iyi bilir.”  Halife Ömer onlara kızıp şöyle dedi: “Biliyoruz veya bilmiyoruz deyin.” İbni Abbas; “Ey Emir-ul müminin! Bu ayet hakkında söyleyeceğim vardır” dedi. Halife Ömer ona dedi ki; “Ey yeğenim! Onu söyle ve kendini küçük görme!” İbni Abbas dedi ki; “Bir amel hakkında misal olarak verildi.” Ömer dedi ki; “Hangi amele benzetildi?” İbn-i Abbas dedi ki; “Allah’a itaat etmekle ilgili ameli yapan zengine benzer. Bu zengin Allah’a itaat ederek hayırlı işler yaptı, bundan sonra Allah ona şeytanı gönderdi, bu adam aldanıp Allah’a isyan eden amelleri yapmaya başladı. Bu şekilde bu zengin adam bütün yaptığı itaatli amelleri batırıp haramla örtmüştür.” (Buhari, Tabari)

Bir insan Allah kendisine bol mal ve değişik nimetler verdikten sonra aldanıp haram yollarda malını harcamaya ve nimetleri kullanmaya başlar. Belli zamandan sonra Allah ona verdiği malı ve nimetleri bir şekilde alır ve bu kişi güçsüz hale gelir. Çocukları bile ona bakmaz hale gelir. Yine malını riya ile harcayan kimsenin akıbeti de bunun gibidir. O harcadığının sevabını hiç alamaz.Ateşli bir kasırga kopmasıyla malını yok eden kimseye benzer. Bütün harcadığı boşa çıktı. Niyetini Allaha halis kılmadığından dolayı sadakası kabul edilmedi, yanmıştır.

Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

” إن أول الناس يقضى يوم القيامة عليه رجل استشهد فأتي به فعرّفه نعمه فعرفها، قال فما عملت فيها؟ قال قاتلت فيك حتى استشدت، قال كذبت، ولكنك قاتلت لأن يقال هو جريء، فقد قيل، ثم أمر به فسحب على وجهه حتى ألقي في النار. ورجل تعلم العلم وعلمه وقرأ القرآن فأتي به فعرّفه نعمه فعرفها، قال فما عملت فيها؟ قال تعلمت العلم وعلمته وقرأت فيك القرآن، قال كذبت ولكنك تعلمت ليقال عالم وقرأت القرآن ليقال هو قارئ فقد قيل ثم أمر به فسحب على وجهه حتى ألقي في النار. ورجل وسع الله عليه وأعطاه من أصناف المال، فأتي به فعرّفه نعمه فعرفها، قال فما عملت فيها؟ قال ما تركت من سبيل تحب أن ينفق فيها إلا أنفقت فيها لك، قال كذبت ولكنك فعلت ليقال هو جواد، فقد قيل، ثم أمر به فسحب على وجهه حتى ألقي في النار” (مسلم)

“ Kıyamet gününde ilk hesaba çekilecek insan, şehit düşen kimsedir. O getirilir ve Allah ona verdiği nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona “ bunlarla ne yaptın? Diye sorulur. O: “Şehit oluncaya kadar senin uğrunda savaştım” der. Ona denir ki yalan söyledin, o cesurdur denilsin diye savaştın, böyle de denildi, sonra emir verir; yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır. (İkinci kişi) ilmi öğrenip öğreten ve Kuran okuyan kimse Getirilir ve Allah ona nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona “ bunlarda ne yaptın diye sorulur? Senin için ilmi öğrenip öğrettim ve Kuran okudum der. Ona denir ki yalan söyledin, âlim denilsin diye ilmi öğrendin ve Kuranı güzel okuyor denilsin diye Kuranı okudun, böyle de denildi, sonra emir verilir; yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır. (üçüncü kişi) Allah’ın kendisine genişlik vererek her türlü malı verdiği kişi getirilir: Allah ona verdiği nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona “ bunlarda ne yaptın diye sorulur. O sevdiğin hangi yol varsa orada malı harcadım der. Ona denir ki yalan söyledin,  o cömert denilsin diye harcadın, böyle de denildi, sonra emir verir; O’da yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır” (Müslim) 

Buna benzer Tirmizi ile Hâkim’in (Ebû Hureyre Radıyallahu Anh‘den) rivayet­lerinde, Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü olduğu vakit Allahu Teâlâ hesaplarını görmek üzere kul­larına tecelli eder. Kullarının tümü dizüstü çökmüş şaşkın ve peri­şan vaziyettedir. İlk hesaba çağırdığı, Kur’an-ı ezberleyen hafızlar, Allah yolunda savaşıp ölenler ve zenginlerdir. Allahu Teâlâ okuyucuya:

“ Resulüme indirdiğim Kitabı (Kur’an’ı) sana öğretmedim mi?” diye sorar. Okuyucu:

“Evet, öğrettin, ya Rab,” der. Allahu Teâlâ;  “O halde bu öğrendiğin ile ne amel ettin?” diye sorar. Okuyucu; “Gece gündüz senin rızan için okudum ve okuttum,” der. Allahu Teâlâ ona; “Yalan söyledin diye buyurur. Melekler de ona; “Yalan söyledin” derler. Allah: “Belki bunları yaparken (Benim rızamı değil, halkın teveccü­hünü arıyor ve) “falana ne güzel okuyucudur?” denmesini istedin ve ha­kikaten de öyle dediler, buyurur. Zengin getirilir ve Allahu Teâlâ ken­disine: “Size, hiç kimseye muhtaç olmayacak şekilde, servet vermedim mi?” buyurur. Zengin: “Evet, verdin, ya Rab,” der. Allahu Teâlâ; “O halde sana verdiğim bu servet ile ne amel yaptın?” diye sorar. Zengin: “(Senin rızan için) akrabamı görüp gözettim, fakir ve yoksul­lara tasaddukta bulundum,” der. Allahu Teâlâ: “Yalan söyledin, buyurur. Melekler de: “Yalan söyledin” derler. Allahu Teâlâ: “Belki bunları yapmakla, “Falanca ne cömerttir?” denmesini is­tedin ve böyle de dendi, buyurur. Sonra Allah yolunda öldürülen ge­tirilir, Allahu Teâlâ ona: “Niçin öldürüldün?” diye sorar. Adam: “Senin yolunda cihad ile emrolundum ve öldürülünceye kadar savaştım,” der. Allahu Teâlâ; “Yalan söyledin,” diye buyurur. Melekler de: “Yalan söyledin” derler. Sonra Allah: “Belki “Falanca ne kahraman, ne cesur bir adamdır” denmesini istedin ve bu da dendi,” buyurur.” (Râvi Ebû Hureyre Radıyallahu Anh diyor ki:) Sonra Resûl-i Ek­rem eli ile dizime vurarak: “Ey Ebû Hureyre, kıyamet günü yalın ateşin ilk kaplayacağı bu üç sınıf insandır,” buyurdu.”  (Tirmizi, Elhakim, İbni Habban, İbni Huzeyme)

Daha önceki ayetlerde Müslüman’ın salih ameli yaparken başa kakmak, minnet ve eziyet etmekle onu fesada uğrattığı açıklanmıştır. Bundan sonrasında ise hayatı boyunca iyi amel yapan Müslüman’ın hayatının son döneminde kötülük yapmaya başlaması ile daha önce yaptığı bütün iyi amellerini yok ettiği bildirilmektedir.

Daha önceki ayetlerde gösteriş için, minnet etmek için harcayan Müslüman’ın durumu önce iyi ameli yaptıktan sonra kötülük yapmaya başlayan kimsenin durumuna veya kâfirlerin durumuna benzetildi. Zira kâfirler Allah için harcamazlar, gösteriş yapmak, minnet etmek, şöhret elde etmek veya menfaat elde etmek için harcarlar.

İşte, Allahu Teala misalleri verirken insanları düşündürerek kötülükten vazgeçirip iyilik yapmaya çağırıyor. Zira insanların çoğu doğru dürüst düşünmezler, mala ve dünyaya düşkün olurlar, zevk, şehvet ve safahata dalarlar, sırf bunları elde etmeye ve tatmaya çalışırlar, bunun akıbetini düşünmezler. Oysa insan bir iş yapmaya kalkışırsa bunun akıbeti ve neticelerini düşünmelidir. Böyle düşünmezse çok zaman zararlı çıkar. Allah insanı düşündürürken hep buna dikkati çekiyor, işin sonu, neticesi ve akıbeti üzerinde duruyor. Nitekim insan başta elde eder ama akıbeti düşünmezse kaybeder. Hem de Allah dünya amelini ahirete bağlar. Çünkü dünya nihai değildir, ahireti kazanmak için vardır, imtihan ve sınav için bir yerdir.

Bu ayetteki misal de insanın hali; hurma ağaçları, üzüm bağları ve her türlü meyveyle dolu olan, içinden nehir geçen bir bahçeye sahip olan kimsenin yaşlanınca ateşli bir kasırganın gelip bu bahçeyi kasıp kavurarak elini boşa çıkarmasına benzetildi. Bu yaşlı adam zayıf, zürriyeti ve küçük çocukları vardır. Bahçesi yandı ve hiç mülkü ve malı kalmadı. Hem kendisi hem de çocukları aç ve perişan oldu. Çocukları ve zürriyeti kazadır, onlarda aynı duruma düştü. Hem de yaşlandı, çalışmaya gücü kalmadı, tekrar malını kazanmak için çalışamaz duruma düştü. Çünkü nimetleri kötü yolda kullanmaya başladı veya niyeti bozdu, Allah için yapmıyor, bütün amelleri boştur veyahut iyi amel yaptıktan sonra amelini bozuyor.

