-48-

Bu ayetlerde şu hakikatleri açıklayacağız:

Şehitlerin sıfatı ve hayatı

Müminlerin vasıfları ve tutumları

Asabiyet

Şeytanın dostları ve onlardan korkmak

        Şehit kimdir?

         Vatan, millet, kavim vb. uğrunda ölenlere şehit denilir mi?

        Şehitler nasıl diri kalırlar?

         Onlara yetişecek müminlerin sıfatları nedir?

         Şeytan kimi korkutur?

         Müminler şeytanın dostlarından korkarlar mı?

وَلَا تَحۡسَبَنَّ الَّذِيۡنَ قُتِلُوۡا فِىۡ سَبِيۡلِ اللّٰهِ اَمۡوَاتًا ‌ؕ بَلۡ اَحۡيَآءٌ عِنۡدَ رَبِّهِمۡ يُرۡزَقُوۡنَۙ‏ ﴿۱۶۹﴾  فَرِحِيۡنَ بِمَاۤ اٰتٰٮهُمُ اللّٰهُ مِنۡ فَضۡلِهٖۙ وَيَسۡتَبۡشِرُوۡنَ بِالَّذِيۡنَ لَمۡ يَلۡحَقُوۡا بِهِمۡ مِّنۡ خَلۡفِهِمۡۙ اَ لَّا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُوۡنَ‌ۘ‏ ﴿۱۷۰﴾  يَسۡتَبۡشِرُوۡنَ بِنِعۡمَةٍ مِّنَ اللّٰهِ وَفَضۡلٍۙ وَّاَنَّ اللّٰهَ لَا يُضِيۡعُ اَجۡرَ الۡمُؤۡمِنِيۡنَۚ‏ ﴿۱۷۱﴾  اَلَّذِيۡنَ اسۡتَجَابُوۡا لِلّٰهِ وَالرَّسُوۡلِ مِنۡۢ بَعۡدِ مَاۤ اَصَابَهُمُ الۡقَرۡحُؕ لِلَّذِيۡنَ اَحۡسَنُوۡا مِنۡهُمۡ وَاتَّقَوۡا اَجۡرٌ عَظِيۡمٌ‌ۚ‏ ﴿۱۷۲﴾  اَلَّذِيۡنَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدۡ جَمَعُوۡا لَـكُمۡ فَاخۡشَوۡهُمۡ فَزَادَهُمۡ اِيۡمَانًاۖ وَّقَالُوۡا حَسۡبُنَا اللّٰهُ وَنِعۡمَ الۡوَكِيۡلُ‏ ﴿۱۷۳﴾  فَانْقَلَبُوۡا بِنِعۡمَةٍ مِّنَ اللّٰهِ وَفَضۡلٍ لَّمۡ يَمۡسَسۡهُمۡ سُوۡٓءٌۙ وَّاتَّبَعُوۡا رِضۡوَانَ اللّٰهِ ‌ؕ وَاللّٰهُ ذُوۡ فَضۡلٍ عَظِيۡمٍ‏﴿۱۷۴﴾  اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيۡطٰنُ يُخَوِّفُ اَوۡلِيَآءَهٗ فَلَا تَخَافُوۡهُمۡ وَخَافُوۡنِ اِنۡ كُنۡتُمۡ مُّؤۡمِنِيۡنَ‏ ﴿۱۷۵﴾ 

 “Allah uğrunda öldürülen kimseleri ölü sayma, daha doğrusu onlar diridirler, onlar Rableri yanında rızıklanıyorlar. (169)  Allah’ın kendi fazlından kendilerine verdiği şeylere seviniyorlar, arkalarından kendilerine daha yetişmeyenlere bir korku olmadığını ve üzüntü olmayacağını müjdeliyorlar. (170) Allah’ın nimeti ve fazlını ve Allah’ın müminlerin sevabını zayi etmeyeceğini de onlara müjdeliyorlar.(171) Onlar kendilerine ağır yara ve musibet dokunduktan sonra Allah ve Resulüne icabet ettiler. Onlardan Allah’tan korkup iyilik yapanlara büyük sevap vardır. (172) Onlar kendilerine (bir takım) insanlar şöyle deyince; insanlar sizinle savaşmak için toplandılar, öyleyse onlardan korkun! O müminler şöyle diyerek imanları arttı:  Allah bize yeter, o ne kadar güzel vekildir.(173) Allah’ın nimeti ve fazlıyla kendilerine bir kötülük dokunmadan iyi hale döndüler. Allah’ı razı eden emirlere uydular. Allah ise büyük fazlın sahibidir.(174) İşte; Şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, eğer mümin iseniz onlardan korkmayın ve yalnız benden korkun.(175)

