-193-

İnsanın nefsinde geçenlerden dolayı hesaba çekilmesi:

İnsan kalbinde geçenlerden sorulur mu?

Ne zaman affedilir ve ne zaman hesaba çekilir?

Kötülük düşünüp vazgeçerse veya yapmadan kötü düşüncesinden vazgeçmezse fark eder mi?

Niyetim iyidir deyip kötü iş yapanların durumu nedir?

لِّلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاء وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاء وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ 

“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de, Allah, onunla sizi hesaba çeker! Sonra da dilediği kimseyi bağışlar, dilediği kimseyi de azaba uğratır. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Bakara 284)

Allahu Teala bu ayette kendisinin mülk sahibi olduğunu, göklerde ve yeryüzü içinde ne varsa kendi mülkü olduğunu bildiriyor. Birçok ayette bunu insanlara hatırlatıyor. Nitekim aynı konuyu birçok defa tekrarlamanın manası, bunun önemini hatırlatma ve tekit etmek içindir. İnsan hep aklında bunu canlı tutsun ki; Allah’a boyun eğip O’na kulluk etsin ve şükretsin. Zira insana dünyanın güzellikleri tatlı gelip rabbi olan Allah’ı unutup gaflete düşebilir. Nitekim insanların çoğu gaflettedir. Bu nedenle “mülk Allah’ındır” hakikatini devamlı insanlara hatırlatmak gerekir. Bu hakikat gereğince insanlar Allah’ın mülkünde ancak O’nun izniyle hareket etmeli, O’nun emri ve nehyine göre davranmalıdır. Onun için Allahu Teala bu hakikati bildirirken ve hatırlatırken şöyle buyurdu: “…İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de, Allah, onunla sizi hesaba çeker!..” Başka bir ifade ile “İçinizde bir şeyi gizleseniz de açıklasanız da onu bilip hesaba çekerim.” denmektedir. Buna Allah kadirdir. Buradan hareketle insanlar hem “mülk Allah’ındır” hakikatinden dolayı, hem de “Allah’ın içlerinde ne varsa onu bilip, hesaba çekeceğinden” dolayı Allah’tan korkmalı ve O’na boyun eğmeliler.

Şu var ki; insanın amelleri üç çeşittir:

-Birincisi; organların ameli: genellikle eller, ayaklar, gözler, kulaklar, ağız ve insanın cinsi organlarının amellerini kapsar. İnsan bu organlarla bir iş yapmaya kalktığında Allah’ın emri doğrultusunda yapmalıdır. Yoksa suç işlemiş olur ve bundan dolayı azap görür.

-İkincisi; dilin amelleri: İnsanın konuşmasıdır. Konuştuğundan sorumludur. Allah Celle Celaluhu şöyle buyurdu:

” ما يلفظ من قول إلا لديه رقيب عتيد “

“İnsan konuştukça onun konuşmasını gözleyen ve tespit eden melek vardır.” (Kaf 18)

İbadetlerin büyük bir kısmı dille söylemekledir. Kur’an’ı okumak, daveti yüklenmek, marufu emretmek ve münkeri nehyetmenin bir kısmı ve İslam’ın ahkâmının birçoğu dille olur. Yine de birçok haram dille işlenir. Yalan söylemek, gıybet yapmak ve benzeri gibi.

-Üçüncüsü; kalbi ameller: İman kalbi ameldir.Ancak Allah insanın ne kadar imanlı olduğunu bilir. Takvalılıkta kalbi ameldir. Sevgi, nefret, haset, kin beslemekte kalbi amellerdendir. Allah’ı, Resulü, İslam’ı, cihadı ve Allah’ın sair emirlerini sevmek farzdır. Haset etmek haramdır. Eğer kişi diğer insanları haset eder, müminlere karşı kin, kötü zan beslerse Allah onu hesaba çeker. Bunlar kalbin amelleridir.

Bütün ibadetler ancak niyetle geçerli olur. Daha doğrusu ibadetin ilk rüknü niyettir. Eğer ibadet yapmak için bir niyet yoksa veya niyet bozuksa, riyakârlık gibi bir niyet varsa o ibadet batıldır, kabul edilmez. Allah insanı bu nedenle hesaba çeker ve azap verir.

İşte insan içindekini açıklasa da, gizlerse de Allah onu bilir ve hesaba çeker.

-Eğer insan kötü niyetinden vazgeçip, pişmanlık duyup tövbe ederse Allah onu affeder.

-İnsanın kalbinde nifaklık olup imanı sağlam değilse, fakat bundan vazgeçip sonra pişmanlık duyup tövbe ederse, imanını sağlamlaştırırsa Allah onu affeder.

