بِسْمِ اللَّـهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

Soru Cevap

Soru:

Küresel enerji ve gıda krizi olası küresel bir ayaklanmayı doğurur mu?

Cevap:

Evvela şunu belirtelim; dünyadaki enerji kaynakları ve gıda maddeleri bütün insanlara yetecek miktardadır ve fazlası vardır. Bu kriz sunidir, yapaydır. Bu durumun iktisadi ve siyasi olmak üzere iki boyutu vardır.

Petrol, gaz, kömür, nükleer ve sair enerji kaynakları hayli çoktur. Fakat büyük şirketler korona vebasından dolayı gördükleri zararları telafi etmekle beraber kârlarını katlamak isterlerken buna dayanarak devletler de daha fazla vergi tahsil ederek gelirlerini arttırmaya çalışıyorlar.

Korona vebası ile ilgili icraatlar şirketlere ve devletlerin bütçelerine çok zararlar getirdi. Bunu telafi etmek üzere fiyatları artırmakla ilgili çalışmalar başladı. Geçen senenin sonlarına doğru ve bu senin başlangıcında bu siyaset apaçık şekilde gözüktü. Fiyatlar sebepsiz artmaya başladı.

Geçen 24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı olunca, buda fiyatları yükseltmek için bir fırsat olarak değerlendirildi. 

Sanki dünya gıda hususunda Ukrayna’ya dayalıdır! Oysa dünyada birçok verimli arazi boştur. Özellikle, arazisi çok geniş ve verimli İslâm memleketleri gıda maddeleri konusunda bir siyasi ve iktisadi sebeple Ukrayna ve Rusya’ya dayandırıldı.

Misal olarak, Sudan Ukrayna’nın iki katıdır ve 100 milyonlarca dönüm verimli arazileri vardır, suyu boldur, altından nehirler geçmektedir, fakat Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal ediyor?!Kasıtlı olarak bu hâle getirildi, halkı fakirleştirip oradaki siyasi durumu değiştirip bölmek isterler.

Mısır’ın da geniş arazileri vardır, bu araziler çok verimli topaklardır. Nil nehri altından geçer, buğday ihtiyacının %80’ini Rusya ve Ukrayna’dan ithal ederek temin etmektedir. ABD ve Avrupa’daki tekstil ve sigara şirketlerinin ham madde ihtiyaçlarını temin etmek için buğday yerine pamuk ve tütün üretmeye yönlendirildi. Hem de bu iki bitki araziyi verimsiz bıraktığı hâlde. Oysa buğday ve diğer tahıl maddeleri böyle değildir.

Türkiye’nin durumu da buna benzer. Çok verimli arazisi vardır. Bağımlı ve yanlış siyasetten dolayı buğday ithal etmektedir. 2021 senesinde, dış ticaret beyanlarına göre 2,3 milyar dolar değerinde dışarıdan buğday ithal edildi. Türkiye buğday ithalatının %78’ini Rusya ve Ukrayna’dan karşılar. Oysa Türkiye dışa bağımlı siyaset takip etmeyip doğru bir tarım siyaseti izlerse kendi kendine yeterli olur ve buğday ihracatçısı bir ülke de olurdu.

Güney Suriye ve Kuzey Ürdün topraklarında bulunan Huran ovası buğday için en uygun bölgedir. Eskiden ekilince ürün orta doğu bölgesine yetiyordu. Hatta Roma imparatorluğun deposu olarak sayılıyordu. Fakat iki devletin siyasetinden dolayı ekilmiyor. Tersine tahrip ettiriliyor. Ürdün bu ovada hep zeytin ağacı dikiyor, buğdayı da dışarıdan ithal ediyor! Ağaç dikilince arazide buğday, arpa ve diğer tahıl ürünleri ekilemez. Bu şekilde kasıtlı bir siyasetle halkı aç bırakıp memleketi dışarıya bağlı kılmaktalar. Bu kasıtlı bir siyasettir.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Bu memleketlerin hep dışa bağlı kalmaları, gıda ihtiyacını temin etmekten aciz kalmaları istenmektedir. Böylece gıda emniyeti bulunmasın ve bağımsız olmasın. Bunlar ise sömürgeci devletlerin çizdikleri bir siyasettir.   

ABD ve kendisine bağlı olan IMF ve Dünya Bankası bu hususta rol oynamaktadır.

ABD’nin Rusya, Çin ve Avrupa’yla kavgası vardır. ABD dünyanın kendi egemenliği altından çıkmaması, diğer devletlerin kendi emrine tabi kalması ve kendisine uymayan veya isyan eden veyahut yarışmak veyahut çekişmek isteyen devletleri bir şekilde ezmeye veya kendisine uydurmaya yönelik planları vardır. Diğer devletler enerji ve gıda maddeleri hususunda sorunlar çıkarmaya çalışır. Kendisi enerji ve gıda maddeleri meselesini kendi elinde tutup diğer dünya devletleriyle oynamaya devam etmek ister, bu şekilde devletlerarası durumunda birinci devlet konumunu korur.

Nitekim ABD, dünyadaki gıda maddelerinin eksikliğinin Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından kaynaklandığı iddiasını yaymaya başladı. Bu şekilde bu meseleyi siyasi olarak kullanmaya başladı.  

Bu üç güç, ABD karşısında dururken beklenen dördüncü bir güç olan İslâm ümmetinin gücü vardır.  İslam memleketlerinde her an Hilâfet kurulabilir. ABD bunu engellemek için 2001’de haçlı seferleri başlatmıştı. Afganistan ve Irak’ı işgal etti, fakat bu iki memlekette Müslümanların direnişinden dolayı askerî olarak yenildi, siyasi hedeflerini gerçekleştiremedi.

Şimdi başka üsluplar kullanmaya başladı. Bu üslupların başında bu memleketlerin gıda emniyetinin olmaması, yoksul kalıp halklarının ekmek peşine düşmesi ve başka şey düşünmemesi gelmektedir.

Fakat bütün bu sinsi planları kendisine dönebilir, daha doğrusu Allah’ın izniyle kendi aleyhine dönecektir. İslâm halkları galeyan halindedir, her an patlayabilir. Özellikle Hizb-ut Tahrir gibi samimi liderlerine uyup hareket ederse gerçek ve köklü değişim olacaktır.

Başka memleketlerde de patlama olabilir, nihayet kapitalist sistem yıkılacak, halklar İslâm Hilâfet Devleti kurulunca gerçeği keşfedecek ve İslami çözümleri arayacaktır. O zaman dünya halkları kurtulur.

Esad Mansur