İnsanı yaratan ve öldüren Allah (c.c) bize şöyle bir hakikat bildiriyor; kendi uğrunda öldürülen kimselerin ölü olmadıkları, daha doğrusu onlar diridirler, kendi yanında rızıklanıyorlar. Bu haber kesin manayla muhkem bir ayette geçmiştir; buna inanmamız gerekir. Ama Bakara suresi 154. Ayette bildirdiği gibi onların nasıl diri olduklarını hissedemezsiniz, bilemesiniz dedi. Bu ayetlerde Allah’ın sözünü yükseltmek için çarpışıp şehit olanların, mertebesinin ne kadar yüksek olduğunu vurgulamak istedi.

Bu ayette Allah (c.c) kendi sözünü yükseltmek ve kendi dinini hâkim kılmak için Müslümanların mücadele etmelerini kesin şekilde talep ediyor. Çünkü bunun uğrunda öldürülen Müslüman’ı diri saydı, yaşamaktadır, ama nasıl yaşıyor ve nasıl rızıklanıyor, bunu hiç bilemiyoruz çünkü hissedemiyoruz. Beş duyu organımızla hissetmediğimiz zaman bir düşüncemiz olamaz. Bu gaybla ilgili bir haber olur. Kesin delil ve kesin delaletle geçtiği için akideden bir parça olur.

Hadis-i şerifte şehitlerin nasıl ve nerede yaşadıklarına açıklamalar getirildi; Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu: “Onların ruhları yeşil kuşların içerisindedir, Arş’a asılı kandilleri vardır, cennette istediği şekilde dolaşıyor ve o kandillere sığınıyor”.(Müslim) ve buna benzer diğer kaynaklarda sahih hadisler geçti. Fakat bu hadis mütevatir değildir, onu akide haline getiremeyiz, ancak sahih olduğu için onu tasdik ederiz. Sahih hadisi inkâr eden günahkâr olur, kâfir olmaz. Ama bütün sahih hadisleri inkâr eden kâfir olur, zira toplamı mütevatir olur.

Ayette geçtiği gibi Allah’ın kendi fazlından kendilerine verdiği şeylere sevindiklerini açıklaması yeter. Bunun manası onlara verdiği şeyler çok çok güzeldir. Hatta geçen Hadis-i şerif’in devamında şöyle varit oldu: Allah onlara baktı ve sordu: Daha başka arzu ettiğiniz bir şey var mıdır?  Onlar: Daha ne isteyebiliriz ki cennette istediğimiz şekilde dolaşıyoruz diye Cevap verdiler. Onlara Allah bunu üç defa sordu. Onlar cevap vermeden bırakılmayacaklarını görünce şöyle dediler: Senin uğrunda tekrar savaşmak için ruhlarımızı vücutlarımıza iade et. Onların hiç bir isteği bulunmadığını görünce halleri üzerine bırakıldı”. Başka rivayette “ama hayır! Dünyaya hiç tekrar dönmesiniz”, dedi onlara.

Nisa suresinin 95 ve 96. Ayetlerinde: Allah mallarıyla ve canlarıyla cihat edenlere kendi katından yüksek derece, mağfiret ve rahmetin var olduğunu bildirdi. Birçok ayette mallarıyla ve canlarıyla cihat edenler veya savaşanları övdüğü ve cennetle hem de yüksek derecede bulunduklarını gösterdi.