Allah başka ayette bu durumdan sakındırarak şöyle buyurdu:

وَلَا تَكُوۡنُوۡا كَالَّتِىۡ نَقَضَتۡ غَزۡلَهَا مِنۡۢ بَعۡدِ قُوَّةٍ اَنۡكَاثًا ؕ

“ İpliğini sağlam şekilde büktükten, sonra geri çözen kadın gibi olmayın” (Nahl 92)

Bu ayette Allah Müslümanların bir hayırlı iş için verdikleri söz veya yaptıkları iyi ameli bozmalarından sakındırıyor. Misal olarak bir Müslüman Allah için İslam davetini yükleneceğim ve onun uğrunda harcayacağım diye söz vererek harekete geçer, kısa veya uzun zamandan sonra bir nedenle durur veya yaptığına ters işler yapmaya başlar, hatta davaya köstek ve karşıt olur, bu şekilde örgüsünü bozan kadın gibi olur, sözünü ve iyi amelini bozan kimse olur, buna nakis denilir. 

İşte, Müslüman eğer belli döneme kadar salih amel yapıyor idiyse (Allah uğrunda harcıyor, İslam için mücadele ediyor, Allah’ın hâkimiyetini tesis etmek için çalışıyor, Hilafeti kurmak için çalışıyor ve buna benzer iyiliği yapmışken) fakat ondan sonra bütün bunlardan vazgeçip kendini dünyaya kaptırıyor, sırf malla mülkle meşgul oluyor ve çoğaltmaya çalışıyor, İslam davetini taşıyanların aleyhine çalışmaya başlıyor veya zalim yöneticilerin hükümetlerine katılıp küfür kanunları uygulamaya başlıyor veya kâfir veyahut zalim rejimlerin lehine çalışmaya başlıyorsa ziyana uğrayanlardan olmuş olur, bahçelerini yakan ateşli kasırgaya maruz olup zayıf zürriyete sahip olan yaşlı adama benzer. Maalesef geçmişte olduğu gibi bu asırda da böylesi insanlar mevcuttur. Bu nedenle Müslüman ölüm kendisine gelinceye kadar hayır ve iyiliği yapmaya ve daveti yüklenmeye devam etmek için mücadele etmeye gayret sarf etmelidir. Kendini şeytan ve nefsin vesveselerinden korumak için mücadele etmelidir. Davada sebat etmiş diğer insanları bundan caydırmaya meyletmesinler.

Nefisle mücadele etmenin manası; İnsanın kendini haram işlemekten vazgeçirmek için mücadele etmesi gibi daveti yüklenmek ve zalimlere karşı çıkmak gibi farzları yerine getirmek için de mücadele etmesi demektir. Hep ölümü, ahireti ve cenneti düşünür. “Her an ölebilirim, ahiret vardır, orada cennet vardır, oradaki hayat ebedidir, orada her türlü güzellik vardır, bu dünya geçicidir, daimi değildir, ne elde edersem edeyim onları bırakıp gideceğim, öyleyse sadece ahireti ve cenneti kazanmaya çalışayım” diye düşünür. İşte böyle düşünürse hem dünyayı hem de ahireti kazanır.

Allah şöyle buyurdu:

مَنۡ كَانَ يُرِيۡدُ حَرۡثَ الۡاٰخِرَةِ نَزِدۡ لَهٗ فِىۡ حَرۡثِهٖ‌ۚ وَمَنۡ كَانَ يُرِيۡدُ حَرۡثَ الدُّنۡيَا نُؤۡتِهٖ مِنۡهَا وَمَا لَهٗ فِى الۡاٰخِرَةِ مِنۡ نَّصِيۡبٍ‏

“ Kim ahiret ekinini isterse onun ekinine ziyade veririz. Kim dünya ekinini isterse ondan payını veririz, fakat ahirette hiç payı yoktur” (Şura 20)

Ahiretten ziyadenin manası dünyayı kazanmak manasına gelir. Ayrıca sevabı katlanır.

İşte ahireti isteyen kimse ahiretin kazancından ziyade dünyayı kazanır. Zira yaşadıkça ister istemez dünyadan payını alacaktır.

  Sadece dünya kazancını düşünen kimse ahiret için hiç bir şey ekmediğinden dolayı dünyadan kendisine takdir edilen sıkıntılarla beraber payını alır, ama ahireti kaybeder, orada kazancı yoktur, cehenneme atılır.