-Haset ve kin besleme işlerinden vazgeçip tövbe ederse Allah onu affeder. Fakat tövbe etmeden nifak üzerinde, bozuk niyetle ibadet yapmaya devam ederek bu hal üzere ölürse Allah onu affetmeyip azaba uğratır. Allahu Teala her şeye kadirdir. Affedebilir de, azaba uğratabilir de. Hiçbir kimse onu engelleyemez ve de karşısında duramaz. Zira O kuvvetli ve güçlüdür, mutlak kuvvete sahip olanın ta kendisidir. Diğer varlıkların gücü ve kuvveti nisbi ve sınırlıdır. Devletlerin polis ve ordularının güçleri, kuvvetleri sınırlıdır. Hem de insanların içlerini bilemezler. Bundan dolayı insan polisten, ordudan, askerlerden değil Allah’tan korkmalıdır. Böyle yaparsa takvalı olur, kalbi amelleri sağlamlaştırmaya gayret gösterir, imanlı, takvalı ve tövbekâr bir vaziyet üzerinde ölmeye çalışır.

Ebu Hureyre Radiyallahu Anha şöyle dedi:

“Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem‘e bu ayet (Bakara: 284. Ayeti) nazil olduğu zaman bu hüküm, sahabelere ağır geldi ve Rasulullah’a gelip dizleri üzerine oturarak şöyle dediler:

“Ey Allah’ın Rasulü! Namaz, oruç, hac ve sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle sorumlu tutulduk. Şimdi Allah Celle Celalühü bize bu ayeti indirdi. Fakat bu ayetin hükmü ağırdır ve biz bunu kaldıramıyoruz.” Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem onlara:

 أَتُرِيدُونَ أَنْ تَقُولُوا كَمَا قَالَ أَهْلُ الْكِتَابَيْنِ مِنْ قَبْلِكُمْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا بَلْ قُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ قَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ فَلَمَّا اقْتَرَأَهَا الْقَوْمُ ذَلَّتْ بِهَا أَلْسِنَتُهُمْ فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي إِثْرِهَا  آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ  فَلَمَّا فَعَلُوا ذَلِكَ نَسَخَهَا اللَّهُ تَعَالَى فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ  لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا

“Sizler daha önceki ehli kitabın dediği gibi; “İşittik ve isyan ettik” mi demek istiyorsunuz? Bilakis! “İşittik ve itaat ettik. Senin affını dileriz, dönüş sanadır” deyiniz.” dedi.

Sahabeler bu ayeti okudukları ve bunu söylemeleri dillerine kolay geldiği zaman Allah Celle Celalühü Bakara 285ayetini indirdi. Ve daha sonra; “Allah, hiç kimseye gücü dışında bir şey yüklemez…” (Bakara: 286)  ayetini indirdi. Daha önceki ayetini neshetti” (Müslim, Ahmed).

Buna göre; eğer insanın kalbinde bir vesvese doğar ve kötü amel işlemek ister fakat işlemeden vazgeçip Allahu Teala’dan mağfiret dilerse Allah onu affeder. İyilik yapmak ister fakat yapmadan vazgeçse dahi Allah ona sevap verir. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bir Kudsi hadiste şöyle buyurdu:

“مَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كُتِبَتْ لَهُ حَسَنَةً وَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَعَمِلَهَا كُتِبَتْ لَهُ عَشْرًا إِلَى سَبْعِ مِائَةِ ضِعْفٍ وَمَنْ هَمَّ بِسَيِّئَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا لَمْ تُكْتَبْ وَإِنْ عَمِلَهَا كُتِبَتْ

“Her kim hayırlı bir iş yapmayı düşünür de yapmazsa onun için bir hasene yazılır. Her kim de bir hayır yapmayı düşünür ve onu yaparsa on kattan yedi yüze kadar katlanmış olarak hasene yazılır. Ama kim bir kötülük yapmayı düşünür de yapmazsa o kötülük yazılmaz. Şayet yaparsa (o zaman) yazılır.”   (Buhari ve Müslim)

” إذا هَمَّ عَبْدِي بِسَيّئَةٍ فَلا تَكْتُبُوها، فَإنْ عَمِلَها فَاكْتُبُوها سَيَئةً. وَإذا هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْملْها فَاكْتُبُوها حَسَنَةً، وَإنْ عَمِلَها فَاكْتُبُوها عَشْرَاً”

“Şanı Yüce Allah, (Meleklerine) şöyle buyurmuştur: Kulum bir kötülük yapmaya niyetlenirse, aleyhine onu hemen yazmayın. Eğer o işi yaparsa onun adına tek bir kötülük yazın. Kulum iyi bir işe niyetlenir de yapamaz ise, niyetini bir iyilik olarak yazın. Niyetini gerçekleştirir ise on iyilik yazın.” (Buhari ve Müslim)

Yine Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem başka bir hadiste şöyle buyurdu:

إِنَّ اللَّهَ تَجَاوَزَ عَنْ أُمَّتِي مَا حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا مَا لَمْ تَعْمَلْ أَوْ تَتَكَلَّمْ

“Allah Celle Celaluhu ümmetimin, içinden geçirdiği şeyleri, konuşup, onunla amel etmedikleri müddetçe bağışlamıştır.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbni Mace) Buna benzer birçok hadis rivayet edilmiştir.