Bu şekilde cihadın ehemmiyetini vurgulamıştır. İslam’da yüksek derecesi vardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem  şöyle buyurdu:

“Her işin başı İslam’dır, Onun direği namazdır ve zirvesi, yüksek tepesi ise cihattır”. (Buharı ve Müslim)

Bu hadis ve birçok hadisten ve başka ayetlerden şu hakikat belli olur; her iş İslam’a dayandırılır, yoksa kabul edilmez. Devletin sistemi, anayasası, mekanizması, iç ve dış siyaseti, ferdin özel hayatı, toplum ve insanlar arası ilişkiler İslam’a dayandırılır. Aynı anda her Müslüman takvasıyla kendiliğinden namaz kılmazsa kılmaya zorlanır, yoksa cezalandırılır. Devlet İslam’ı yaymak için cihadı bir siyaset edinir, orduyu kurar, eğitir ve en gelişmiş silahlarla donatır.  Düşmanlar İslam memleketlerine saldırırsa hepsi savaşa koşarlar. Zira cihat yoluyla Allah’ın dini yayılır, hâkim olur, yürürlüğe girer, uygulanır, Müslümanlar ve diyarları korunur. Aksi halde bu asırdaki gibi din alaya alınır, ayaklar altına alınıp çiğnenir, Müslümanlar zelil olur, dinlerini terk etmek için kendilerine savaş açılır ve sürekli saldırılır. Memleketleri işgal edilir, küfür olan demokrasi ve laiklikle yönetilir ve buna uydurulurlar.

Şehit olan kimse ayetlerde geçtiği gibi; sırf Allah uğrunda savaşıp öldürülen kimsedir. Vatan, millet, kavim, kabile, aşiret, grup ve toprak uğrunda savaşanlar şehit olmazlar. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’e şöyle soruldu:

 “Adam ganimet için savaşır,   makamının ne olduğu görülsün diye savaşır,  şöhret için savaşır, hangisi Allah uğrunda savaşmış olur? Resulullah: kim Allah’ın sözünü yükseltmek için savaşırsa o Allah uğrunda savaşmış olur”. (Müslim)

Başka rivayette: “Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’e şöyle soruldu:

“Adam kendisinin cesur olduğunu göstermek için savaşır,  hamiyet olarak (ırk, kavim, millet, toprak, grup ve benzeri) için savaşır, adam riyakârlık için savaşır,  hangisi Allah’ın uğrunda savaşmış olur? Resulullah: Kim Allah’ın sözünü yükseltmek için savaşırsa o Allah uğrunda savaşmış olur”. (Müslim)

Şehidin manası, Allah’ın kendi uğrunda öldürülen kimsenin cennete gireceğine dair yaptığı şahitliktir. Allah kim benim sözümü yükseltmek için çarpışırsa ve öldürülürse ona cennet vereceğine söz vermiştir, bu kişinin cennetlik olduğuna şahitlik yapmıştır.

Hatta asabiyet uğrunda savaşanların cehennemlik olduklarını gösterdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

“Körlük, karanlık (İslam dışı) sancağı altında asabiyete çağırarak veya asabiyet için kızarak  savaşırsa ve öldürülürse cahiliye ölümüyle ölür”. (Nesai, İbniMaceh, İbniHanbel)  

Asabiyet ise; Milliyetçilik, vatancılık, kabilecilik, particilik ve grupçulukla ilgili duygulardır. Kendi milleti veya vatanı, kabilesi, aşireti, partisi ve değişik grubu için kızıp meydana çıkarsa asabiyet sahibi olur. Bunun uğrunda savaşırsa cahiliye uğrunda savaşmış olur. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

“Asabiyete çağıran bizden değildir, asabiyet için savaşan bizden değildir, asabiyet için ölen bizden değildir”. (Ebu Davut)

 “Onu (asabiyeti) terk edin, o kokuşmuş bir şeydir”. (Buharı ve Müslim)

Allah, Resulü ve dini için kızarak; Kavimlere, topraklara, kabilelere, partilere ve değişik  grupçuluğa Allah’ın dinini hâkim kılmak  için savaşırsa, Allah’ın sözünü yükseltmek için savaşmış olur.

