-190-

Allah uğrunda harcamak, Kâfir akrabalara nafaka vermek:

Harcama yapılırken ne zaman gösterilebilir ve ne zaman gösterilmez?

Kâfir akrabalara harcama yapılır mı?

وَمَا أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍ فَإِنَّ اللَّـهَ يَعْلَمُهُ ۗ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ  إِن تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ ۖ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ ۚ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّئَاتِكُمْ ۗ وَاللَّـهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ  لَّيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَـٰكِنَّ اللَّـهَ يَهْدِي مَن يَشَاءُ ۗ وَمَا تُنفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّـهِ ۚ وَمَا تُنفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

“Yaptığınız her bir nafaka veya harcama veyahut adadığınız her adağı Allah bilir,  zalimlerin yardımcısı yoktur.

Eğer sadakaları açık olarak verirseniz ne güzeldir! Şayet onu gizli olarak fakirlere verirseniz sizin için daha hayırlı olur ve Allah günahlarınızın bir kısmını bağışlar. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Onları hidayete erdirmek senin üzerine bir borç değildir. Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. Bir şey harcarsanız onun hayrı size ait olur. Bir şey harcarsanız yalnız Allah’ın rızasını hedef edinerek harcamalısınız. Hayır için bir şey harcarsınız size eksiksiz olarak ödenir ve hiç bir şekilde haksızlığa uğramazsınız.” (Bakara 270-272)

Bu ayetin manasında, Allah-u Teala müminlere hitap ederek şöyle diyor: Siz benim uğrumda harcadığınız veya sadaka verdiğiniz veyahut adadığınız zaman bunu hangi niyetle yaptığınızı ben bilirim. Sakının zira sizin gibi insanları aldatabiliyorsunuz ama beni aldatamazsınız. Eğer niyetleriniz benim rızam için değilse zalim olursunuz. Zalimler kıyamet gününde hiç yardımcı bulamayacaklar.

Pek çok ayette, Allah müminleri kendi uğrunda harcamaya davet eder ve teşvik eder. Fakat kendi rızası dışında başka amaçla olmasını sakındırıyor. Yoksa gösteriş,  riyakârlık, bir çıkar için siyasi amaçla harcama yaparsa,  sadaka verirse adak adarsa büyük günahkâr olur ve ona zalim denilir. Müslüman Allah için bir şey adarsa onu yerine getirmesi üzerine Allah’ın borcu olur ve bu farz olur. Bu durumda Müslümanlar açık şekilde harcamaktan veya sadaka vermekten çekinip böyle yaparlarsa, riyakârlık olabileceğinden endişe ederlerse Allah onlara; açık şekilde verirseniz çirkin değil, güzeldir, fakat önemli olan sırf benim rızamı elde etme niyetiyle verin diyor. Ama fakirlere gizli verirseniz daha hayırlıdır.

Buradan şu husus anlaşılabilir; eğer Allah’ın rızası hedef edinerek cihad ve İslam daveti için harcama yapacaksınız açık olursa güzeldir. Bu,  başkalarını da böyle harcama yapmaya teşvik eder ve tahrik eder. Nitekim Resulullah Cihad ve İslam daveti için açık şekilde ve herkesin önünde bağışları topluyordu. Hatta münafıklar orada duruyorlardı, bunu seyrediyorlardı ve her verenle alay diyorlardı. Eğer fakir bir Müslüman gelip gücü yettiği kadar az verdiyse şöyle diyorlardı: ‘Bu bağış veya bu sadaka neye yarar?’ Eğer zengin bir Müslüman gelip te fazla verdiyse; ‘bu riyakârlık için verdi’ diyorlardı. Tövbe suresi 79. ayette bu münafıkların müminlerle alay etmelerini açığa vurup onlara çattı ve acılı azabı onlara vaat etti. Eğer sadaka fakirlere verilecekse ona gizli vermek daha hayırlıdır. Çünkü açık olarak verilirse onu incitir ve mahcup bırakır, fakirin nefsine ve haysiyetine dokunur. Daha önce harcama yapılırken Allah’ın nehyettiği eziyet babına girer.