İşte bu hadisler ayeti açıklamaktadır. Eğer insan içinden geçenleri konuşmaz ve yapmaz ise tövbe ettiği takdirde Allah onu affeder. Ancak içinden geçenleri yapmaya kalkışır veya yaparsa, günah işlemekte ısrarcı olursa Allah onu hesaba çeker. Çünkü başka ayetlerde Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُواْ أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُواْ اللّهَ فَاسْتَغْفَرُواْ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ وَلَمْ يُصِرُّواْ عَلَى مَا فَعَلُواْ وَهُمْ يَعْلَمُونَ أُوْلَئِكَ جَزَآؤُهُم مَّغْفِرَةٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ

“Onlar ki (Muhsinler), bir çirkin iş yaptıklarında veya nefislerine zulmettiklerinde Allah’ı zikredip günahları için mağfiret dilerler. Allah’tan başka günahları kim bağışlar? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler. İşte böyle olanların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanmak ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedidirler. Böyle çalışanların mükâfatı ne güzeldir” (Ali İmran 135-136)

Bundan dolayı insan günah işlemek üzere ısrar etmemelidir. Kalbinden kötülük işlemek için vesvese geçerse hemen Allah’tan mağfiret dilesin ve vazgeçsin. Bu halde Allah onu affeder. Fakat kalbinden kötülük geçen kişi bunda ısrar ediyor, yapmak için fırsat kolluyorsa bu kişi günahkâr olur.

Bazı âlimler bu ayetin “…لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا” Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez…(Bakara 286) ayeti ile nesh edildiğini söylerler. Bu görüşü tercih etmiyoruz. Bunlar insanın içinden geçen, insanın gücü dışında olduğu için bu görüşü ortaya attılar. Oysa bu iki durum arasında çelişki yoktur. Yukarıda açıkladığımız gibi; insan kötülük yapmadıkça veya kötülük işlemede ısrarcı olmadıkça ve bunun üzerine Allah’tan mağfiret dilediği takdirde Allahu Teala onu affeder. Yapmak istediği o şeyden dolayı da onu sorumlu tutmaz. Vazgeçme, af dileme ise insanın gücü dâhilindedir, bunu yapmaya gücü yeter.

İbn-i Abbas bu ayetin mensuh olmadığını söyledi. Mücahid, Dahak ve El-Hasan el Basri gibi âlimler de bu ayetin neshedilmediğini söylemişlerdir.

Tekrar konumuza dönüp kalbin amelini, kalpte geçen vesveseleri, ısrarlı kalmakla ilgili konuya dönüp buna bazı ayetlerle açıklık getirmek istiyoruz. Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُم بِهِ وَلَكِن مَّا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا …

“…bir hata yapmışsanız, size günah yoktur. Fakat kalplerinizin kasıtlı olarak yaptıkları böyle değildir. Allah, bağışlayan ve merhamet edendir.” (Ahzab 5)

Buna göre insan bir kötülük işlemek için kalbinde bir kasıt bulunduruyorsa veya bu konuda ısrarcı ise o halde kaldığı müddetçe ona günah vardır. Yine Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَلَكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ

“…fakat kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar…” (Bakara 225)

İnsanın kalbinde kasıt varsa veya ısrar ederse, vazgeçmeyi ve tövbe etmeyi düşünmüyorsa hesaba çekilir. Başka bir ayette Allahu Teala şöyle buyurdu:

إنْ يَعْلمِ اللّهُ فِي قُلُوبِكُمْ خَيْرًا يُؤْتِكُمْ خَيْرًا

“…Allah kalbinizde bir iyilik bulursa, size sizden alınanın daha hayırlısını verir…” (Enfal 70)

Şu var ki, insan bile bile kötü amel işlerken, Allah’ın emrine muhalefet ederken kalbim temiz, niyetim iyidir derse ondan kabul edilmez, günahkâr sayılır. Zira niyet ve amel doğru olmalıdır. Biri küfür yönetimine katılırken ve kanunlarını uygularken niyetim iyidir, Müslümanlara hizmet etmektir derse ondan kabul edilmez, büyük günah işlemiş olur. Çünkü kendi gücüyle ve iradesiyle bu kötü işi yapıyor. Zira Allah bunu nehyetmiştir. Ayrıca Allah bunu ondan istemedi. Sadece kendi emrine göre doğru ameli yapılmasını istedi. Ya iyi amel yap, ya da yapamazsan kötü iş yapma. İslam kanunlarını uygulanmasını sağlayamıyorsa küfür rejimlerine de kesinlikle katılmasın ve onların kanunlarını uygulamasın.