Allah’ın emrine icabet ederek Müslümanları ve topraklarını savunarak savaşırsa, Allah uğrunda savaşmış olur. Ama Allah’ın emrine bakmadan sırf halkı veya toprağı olduğu için savaşırsa, Allah uğrunda savaşmış sayılmaz. Nitekim cihat bir ibadettir ve niyet şarttır. Allah’ın rızası için niyet edilmelidir, yoksa kabul edilmez.  Bakara suresi 265 ve 272. ayetlerde “Allah’ın yüzü için harcama yaparsınız sevabı alırsınız”, Nisa suresi 114. Ayette “birbirlerine fısıldayarak konuşmalarının çoğu hayırlı değildir. Ancak sadaka vermek, iyiliğe çağırmak ve insanlar arasında sulh yapmak müstesnadır. Kim bunu Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa karşılığı büyük sevap vereceğiz”. Rad suresi 20 – 23. ayetlerinde “Allah’tan korkarak, onun hesabından ve onun yüzü (rızası) için kim ahdine vefakârlık yaparsa, sıla-i rahim yaparsa, namaz kılarsa, gizlice ve aşikâr harcama yaparsa onlar için cennet var”. Leyl suresi 19-20 ayetlerinde “ Bir kimse ancak Allah’ın rızasını isteyerek bir amel yaparsa mükâfatını alır”.  Buna benzer birçok ayette sırf Allah’ın rızası için işler yapılmalıdır. Allah için yapılmasa kabul edilmez. Allah için amellerde veya ibadetlerde niyet şarttır.

Ayrıca iş Allah’ın emrettiği gibi yapılmalıdır. Allah’ın emrine muhalefet ederek yapılırsa ondan kabul edilmez. Biri namazda üç secde yaparsa ondan kabul edilmez, hoplayarak zıplayarak ibadet yaparsa kabul edilmez, demokratik yolla İslam devletini kurmak için çalışırsa ondan kabul edilmez. Ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in metodunu izleyerek çalışırsa kabul edilir. Zira Ahzap suresi 21. Ayette

لَقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِىۡ رَسُوۡلِ اللّٰهِ اُسۡوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَنۡ كَانَ يَرۡجُوا اللّٰهَ وَالۡيَوۡمَ الۡاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثِيۡرًا ؕ‏

“Allah’a ve ahiret gününe ümit eden ve Allah’ı çokça zikreden kimselere Resulullah güzel örnektir”.

 Onun yolunda gidip onun gibi çalışmak İslam devletini kurmak için doğru yol ve Allah’ın emrine göre yapılacak ameldir.

Yine riyakârlık veya gösteriş için savaşanların hiç sevapları olmadığı ve daha doğrusu cehennemlik oldukları gösterildi. Bakara suresi 264. ayette açıklandı. Tefsirimize bakın.Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:“… Allah uğrunda öldürülen kimse getirilir ve sorulur: Kimin uğrunda öldürüldün? Şöyle cevap verir: Senin uğrunda cihat etmek için emir verildi, senin uğrunda öldürülünceye kadar savaştım ve öldürüldüm. Allah ona şöyle der: Yalan söyledin. Melekler de ona yalan söyledin derler. Allah ona şöyle der: Daha doğrusu sana filan kişi cesurdur denilsin diye savaştın. Cehennem ateşi kendisi için kızdırılır”. (Tirmizi, İbniHibban, İbniHuzeyme)

Nitekim şehit neden bu lakabı aldı? Çünkü cennetlik olacağına Allah ve Resulü şahit oldu. Al-i İmran suresi142 ve 195, Tövbe suresi 20-22 ve 111. ayetlere bakın.

Bunun manası sırf Allah uğrunda savaşırsa şehit sayılır. Arapçada Şehit kelimesinin manası şahittir. Bunun Şeri manası ise Allah uğrunda savaşıp öldürülen kimsedir. Allah ve Resulü böyle kimselere bu lakabı verdi. Al-i imran suresi 140. ayete bakın. Ayrıca bu ayetle ilgili tefsirimize bakın. Bununla ilgili birçok sahih hadis vardır.  

İşte; Allah’ın kendi fazlından kendilerine verdiği şeylere sevindikleri gibi arkalarından kendilerine daha yetişmeyenlere bir korku olmadığını ve üzüntülü olmayacaklarını müjdeliyorlar. Allah bu ayette şehitlerin müjdesini diğer müminlere tebliğ ediyor. Zira şehitler gördükleri iyilik, hayır ve büyük ödülü yaşayan müminlere bildiremedikleri için onların yerine Allah bu ayetle bildiriyor. Çünkü şu anda yaşıyorlar ve rızıklanıyorlar, ama dünyaya dönemiyorlar cennette ikamet ediyorlar. Müminlere müjdeyi iletmek istiyorlar, kim iletecektir? Allah bu görevi üstleniyor. Allah uğrunda cihat etmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu bir kere daha pekiştiriyor. Zira insanın kendisi için en pahalı şey kendi canıdır. Allah onun canını feda etmesini talep ediyor ve mümin ona icabet ederek Allah uğrunda feda ediyor. Bundan daha büyük bir fedakârlık var mıdır? Bu nedenle bu fedakâr kişi öyle yüksek bir mertebeyi hak etmiş oldu.  Zira Allah müminlerin sevabını zayi etmeyeceğini müjdeliyor.