Allah’ın uğrunda harcama ve sadaka vermek günahların bir kısmını bağışlar. Tüm günahları bağışlar demedi. Bunun manası bazı günahlar sadaklarla silinmez. Özellikle kulların hakları… Hatta Resulullah’ın dediği gibi şehitlik onu sildirmez. Bu haklar sahiplerine geri verilmezse veya hak sahipleri helal etmezse bu günahlar, insanların haklarını yemekten meydana gelen günahlar bağışlanmaz. Yine de zekât borcu veya keffaret veyahut adak varsa bunlar Allah’ın hakları olup sadakayla telafi edilmez, çünkü onlar birer farzlardır, ödenmesi gerekir ve sadakadan önce verilir.

Ayetin sonunda Allah’u Teala bizim bütün yaptıklarımızı bildiğini bize hatırlatıyor. Bunun manası; ey müminler dikkatli olun! Allah amellerinizi bildiği gibi niyetlerinizi bilir, hem amelleriniz Allah’ın emrettiği şekilde olmalı hem de niyetiniz sırf Allah’ın rızası için olmalıdır. Nitekim Allah’u Teala aşağıdaki ayette üzerinde durup pekiştirir ve müminlerin kafalarında iyice nakşeder.

“Onları hidayete erdirmek senin üzerine bir borç değildir. Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. Bir şey harcarsanız onun hayrı size ait olur. Bir şey harcarsanız yalnız Allah’ın rızasını hedef edinerek harcamalısınız. Bir hayrı harcarsınız size eksiksiz olarak ödenir ve hiç bir şekilde haksızlığa uğramazsınız”.

Bu ayetin nüzul sebebi; Müslümanlar müşrik veya kâfir akrabaları mümin olmadıkları için onlara yardım etmek istemiyorlardı, bunu kerih görüyorlardı. Başka rivayette Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem sadece Müslümanlara yardım vermeyi emrediyordu. Bu ayet nazil olunca her ihtiyaç sahibine dinine bakmaksızın yardım vermeyi emretti. (Nisai ve İbni Abi Hatim bu sahih rivayetleri ibni Abbas yoluyla aktardılar.)

Bir insanı zorla İslam’a sokmak hiç caiz olmadığı gibi hidayete erdirmeyiz. Zira hidayet Allah’ın elindedir. İnsanlar kendilerine hidayeti tebliğ ettikten sonra onların günahını çekmeyiz ve mesuliyetimiz sadece onlara İslam’ı tebliğ etmektir. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bir insan inanmasa veya İslam’a girmezse çok üzülüyordu; hatta içi üzüntüden parçalanıyordu. Allah Kehf suresi 6. ayette Resulün bu durumunu açıkladı. Yunus suresi 99. ayette Allah Resulüne; insanları imana mı zorlayacaksın, Allah isteseydi bütün insanları imana getirirdi diyerek hitap etti. Bunun manası; Allah insanları iman ve hidayet hususunda serbest bıraktı. Kehf suresi 29. ayette dediği gibi; iman etmek istiyorsa iman etsin ve kim kâfir olmak istiyorsa kâfir olsun. Fakat kâfirlere cehennem hazırlandı. Yine Yunus suresi 108. ayette; hidayete eren kendi lehine fayda getirir ve dalalete (kâfirliğe ve sapıklığa) düşen kendi aleyhine zarar getirir ve Resulullah’ın insanların vekili olmadığı beyan edildi. Allah istediğini hidayete erdirir ifadesinin manası Allah hidayete ermek isteyen insanların hidayete ulaşabilmeleri için onlara yardım eder demektir.