اَلَّذِيۡنَ اسۡتَجَابُوۡا لِلّٰهِ وَالرَّسُوۡلِ مِنۡۢ بَعۡدِ مَاۤ اَصَابَهُمُ الۡقَرۡحُؕ لِلَّذِيۡنَ اَحۡسَنُوۡا مِنۡهُمۡ وَاتَّقَوۡا اَجۡرٌ عَظِيۡمٌ‌ۚ‏

“Onlar kendilerine ağır yara ve musibet dokunduktan sonra, Allah ve Resulüne icabet ettiler. Onlardan Allah’tan korkup iyilik yapanlara büyük sevap vardır.”

Allah (c.c) bu ayetle şehitliği dileyen müminlerin sıfatlarını gösteren bir haber veriyor. Usul-u fıkha göre; bir haber, bir talep demektir. Bu talep kesin karine ile geçti. Zira onlara büyük sevap vaat etti. İşte; şehit olmayı dileyen kimseler o gerçek mümindirler, onların sıfatları kendilerine ağır yara ve musibet dokunduktan sonra Allah’a icabet ederler, caymazlar, yılmazlar, tekrar savaşmaya giderler, mücadeleye devam ederler ta ki şehit oluncaya kadar. Uhut savaşında bu zararı gördüler, ama gelecek savaşlarda geri kalmadılar.

Bazı insanlar kendilerine zarar dokunursa mücadeleden kaçarlar. Bunu bu günlerde İslam davetini yüklenenlerde de görürüz. Bazıları hapse düşerler, işkence görürler, senelerce hapiste yatarlar. Çıktıktan sonra tekrar daveti yüklenmeye devam ederler, vazgeçmezler, şehit oluncaya kadar mücadele etmeye devam ederler. Böyle kimseler gerçek samimi müminlerdir, takva ve ihsan sahibidirler. Allah onlara büyük sevap verecektir. O ise cennettir, hem de cennette en yüksek derecededirler.  

 Onların sıfatları şudur:

اَلَّذِيۡنَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدۡ جَمَعُوۡا لَـكُمۡ فَاخۡشَوۡهُمۡ فَزَادَهُمۡ اِيۡمَانًاۖ وَّقَالُوۡا حَسۡبُنَا اللّٰهُ وَنِعۡمَ الۡوَكِيۡلُ

“Onlar kendilerine (bir takım) insanlar şöyle deyince; insanlar sizinle savaşmak için toplandılar, öyleyse onlardan korkun! O müminler şöyle diyerek imanları arttı:  Allah bize yeter, o ne kadar güzel vekildir.” Kendilerine “insanlar sizinle savaşmak için toplandılar, öyleyse onlardan korkun!” diyen insanlar ise; münafıklardır. Bunlar içerideki gizli kâfirlerdir. Savaşmak için toplanan insanlar dışarıdaki kâfirler.  İçerideki kâfirler müminleri dışarıdaki kâfirlerden korkutmaya çalışıyorlar. İçerideki kâfirler müminleri korkutma ve morallerini bozma rolünü oynarlar.

Bu günkü gibi münafıklar Hilafet’i kurmak için mücadele edenlere; “Yahudi varlığı, Amerika, Avrupa ve bütün dünya size karşı toplanıp saldıracak, onlardan korkun bu işten vazgeçin, normal olup var olan rejimle geçinin, bunlara karşı gelmeye çalışmayın ve yumuşayın” derler. Hatta Müslümanlardan imanı zayıf olan kimseler bunu söyler veya münafıkların propagandasından etkilenerek söyler ve daveti yüklenmekten geri kalırlar.

Ama müminler hiç kokmadılar, yumuşamadılar ve sebatlılık gösterdiler. Zira Allah’a güvenleri hiç sarsılmaz. İman Allah’ın zaferine ve yardımına güvenmeyi gerektirir. Müminler zor duruma düştükçe Allah’a daha fazla bağlanır ve yalnız ondan yardım beklerler. Çünkü kaza ve kadere inanırlar, kendilerine bir zarar gelecekse ancak Allah onu takdir ederse gelir, yoksa kendilerine karşı bütün insanlar toplansa bile o zarar gelmez.  Tövbe suresinin 51. ayetinde bunu pekiştirerek bildirdi.

 Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bunu hatırlatarak şöyle buyurdu: “Allah’ı koru! (O’nu aklında tut, dinine bağlan ve ondan kork) Allah seni korusun.  Allah’ı koru! Senin yanında onu bulursun. Eğer bir şey ister! Yardım dilersen Allah’tan dile! Şunu bil (şuna inan)ki; eğer insanlar sana bir menfaat sağlamak için toplansalar, sana sağlayamazlar, ancak Allah bunu yazmışsa müstesnadır. Yine sana zarar getirmek için toplansalar sana zarar getiremezler. Ancak Allah bunu yazmışsa müstesnadır. Kalemler kaldırıldı ve mürekkep kurudu.”(yazılanlar değişmez demektir). (Tirmizi ve İbni Hanbel)   

Müminin imanı böylece artar ve güçlü olur. Allah’a bağlandıkça ve güvendikçe imanı artar ve kuvvetli olur. Allah kendisi için yeter, O’nu vekil edinir. Yani; Rabbim beni savunur, himaye eder ve bana sahip çıkar. Şöyle buyurdu:

اِنَّ اللّٰهَ يُدٰفِعُ عَنِ الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡٓا‌ ؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُوۡرٍ

“Muhakkak ki Allah müminleri savunur. Şüphesiz ki Allah hainleri ve nankörleri sevmez”  (Hac 38).

 Bir kimse Allah’a, Resulüne, dinine ve emanete hainlik yaparsa, Allah onu hem dünyada hem ahirette rezil edecektir. Yine de Allah’ın nimetine nankörlük yaparsa,  Allah onu alçaltır. Ondan sonraki ayetlerde şöyle buyurdu:

وَلَيَنۡصُرَنَّ اللّٰهُ مَنۡ يَّنۡصُرُهٗ ؕ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِىٌّ عَزِيۡزٌ‏

“And olsun ki! Muhakkak ki Allaha yardım edene Allah ona yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir ve izzet sahibidir” (Hac 40)

O ayetlerde (Hac 38-41 ayetlerde) onların sıfatlarını açıklamıştır: zulme uğramalarına rağmen dinleri üzerinde sebat gösterdiler, Allah uğrunda savaştılar, Rabbimiz Allah dediklerinden dolayı kendi diyarlarından haksızca çıkarıldılar, ondan sonra Allah kendilerine yeryüzünde imkân ve otorite verince namazı ikame ederler, din ahkâmını kılarlar, zekatı veririler, marufu emreder ve münkeri nehyederler.

Bazı Müslümanların taviz verme, gevşeme ve zaaflık göstermesinin sebebi; Allah’a  güvenleri ve dayanmalarının zayıf olmasından kaynaklanır. İnsanlardan korkarlar ve tavizler verirler. Mücadelede gevşeklik gösterirler.

Müminler Allah’a tam olarak güvenirler ve itimat ederlerse ayette geçtiği gibi netice şöyle olur:

فَانْقَلَبُوۡا بِنِعۡمَةٍ مِّنَ اللّٰهِ وَفَضۡلٍ لَّمۡ يَمۡسَسۡهُمۡ سُوۡٓءٌۙ وَّاتَّبَعُوۡا رِضۡوَانَ اللّٰهِ ‌ؕ وَاللّٰهُ ذُوۡ فَضۡلٍ عَظِيۡمٍ

“Allah’ın nimeti ve fazlıyla kendilerine bir kötülük dokunmadan iyi hale döndüler. Allah’ı razı eden emirlere uydular. Allah ise büyük fazlın sahibidir”. Hendek savaşında kendilerine hiç bir şey dokunmadı. Uhut savaşında zarar gördükten sonra gevşemediler, tekrar cihat etmek için hazırlandılar. Hendek savaşında kendilerine karşı bütün kâfir güçler toplandı, ama Allah müminlere yardım etti ve kendilerine zarar dokundurmadan kâfirlerin saldırılarından onları korudu ve galip getirdi. Nitekim onlar Allah’ı razı eden emirlere uydular.