Mademki bu insanları hidayete erdiremeyiz ve hidayeti istemiyorlarsa ne kadar çaba sarf etsek yine de onları hidayete erdiremeyiz. Onlara tebliğ ettikten sonra onların günahlarını çekemeyiz, Kıyamet gününde onlardan hesaba çekilmeyiz. Sadece onlara tebliğ etmekten sorumluyuz. Onlara tebliğ etmezsek günahkâr oluruz. Zira daveti bütün insanlara tebliğ etmenin farzı birçok ayette geçti. O zaman bu dünyada onlara, o kâfirlere normal şekilde muamele yaparız ve ilişki kurarız, muhtaç olanlarına yardım ederiz ve onlara yardım ettiğimiz zaman sevap kazanırız. Fakat bunlar Müslümanlarla din hususunda savaşıyorlarsa, Müslümanlarla savaşanlara yardım ediyorlarsa, Müslümanların diyarlarını işgal etmeye veyahut onları bu diyarlardan çıkartmaya çalışıyorlarsa onlara yardım etmek hiç caiz değildir. Öyle yapmayanlara yardım edilir. Allah bu hükmü Mümtehine suresi 8. ve 9. ayetlerde bildirdi.

2010 senesinin sonlarına doğru Türkiye hükümeti Yahudi varlığının işgal altında tuttuğu yerlerde yangın çıkınca hemen Yahudilere yardıma koştu. Türkiye hükümetinin Başbakanı İslam hakkında yalan uydurarak bu yardımı yaparken insani ve İslami görev olarak yapıyoruz dedi. Oysa Yahudiler Müslümanların diyarlarını işgal etti, Müslümanların çoğunu diyarlarından çıkarttı ve ezdi, halen bu siyaseti sürdürüyor. Bu nedenle düşman olan Yahudi varlığına her hangi bir şekilde yardım etmek büyük haramdır. Bunu yapan da hain sayılır. Enfal suresi 27. ayette geçtiği gibi Allaha, Resulüne ve emanete hainlik yaptığı telakki edilir.

Müslüman Allah uğrunda harcama yaparsa veya sadaka verirse bunun faydası kendisine aittir. Yani bunun sevabı ancak kedisine ait olur. Bu durumda harcama yaparsa hiç zararı yoktur, daha doğrusu harcayan karlıdır. Bunu yaparak yalnız Allah’ın rızasını hedef edinmelidir. Yoksa bu harcamanın veya sadakanın hiç faydası dokunmaz. Daha doğrusu hiç sevabı yoktur. Tersine riyakârlık, gösteriş veya her hangi bir dünyevi amaçla bu harcamayı yaparsa, sadaka verirse günah işlemiş olur. Bu şekilde de kendisine zararı dokundurmuş olur. Bu nedenle yalnız ve yalnız Allah’ın rızasını hedef edinerek hayır işi yaparsa eksiksiz bunun hayrını elde eder. Hiç haksızlığa uğramaz, sevabı katlanır. Cihad veya İslam davetini taşımak için Allah’ın dinini ve sözünü yükseltmek amacıyla harcama yapılırsa sevaplar yedi yüze kadar katlanır. Müslümanın niyetine, ihlasına ve İslam davetinin ihtiyacına göre bu sevaplar katlanır. Zor durumda, İslam devletinin ihtiyacı olduğu dönemde sevap daha fazla katlanır. Misal olarak; Tebük savaşında İslam devletinin ihtiyacı büyüktü, o savaş için harcama yapanların sevabı daha büyük gösterildi. Hatta Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Hz. Osman İslam ordusunun onda birisini donatınca ona şöyle dedi: “Ey Osman ne yaparsan yap bütün günahların silindi.”

Bu günlerde Müslümanları camileri yapmakla meşgul ettiren ve bunun için sürekli para toplamakla uğraşanlar dikkatli olmalıdır. Çok cami varken, fazla ihtiyaç olmadığı halde, para toplamakla, sürekli bununla meşgul olmak ve milleti meşgul ettirmek caiz değildir. Bir dönemde Müslümanların eksiği ve ihtiyacı neyse önce onu yapmak ve onun için harcamak Allah katında en büyük amel ve en büyük sevaplı iş sayılır.