Kâfirlerin fikir, teklif ve sistemlerine uymadılar. Allah’ın kendilerine indirip razı ettiği din üzerine sebatlılık gösterdiler, hiç taviz göstermediler ve gevşemediler. Allah (cc) Ahzab suresi 22. Ayetinde bunu gösterdi:

“ Müminler küfür güçlerinin kendilerine karşı toplanıp saldırdıklarını görünce şöyle dediler: İşte Allah ve Resulünün vaat ettiği budur, Allah ve resulü doğru söylediler. O durum ancak imanları arttırdı ve Allah ve Resulüne teslimiyetleri de arttı.”

“Ama münafıklar ve kalpleri  hastalıklı olan kimseler ise şöyle dediler: Allah ve Resulü ancak kuru, aldatıcı vaatlerde bulundular.”Ahzab suresinin 12. Ayetinde gösterildiği gibidir. Bunlar Allah’a; hakikaten iman etmedikleri için güvenmiyorlar. Bu sebeple dışarıdaki kâfirlerin gücünü görünce aldanırlar ve hareket etmeye başlarlar. Müminlerin morallerini ve sebatlılıklarını bozmaya çalışırlar. İmanı zayıf olan kimse veya münafık Allah’ın ne kadar güçlü olduğunu hiç tasavvur edemiyorlar, sadece kendi karşısında gördükleri güçlere bakıyorlar. Allah’ın bütün bu güçleri birden yenilgiye uğratıp az olsalar bile müminleri galip getirebileceğini akılları hiç alamıyor. Kâfirler de aynıdır.

Allah müminleri uyarak şöyle buyurdu:

اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيۡطٰنُ يُخَوِّفُ اَوۡلِيَآءَهٗ فَلَا تَخَافُوۡهُمۡ وَخَافُوۡنِ اِنۡ كُنۡتُمۡ مُّؤۡمِنِيۡنَ‏ ﴿۱۷۵﴾ 

“İşte; Şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, eğer mümin iseniz onlardan korkmayın ve yalnız benden korkun.”

Kâfirler, münafıklar ve kalbi hasta olanlar şeytanın dostlarıdırlar. Şeytan bunları korkutur. Bu nedenle karşılarında korkutucu güç görünce sebatlılık göstermezler, gevşerler ve tavizler gösterirler veya meydandan kaçarlar.

Allah müminleri uyarıp imanlarını kendilerine şöyle hatırlatıyor:“ Eğer mümin iseniz onlardan korkmayın ve yalnız benden korkun.” Gerçek müminler kâfirlerden ve şeytanın dostlarından korkmazlar. Bu nedenle, gevşeklik, zaaflık ve taviz göstermezler. Hedefleri gerçekleşinceye kadar mücadelelerine devam ederler. Allah’ın zaferi gelinceye veya şehit oluncaya kadar savaşırlar. Yalnız Allah’tan korkarlar. Çünkü Allah kâfirleri yarattığı gibi öldürecektir, onları yok etmeye kadirdir, sadece ecellerine kadar onları erteletir. Onları yenilgiye uğratmaya kadar, güç kendi ellindedir, göklerin ve yerin askerleri onundur. Hendek savaşında kâfir güçleri şiddetli rüzgârla hezimete uğrattı. Bedir savaşında melekleri göndererek kâfirleri korkutup yenilgiye uğrattı. Birçok savaşta kâfirlerin kalplerine korku sokarak onları müminlere mağlup ettirdi.

Bu nedenle müminler Allah’a tam güvenip dayanırlar, onun dinine sahip çıkarlar ve sarılırlar. O halde; şüphesiz er geç onlara zaferi verecektir. Önce onları değişik musibetlerle dener, ondan sonra zaferi verir. Mücadele ederken veya savaşırken öldürülenler şehit olurlar, onlar Allah yanında diridirler ve rızıklanırlar, onlar kazandılar, ne mutlu onlara.